Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz - (1703 - 1771 )

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz - (1703 - 1771 )

Kısaca: 18 Mayıs 1703 yılında Hasankale’de (pasinler) doğdu. Mutasavvıf. Dokuz yaşındayken babasıyla Siirt’e gitti ve Tillo Köyü’ndeki Kadiri Şeyhi İsmail Fakirullah’a bağlandı.1735′te Erzurum’a döndü. Üç defa hacca giden, Arabistan ve Mısır’ı dolaşan İbrahim Hakkı,1752′de İstanbul’da Sultan I.Mahmud Han’ın özel izniyle saray kitaplığından yararlandı. Şiirlerini İlâhiname adı altında toplayan İbrahim Hakkı, ünlü eseri Marifetname’de çağının jeolojiden astronomiye, fizyolojiden psikolojiye kadar pek çok alandaki bilgilerini bir araya getirmeye çalıştı.

Osman Efendi adlı bir şeyhin oğludur. Babası saygın bir mutasavvıf idi ve İbrahim Hakkı’yı iyi bir eğitimle yetiştirdi. İbrahim Hakkı olgun bir düşünürdü. Yetmişten fazla eser yazdı. Eserleri arasında en meşhuru olan Marifetname adlı eseri, yaşadığı dönemin bütün bilgilerini kapsayan ansiklopedik özellikte bir eserdir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eseriyle insanlara önce çevrelerindeki eşyayı, daha sonra kendilerini ve en sonunda da Tanrıyı bildirmeyi amaçlıyordu. Kitabın içindeki Kıyafetname adlı bölüm ise bir çeşit görgü bilimidir. Erzurumlu İbrahim Hakkı, dar çevresi içinde tasavvufu öğrenmişti. O, derin düşüncesiyle cisimlerin birleşmesini, hayatın doğuşunu, cinslerin gelişmesini yepyeni bir görüşle ortaya atmıştı.

Ona göre Tanrı önce “Kendi nurundan bir cevher var edip, andan cemi kâinatı tedric ve tertip ile halk etmiştir; buna Cevher-i Evvel denir.”

Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya göre, bütün varlık küre şeklindedir: “Alemin her ne tarafına nazar olunsa şekli muhaddep görünür.” “Arzda ve semada müşahede olunan bütün şekiller yuvarlaktır”. Einstein bu görüşü ondan çok daha sonra matematiksel yollardan göstermiştir. İnsanların nazarında çok önemli bir yer işgal eden Marifetname adlı eseri defalarca basılmıştır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı 1771 yılında vefat etti.

 


 

On yedinci yüzyıldan itibaren Batı ile karşılaştığında bilim alanında Osmanlı imparatorluğunda gözle görülür bir gerileme belirlenmektedir. Batıda bu yüzyılda Deseartes, Francis Bacon, Galile ve Newton, gibi daha sonraki bilimsel çalışmalara yön veren bilim adamları çalışmalarını sürdürürken ve farklı dallardaki çalışmalarıyla katkılarda bulunurken, aynı paralelde çalışmalara Osmanlı imparatorluğunda rastlanmamaktadır’. Siyasi, iktisadi ve bilimsel yönden bir durgunluk dönemenin işaretlerini veren Osmanlılarda, Avrupa etkisi de kendisini hissettirmeye başlamıştı. Bu dönemde devrin özelliklerin aksettiren bilim adamları Katip Çelebi’dir. Adıvar Katip Çelebi için şöyle demektedir: ‘Batı ilmi ile sıkı temasa başlayan ve özellikle o ilmin değerini ve önemini taktir eden ve batı ilmiyle Doğu ilmi arasındaki seui yıkmaya çalışan kişi olması dolayısıyla, kendisi Türkiye’nin ilmi devrimcisi olarak anmasak bile, Türkiye’de ilmi Rönesans’ın müjdecisi diye kabul edebiliriz’. Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, Osmanlı Imparatorluğu artık yüzünü Batıya döndürmüş; Batıda hızla gelişen bilimsel faaliyetin farkına varmıştır2•

