Fiziğin en temel kanunlarından biri olan “Termodinamiğin İkinci Kanunu”, evrende kendi haline, yani doğal şartlara bırakılan tüm sistemlerin, zamanla doğru orantılı olarak düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya doğru gideceğini söyler. Canlı, cansız herşey zaman içinde aşınır, bozulur, çürür, parçalanır ve dağılır. Bu, er ya da geç her varlığın karşılaşacağı mutlak sondur ve bu kaçınılmaz sürecin geri dönüşü yoktur.

Termodinamiğin İkinci Kanunu, hepimizin yaşamımız sırasında da yakından gözlemlediği bir durumdur. Örneğin bir arabayı çöle götürüp bırakır ve aylar sonra durumunu kontrol ederseniz, elbette ki onun eskisinden daha gelişmiş, daha bakımlı bir hale gelmesini bekleyemezsiniz. Aksine lastiklerinin patlamış, camlarının kırılmış, kaportasının paslanmış, motorunun çürümüş olduğunu görürsünüz. Bu değişim kanunu gezegenlerden güneş sistemlerine, galaksilerden yıldızlara kadar evrendeki her şey için geçerlidir. Aynı kaçınılmaz süreç canlı varlıklar için çok daha hızlı işler.

Termodinamiğin İkinci Kanunu

İşte Termodinamiğin İkinci Kanunu bu doğal sürecin, fiziksel denklem ve hesaplamalarla ifade ediliş biçimidir.

Bu ünlü fizik kanunu, “Entropi Kanunu” olarak da adlandırılır. Entropi, fizikte bir sistemin içerdiği düzensizliğin ölçüsüdür. Bir sistemin düzenli, organize ve planlı bir yapıdan bozularak düzensiz, dağınık ve plansız bir hale geçmesi o sistemin entropisini artırır. Bir sistemdeki düzensizlik ne kadar fazlaysa, o sistemin entropisi de o kadar yüksek demektir. Entropi Kanunu, tüm evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde sürekli daha düzensiz, plansız ve dağınık bir yapıya doğru ilerlediğini ortaya koymuştur.

Termodinamiğin İkinci Kanunu ya da diğer adıyla Entropi Kanunu, doğruluğu teorik ve deneysel olarak kesin biçimde kanıtlanmış bir kanundur. Öyle ki yüzyılımızın en büyük bilim adamı kabul edilen Albert Einstein, bu kanunu “bütün bilimlerin birinci kanunu” olarak tanımlamıştır. Sir Arthur Eddington da bu kanundan, bütün evrenin en üstün metafizik kanunu olarak bahseder.

Termodinamiğin İkinci Kanunu ortaya koyduğu bu gerçeklerle evrim teorisinin iddialarını tümüyle çürütmektedir. Evrime göre, dağınık, düzensiz, cansız atomlar ve moleküller, zamanla kendi kendilerine tesadüflerle bir araya gelerek düzenli ve planlı proteinleri, DNA, RNA gibi son derece kompleks moleküler yapıları, ardından da çok daha ileri düzenlere, organizasyonlara ve tasarımlara sahip milyonlarca canlı türünü ortaya çıkarmışlardı. Evrimin iddialarına göre, her aşamada daha planlı, daha düzenli, daha kompleks ve daha organize bir yapıya doğru ilerleyen bir süreç vardır. Bu hayali süreç, Entropi Kanunu’nun ortaya koyduğu gerçeklere bütünüyle aykırıdır. Bu nedenle evrim gibi bir sürecin, en başından en sonuna kadar varsayılan hiçbir aşamasının gerçekleşmesi mümkün değildir. Evrimci bilim adamları da bu açık çelişkinin farkındadırlar. J. H. Rush şöyle der:

“Evrimin kompleks süreci içinde yaşam, Termodinamiğin İkinci Kanunu’nda belirtilen eğilime belirgin bir çelişki oluşturur.” (J. H. Rush, The Dawn of Life, New York: Signet, 1962, s. 35.)

Çelişkiler Yumağı

Evrimci bilim adamı Roger Lewin de, bir başka bilimsel dergi olan Science’daki bir makalesinde evrimin termodinamik açmazını şöyle dile getirmektedir:

“Biyologların karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu’yla olan açık çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara doğru bozulmalıdırlar.” (Roger Lewin, “A Downward Slope to Greater Diversity”, Science, cilt 217, 24 Eylül 1982, s. 1239)

Görüldüğü gibi, evrim iddiası bütünüyle fizik yasalarına aykırı olarak ortaya atılmış bir iddiadır. Termodinamiğin İkinci Kanunu, evrim teorisi karşısına bilimsel ve mantıksal açıdan aşılması imkansız bir fiziksel engel oluşturmaktadır.

Bu engeli aşacak hiçbir bilimsel ve tutarlı açıklama getiremeyen evrimciler ise bu sorunu ancak hayal güçlerinde aşabilmektedirler. Örneğin, ünlü evrimcilerden Jeremy Rifkin, evrimin, bu fizik kanununu sihirli bir güçle aştığına inandığını belirtmektedir:

“Entropi Kanunu, evrimin bu gezegendeki yaşam için mevcut olan tüm enerjiyi dağıtacağını söyler. Bizim evrim anlayışımız ise bunun tam tersidir. Biz evrimin sihirli bir şekilde yeryüzünde daha büyük bir değer ve düzen artışı sağladığına inanıyoruz.” (Jeremy Rifkin, Entropy: A New World View, s. 55)

Bu sözler, evrimin bilimsel bir tezden daha çok, dogmatik bir inanç biçimi olduğunu ifade etmektedir.

Buraya kadar tüm bu anlattıklarımızdan da anlaşılmaktadır ki evren üstün kuvvet sahibi Allah”ın bir yaratmasıdır ve O”nun kendisi için takdir etmiş olduğu düzene göre hareket etmektedir. Bu durum Kuran’ da da şu şekilde bildirilmektedir:

“O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiç bir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.” (Mülk Suresi, 3–4)

Bu makale, Mercek Dergisi 05. sayı (Kasım 2001) 36. sayfada yayınlanmıştır.