On altıncı yüzyılda Avrupa’daki bilimsel faaliyet ve Osmanlı imparatorluğundaki karşılaştınldığı zaman bilimsel açıdan çok belirgin bir farklılık göze çarpmaz, ancak bilindiği gibi, Avrupa’daki bilimsel çalışmalardaki reform çalışmaları on ikinci yüzyıldan başlayarak kendini yenilemiş, islam Dünyasındaki belli başlı bilimsel eserlerin çevrilmesi ile belli bir temeloluşturulmuştu. Bir taraftan bilimsel temeloluşturulurken, diğer taraftan eğitim ve öğretim kurumlarındaki yapılanmalar bilimin sağlam temellere dayandırılmak suretiyle gelişim sürecinin sürekliliği sağla nacak şekilde bir düzen kurulmuştu. Halbuki Osmanlılarda Islam Dünyasından intikal eden bilgilerin kullanımı aralıksız sürmüştür; bir başka ifade ile, aslında Osmanlı imparatorluğundaki bilimsel çalışmalar aslında İslam Dünyasındakilerin bir devamı niteliğindedir. Ancak, Batıda yapılan atılım niteliğinde bir harekete Osmanlılarda rastlanmamaktadır. Bundan dolayıdır ki on yedinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasında bilimsel açıdan önemli farklılıklar ortaya çıkmıştır ve bu farklılık on sekizinci yüzyılda daha da fark edilir hale gelmiştir.

On yedinci yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğunda hissedilmeye başlayan Batı etkisinin on sekizinci yüzyılda daha da artarak devam ettiği görülmektedir. Devlet de Avrupa’nın bilimsel ve teknik olarak daha ileri oludğunu kabul ederek, Batılılaşma denecek olan hareketin ilk adımları diyebileceğimiz hareketleri başlatmıştır. Bunlardan biri matbaanın kurulmasıdır3•

Yine bu yüzyılda Batılılaşma hareketleri içinde yer alan çeviri faaliyeti ve batı modeli açılan teknik okullarla karşılaşmaktayız. Bunlardan birincisi içinde erken tarihlerde olmak üzere, daha çok Islam Dünyasının belli başlı klasik eserlerinin çevirilerine rastlamaktayız. Bunlar arasında Batıda da uzun yüzyı,ılar yaygın bir şekilde kullanılan ve ders programlarında yer almış olan ıbn Sina’nın el-Kanun adlı eserinin Osmanlıca çevirisi de bulunmaktadır. Ancak o tarihlerde yapılan çevirilerin bugünkü anlamda bir çeviri olmaktan çok, bir yorum şeklinde olup, çevirmenin katkılarının da bulunduğu bir çeviri olduğu da bilinmelidir. Tokatlı Mustafa’nın el-kanun çevirisi de bu nitelikte olup, zaman zaman devrinin bilgilerini katmaktan kaçınmazken, kendisi için gereksiz gördüğü kısımları da almamakta tereddüt etmemiştir.

Bu dönemin diğer bir yeni liği de Batıdaki teknik okullar örnek alınarak kurulan okullardır. Bunlar ilk adımda Mühendishaneler Kara ve Deniz Mühendis Okulu olup, bunları müteakip yıllarda başkaları izlemiştir. Bu okullarda öğretim görevini üstlenecek yeterli öğretim elemanı olmaması dolayısıyla, öncelikli olarak yurt dışından uzman getirtilirken, daha sonraki yıllarda, yurt dışına öğrenci gönderilerek bu açık karşıIanmaya çalışılmıştır. Bu dönemde Batı etkisini gösteren bilim adamları arasında Ömer Şifaii ve Bursalı Ali Münşi örnek olarak verilebilir. Her ikisi de on altıncı yüzyıl Paracelsus tarafından ortaya atılan fikirlerden oluşmuş olan ve daha sonra Avrupa’da yaygın olarak etki yaratmış olan iatrokimya cereyanının Osmanlı Imparatorluğunda tanıtılmasında öncülük etmişlerdir. Canlı yapı ile cansız varlıkların kimyasal yapılarının temelde benzer olduğu görüşü üzerine temellendirilmiş olan bu fikir akımının etkisinde kalmış olan bu iki bilim adamımız bu cereyanı tanıtan çeviriler yapmışlar ve özgün eserler vermişlerdir. Aynı şekilde Abbas Vesim gibi bazı hekimler Avrupa’ da on altı ve on yedinci yüzyıllardaki bazı görüşlere eserlerinde yer vermiş, onları tanıtmıştır. Bu dönemde yaşamış olan bilim adamları arasında Gelcnbcvi İsmail Efendi, Şaban Şifaii, Abdülaziz Efendi, Kalfazade Çinari Efendi’nin adlatematikle ilgilenmişlerdir. Bazı matematik tarihçilerine göre, İsmail Çina- ri logaritmayı bulan kişidir. Bazıları ise Gelenbevi’nin bu konuda yapıl- mış çevirilerden yararlanmış olduğuniu ifade etmişlerdir. Ancak ona logaritmayı tanıtan kişi olarak vasıflandırılabilir. Onun astronomi ile de ilgilendiği bilinmektedir. Abdülaziz Efendi hekim olup, on yedinci yüzyılda W. Harvey tara- fından bulunan kan dolaşımı hakkında bilgi vermiştir. Şaban Şifaii daha çok pediatri ile ilgilenmiş bir hekimdir. On sekizinci yüzyılda bu yenileşme hareketleri paralelinde Batıdaki bilimsel çalışmaları aktarmaya çalışan bilim adamlarının yanı sıra, klasik bilgiye itibar eden, daha çok ansiklopedik diyebileceğiimiz, yani birden çok bilim dalı ile ilgilenen ~üşünürlere de rastlanmaktadır. Bunlar arasın- da şüphesiz ki, Erzurumlu ıbrahim Hakkı ayrıcalıklı bir yere sahiptir. O bir taraftan Batıdaki gelişmeleri verirken, diğer taraftan klasik bilgiyi de ihmal etmemiştir. Her ne kadar daha çok dini bilimlere itibare tmişse de, müspet bilimlere de çalışmaları arasında yer vermiştir. Erzurumlu İbrahim Hakkı 18 Mayıs 1703 tarihinde Hasankale’de dünyaya gelmiştir. Babası Derviş Osman Efendi, annesi Şerife Hanife Hanım’dır. Kendisi bu doğum tarihini şöyle ifade etmektedir:

Hicretin tarihi bin yüz on beş oldu ol bahar;

Kal’ayı Ahsan ‘da İbrahim Hakkı doğdu zar.

Babası Tillo’ya (Aydınlar) gidip orada Şeyh Aziz’e bağlanmıştır. Dokuz yaşındayken İbrahim Hakkı da babasının yanına, Tillo’ya gitmiş, ancak 1720′de babasının ölümü ile Erzuru~’a, amcasının yanına dönmüştür. Orada tahsiline devam ettikten sonra, ıbrahim Hakkı, 1728′de tekrar Şeyh’in yanına gelmiş ve Şeyhi İsmail Fakirullah ölene kadar da orada kalmıştır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı yaklaşık 33 yaşın9ayken, Firdevs Ijanımla evlenmiştir ve 1738′de Hacca gitmiştir. 1747′de Istanbul’a giden ıbrahim Hakkı orada, Sultan i. Mahmud’un (1730- i745) Saray Kütüphanesinde çalışmıştır. Daha sonra onun müderrislik yapması uygun görülüp’, Erzurum’ da Abdurrahman Gazi Zaviyedarlığı verilmiştir. 1755′de ıbrahim Hakkı ikinci kez İstanbul’a gitmiştir ve 1757′de Hasankale’ye dönmüştür. İbrahim Hakkı orada meşhur ansiklopedik eseri Maarifetname’yi kaleme almıştır. Orada Abdurrahman Dede Tekkcsi ZaviyedarlığıT!a getirilen alimimiz, i763′de tekrar Tillo’ya dönmüş; o~ada eski hocası ısmail Fakirullah ‘ın torunu Fatma Azize ile evlenmiştir. ıbrahim Hakkı i 798′de hastala- narak vefat etti.

İbrahim Hakkı ilk eğitimini babasından almıştır. Daha sonra onu etkileyen Şeyhi ve hocası ısmail Fakirullah olmuştur. Ona olan minnet ve sevgisini belirten birçok şiir yazmıştır. Bunlardan birinde şöyle demektedir.

Ey Fakirullah bu Hakkı bendebi,
Aşık-ı jerzane ettin akıbet.

O, kaleme aldığı bir çok eserde bilimin önemini vurgulamıştır. Bilimsel faaliyeti önermiştir. Kendi de yaşadığı sürece bilimsel faaliyete önem vermiştir. Aynı şekilde, güzel ahlakı, dini heyecanı ve ilahi aşkı iş leyen şiirler yazmıştır. Bütün söylediklerine ve önerdiklerine kendi de uymaya gayret etmiştir4.

İbrahim Hakkı ile ilgili olarak buraya kadar verilen açıklamadan da anlaşılacağı gibi, onun hayatında belli başlı dört dönem ayırmak müm kündür. Bunlardan birincisi, babasının ölümüne kadar Tillo’daki hayatıdır . Ikincisi babası öldükten sonra Erzurum’ a gelmesinden sonra, oradaki hayatıdır. Bu dönemde, İbrahim Hakkı o sırada müftü olarak Erzurum’da görev yapan Molla Muhammed’den Arapça ve Farsça dersleri almıştır. Uçüncüsü ise tekrar Tillo’ya döndükten sonraki hayatıdır. Dördüncü dönem ise onun Istanbul ve Hac ve dönüşünde uğradığı Mısır seyahatleridir (1747 ve 1755). Onun hayatında bu seyahatlerin önemli yeri olmuştur.

İbrahim Hakkı’nın hayatında kendisine ders veren hoca ve seyahatlerinin çok önemli roloynadığı belirlenmektedir. Çünkü bu .etkiler sayesindedir ki, o, meşhur eserlerini kaleme alabilmitir. O, ilk İstanbul’a gidiş dönüşünden sonra, Tertibi’l-Ulum adlı eserini yazmıştır. Ikinci gidiş dönüşünde ise, meşhur eseri Maarifetname’yi kaleme almıştır. Şüphesiz ki, onun Hac ziyaretlerinin ve de Mısır seyahatinin de yazmış olduğu eserlerde izlerini görmek mümkündür.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın yaklaşık 40 kadar eseri olduğu söylenirse5 de onun eserleri hakkında en sağlıklı bilgiyi yine onun kendisinden öğreniyoruz. Belli başlı eserlerini, bize o, şöyle tanıtmaktadır

Fakiri der ki te ‘lif ettiğimiz on beş kitab olmuş,
Usul-u beşjenn adlarıyla on hisab olmuş,

Ahiname nazmımdır ve nesrim Maarifatname,
Ve İrjaniyye, İnsaniyye, Mecmua yazıp name,

Adının ahiri “ha” ise ol ilm-i hakikattir;
Adının ahiri “mim” ise ol ilm-i şeriattır.

Kamunun ibtidasıdır, Ahiname inşad,
Hem olmuş intihası He ‘eyü ‘I-İslam ‘ın irşad.

Bu ikinin arasında kamusu zikr olunmuştur.
O tertib üzre kim te’lifi hem öyle bulunmuştur.

Heman seksen ile doksan bir arasında bu on evlad,
Beş anadan doğup olmuş bu Hakkı onlar ile şad6•

İbrahim Hakkı’ nın eserlerinden birisi Divan’ ıdır. Yazarın İlahiname dediği, 1755 yılında yazılmış olun bu eseri, 1263 H.’de basılmıştır. Bu eseri onun daha çok dini-tasavvufi şiirlerini içermektedir. Yazar kendi yazdığı şu satırlarla bu eserini yaklaşık altı ay içinde yazdığını ifade etmektedir:

Hoş altı ayda bed’i hatm olundu nazm-ı divan ın
Sen Ahsen kal’alıdan bu güzel eş’ar yetmez mi?

Bu eserden alınmış bazı gazeller Maarijetname’sinde verilmiştir.

Yine onun belli başlı eserlerinden biri de İrjaniyye’dir7• Bu eser, Arapça, Farsça ve Türkçe olarak i76 i’de yazılmış olup, bir derlernedir. Arapça kısmıı:ıda nefisle ilgili ayet ve hadisler verilmektedir; Abgülkadir Geylani’nin, ıbn Arabi’nin, Gazzali’nin, Kemal Paşazade’nin, ümer b. Ferid’nin, Şeyh Ebu’I-Vefa’nin, Akşemseddin’in konuyla ilgili görüşleri verilmiştir. Eserin ikinci kısmı Farsça olup, aynı konu ele almaktadır. Yukarıda isimleri verilen bazı düşünürlerin yanı sıra, Ferududdin Attar, Şeyh Lahici’nin vb. fikirlerine de yer verilmiştir. Üçüncü kısım Türkçe olup, Gazzali’nin Kimyayı Saadet ve konu ile ilegili bazı din alimlerinin görüşlerine yer verilmiştir.

İbrahim Hakkı’nın belli başlı eserlerinden biri İhsaniyye’dir8. Bu antoloji şeklinde derlenmiş bir eser olup, o da İrjaniyye gibi, Arapça, Farsça ve Türkçe olarak yazılmıştır. Eser 1763′de kale~e alınmıştır. Eser tasavvufla ilgili olup, daha çok öğretici niteliktedir. ıbrahim Hakkı onu bize şöyle tanımlamaktadır: de verilmiştir.

Bu İhsaniyye’nin her beyti bir iklim-i hikmettir;
Bu İhsaniyye’nin her harfi bir sırr-ı hakikattir.

Bu İhsaniyye’den her dem enis-i kalb-i her agah,
Bu İhsaniyye’dir ağleb celis-i evliyaullah.

Bu bin yüz yetmiş altıda bunun cem’i tamam oldu.
Cihanda senden ey Hakkı bu hoş tuhfe kira m oldu.

Eserin ilk kısmı Arapça olup, Zeynelabidin, Fakirullah, gibi muhtelif şairlerin kaside ve muhammesler vardır.

Eserin Farsça .kısmında Gazne’li Hakim Senai, Mevlana, Sadi, Hafız, Kemal-i Hocendi, Ibrahim-i Iraki’den şiirler vardır.

Üçüncü kısımda Türkçe şiirler vardır. Bunlar arasında Fuzuli’nin Leyla-i Mecnun’undan, Hamdullah Hamdi’nin Yusuf ile Zeliha’sından, Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediye’sinden, Süleyman Çelebi’nin Mevlud’undan parçalar vardı. Aynı kısımda Nabi’den, Nefi’den, Ruhi Bağdadi’ den ve kendi şiirlerinden seçilmiş şiirler vardır. Bnulardan bir örnek olarak verelim:

Cahilin ilm-i cem’i mal iledir,
Arifin izzeti Kemal iledir.
Aşk u şevk ehli vecd i hal ister;
Ne Kemal ister, ne mal ister.

İbrahim Hakkı’nın temel eserlerinden biri ya da bir başka adıyla Hamse’sinin içindeki eserlerinden biri de Mecmuatü’l-Meani’dir9• Bu eserini, o Erzurum’da, l765′de kaleme almıştır. Eserde manzum ve mensur kısımlar vardır. Eserde Arapça, Farsça ve Türkçe kısımlar karışık halde bulunmaktadır. Eserin içinde yaklaşık 55 eser önerilmektedir.

Bu eserin içinde bulunan kısımlardan biri 100 beyitten meydana gelmiş, Tertibü’l-Ulum’dur. Eser, Türkçe, manzum olup, Erzurumlu ıbrahim Hakkı’nın bazı eserleri gibi, bu kısım da müstakil olarak kaleme alınmıştır; 12 bölüm ve 125 beyitten meydana gelmiştir. Burada ilimIerin sınıflaması yapılmakta ve bu konuda bilgi verilmektedir. Kitabın ikinci kısmı, dil, ahlak, felsefe, matematik, astronomi, Coğrafya ve tıp konularında bilgi verir. Bu eser basılmamış olup, onun Istanbul Universite Kütüphanesinde TY 3727 numarada bir yazma nüshası bulunmaktadır.

Yine Mecmuatü’l-Meani içindeki bir başka kısımda, Kavaid.i Furusiyye’dir; adından da anlaşılacağı gibi, farsça sözlük olup, aynı zamanda bazı dil kurallarını da vermektedir. Yine, aynı eserin içinde Kur’anü’lkim, Nasihatname gibi kısımlar da bulunmaktadır.

İbrahim Hakkı’ nın bu eserlerinin dışında belli başlı eserleri arasında Maarifetname zikredilir. Genellikle yukandaki eserlerle birlikte. bu beş eser, Hamse diye adlandırılmıştır. Bu eserlerinin dışında ıbrahim Hakkı ‘nın yer yer yukanda söz konusu eserlerinden de yararlanarak meydana getirdiği ya da bu eserlere kaynaklık etmiş olan on eseri daha vardır.

Bunlardan biri Tuhfetü’l-Kiram’dır (1765). Bu eser Tillo’da yazılmıştır. Genelolarak, bu eser yukarıda ele alınmış olan Mecmuatü’lMeani’ye kaynaklık etmiştir. Yine, onun kısa eserleri arasında Nuhbetü’lKelam 1769 yılında kaleme alınmı~tır. Bu eser de daha önceki eserlerinden seçmeler şeklindedir. i771′de ıbrahim Hakkı, Maşrıku’ 1-Yuh Arapça, Türkçe ve Farsça şiirlerden meydana gelmiş bir şiir antolojisi yazmıştır. Sefine-i Ruh adlı eserini ise 1773 de yazmıştır. Bu 40 bölüm halinde olup, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden meydana gelmiştir. Kenzü’l-Futuh i774′de yazılmış olup, seçme şiirlerden meydana gelmiştir. Definetu ‘rRuh Türkçe, Arapça ve Farsça şiir ve nesir olarak ruh hakkında bir kitaptır. 1775 de kaleme alınmıştır. Bu da Mecmuatü’l-Meani’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Ruhu’ş-Şuruh 1776′da yazılmış olup İlahiname’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Ü/fetü’ l-Enam ~776′da yazılmıştır. İçinde Maarifetname’ den alıntılar içerir. Urvetü’ I-Islam 1777′de yazılmıştır. Arapça ve Türkçe olarak hazırlanmıştır. 15 risaleden meydana gelmiştir; içinde Kur’an’la ilgili bazı açıklamalar, hadisler ve Esmaü’l-Hüsna verilmiştir. Bu eserler arasında yi~e zikredebileceğimiz Hey’etü’l-İslam 1777′de yazılmış olup, daha çok Islam Dünyası için gerekli bazı astronomi bilgileri verilmiştir.

İbrahim Hakkı’nın bir başka eseri, Menaziü’l-Kamer de şiir şeklinde kaleme alınmıştır; 190 beyitten meydana gelmiştir. Adından da anlaşılabileceği gibi, eser daha çok ay, ayın hareketleri ay tutulması güneş tutulması, ay ve güneş takvimleri konusunda bilgi verir.

İbrahim Hakkı, Saatname adlı eserinde zaman hesaplan üzerinde durmuştur; Ruzname ve Gurrename adlı eserlerinde de yine zaman hesaplan ve takvim konusunda bilgi vermiştir. Rub’ l-Müceyyeb adlı eserinde ise, İbrahim Hakkı, yukarıda adı geçen eserlerdeki bilgiyi vermekle birlikte, daha çok, takvim üzerinde durur. Bu açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi, bilim adamımız, astronomi ile çok yakından ilgilenmektedir.

İbrahim Hakkı’nın eserleri arasında özel yeri olan önemli eserlerinden biri de yukanda da adını zikrettiğimiz gibi Maarifetnamesi’dir. Genel olarak, incelendiğinde Doğu ve Batı bilimini ya da bir başka ifade ile klasik bilimsel sistemlerle ve açıklamalarla yenisini birlikte veren bir eserdir. Bununla İbrahim Hakkı adeta bu yüzyılın Osmanlı İmparatorluğu açışından bir geçiş önemi olduğunu anlatmak istemektedir. Maarifetname, ıbrahim Hakkı ‘nın hacimli bir eseridir. Eser incelendiğinde, onun şiir ve nesir şeklinde kaleme alındığı görülür. Genelolarak cümleleri kısa ve dili nispeten ağdalı olup Erzurum lehçesine uygundur. Eser 1251 H.’de,

Bulik; litograf şeklinde 1261 H.’de Kazan’da; 1284 H.’de İstanbul’da, Muharrem Efendi Matbaasında; 1310 H.’de İstanbul’da Şirketi Sahafiyye tarafından ve 1328-1330 H.’de Ahmet Kamil Matbaası tarafından olmak üzere beş kere basılmıştır. Ayrıca eserin Fransızca ve Farsça’ya (Farsça’ya çeviren Şeyh Alaaddin Fauki) çevrilmiştir. Bu da bize eserin her ne kadar on sekizinci yüzyılda yazılmışsa da, daha sonra on dokuz ve yirminci yüzyıllarda da ilgi çekmeye devam ettiğini göstermektedir.

Maarifetname’nin Konya Mevlana Müzesi 1673′de kayıtlı nüshası Ahmed Mustafa hattıyla yazılmış olup, 1170 H. tarihini taşımaktadır. Bundan, bu nüshanın yazann bizzat kendi nezaretinde kaleme alınmış intibaını uyandırmaktadır. Bu nüsha bu eserin en iyi nüshasıdır ve de 37 resim ihtiva etmektedir. Eserin bunun dışında birçok yazma nüshası, Türkiye başta olmak üzere, Dünya’nın değişik ülkelerindeki yazma kütüphanelerinde bulunmaktadırlO•

Maarifetname 1757′de kaleme alınmıştır. 0, bir giriş, 3 fen ve bir sonuç kısmından meydana gelmiştir. Bu fenler de alt bölümlere ayrılmıştır. Eser, yaklaşık 600 sayfa kadardır. Eserin yazma nüshalarının yanı sıra, Türkiye ve Mısır’da olmak üzere, baskı nüshaları da bulunmaktadır.

Eserde ilkin matematikten başlamak üzere, nazari bilimler konusunda bilgi verilmiştir. Bunlar arasında astronomi ayrıcalıklı bir yer işgal eder. Ayrıca biyoloji, psikoloji ve eğitim konularında bilgi vardır. Eserde daha sonra hadislerden başlayarak dini bilimlerle ilgili bilgi verilmektedir.

Matematikle ilgili olarak, iki konuda bilgi bulmak müı,nkündür. Bunlardan biri aritmetik olup, konuyla ilgili açıklamalarda ıbrahim Hakkı aritmetiğin tanımını vermektedir ve bu tanım şöyledir: ‘hesap ilmiyle özel bilgilerden (sayı bilgilerinden) bilinmeyen sayılar çıkarmaktır’. Sayı konusunda ise ‘adet bir kemiyettir ki, bir ve ondan türeyen sayılara denir’ , demektedir. Aritmetikte oran ve orantının önemli bir yeri vardır. Bu bağlamda olmak üzere, say.ılar iki ana grupta ele alınır: tam sayılar ve kesirli sayılar. Kesirli sayılan ıbrahim Hakkı şöyle belirler: ‘eğer bir sayı diğer bir sayıya bağlı ise kesirlidir’.

İbrahim Hakkı aynı kısımda irrasyonel sayılar ve dört işlem konusunda temel bilgileri verdikten sonra, kesirli işlem örnekleri vermektedir. Bunlardan biri şöyledir: ’4 sayılı bir orantımızda 2,4 ve 3,6 olsun; orantırrıız ise 2/4 ve 3/6 olsun. Bunun doğruluğunu araştırırsak, 2/4=3/6 ve buradan 2×6=3×4 olur. Bir başka işlem örneğinde 1/4 eklenince 3 olan sayı nedir? cevap 2 2/5′dir.

İbrahim Hakkı burada basit matematik örnekleri seçmiştir. Bunlar çoğunlukla günlük hayattan alınmadır ve biz onun daha çok aritmetiğin temel pensiplerini vermek istediği izlenimini ediniriz. Geometri ile ilgili açıklamalardan da aynı izlenimi elde etmek mümkündür. Burada nokta, çizgi, d~.zlem vb. gibi geometrinin temel kavramlarının tarifieriyle karşılaşınz. Orneğin noktanın tarifi şöyle verilmektedir: ‘hiç bir boyutu olmayan ve hiç b~r bölünme kabul etmeyen şekle denir’. Genelolarak verdiği açıklamalar Oklidyen geometri esasları ile sınırlıdır. Burada herhangi bir teorem ya da formülle karşılaşılmaz; konu sonunda bazı geometrik şekillerin verilmesiyle yetinilmiştirıı.

Maarifetname’de daha .sonra astronomi konusunda açıklamalar bulunmaktadır. Bilindiği gibi, ıbrahim Hakkı’nın astronomiye özel bir ilgisi, vardı ve bu ilgiyi onun eserinde verdiği açıklamalarda da belirlemek mümkündür. Ayrıca, yukarıda verilen açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, onun bir çok eserinde bu konuda bilgi bulmak mümkündür.

Maarifetname’de astronomi konusundaki açıkl~rnalarda yerin yu varlaklığı ile ilgili olarak bazı deliller gösterilmiştir. Orneğin ‘gök yüzüne bakıldığında daima yarısı veya yarısına yakın kısmı görünmesi, yıldızların doğu halkı tarafından Batı halkından daha önce görünmesi (doğması), doğan yıldızların ufuktan gök yüzünün ortalarına doğru yavaş yavaş yükselmei ve aynı şekilde batması, kutupta kuzey yıldızlarının artan yükselişleri, güney yıldızlarının alçalması gibi’ .

İbrahim Hakkı Maarifetname’de Batlamyus sistemine uygun olarak, yerin evren sisteminin ortasında bulunduğunu Ueosantrik sistem), onun etrafında Ay ve Güneş dahilolmak üzere 7 felek bulunduğunu belirterek, bunların hareketleri, yere göre uzaklıkları, hareketlerinde görülen düzensizlikleri hakkında bilgi verir. O sisteme uygun olarak, bir sekizinci felekten söz eder. Bu burçlar feleğidir. On iki burcun feleği doğudan batıya doğru hareket ederek, 24 saatte dolanımı nı tamamlar.

Burçlar dışında gök yüzünde, burçlar bölgesinin kuzeyinde 360 yıldız vardır; Büyük Ayı (Ursae Major) bunlardan biridir (bu gruplardan biridir). Güney kısmındaki 406 yıldız ise 27 grup teşkil eder; Kelb-i ekber (en büyük köpek) bunlar arasındadır.

Burçlar, mevsim değişmelerini de gösterir. Bunlardan bazısı sabit olup, Aslan (Lion) ve Akrep (Scorpion) gibi; bazıları değişkendi, Terazi (Libra) gibi.

Bu kısımda tek tek gezegenlerin hareketleri, hızlarındaki değişmeler ve düzensizlikler, Güneş’e göre durumları ve yerden uzaklıklarını anlatır. Örneğin Satürn ‘ün yerden uzaklığını 2299992487 fersah olarak verir.

Eserin bu kısmında, takvimle ilgili olarak, İbrahim Hakkı düşüncelerini şöyle bir şiirle aktarmıştır:

Anda yok nec (yıldız) Şemsten (Güneşten) gayri,
Garptan Şarka gün gider her gün,
Üç yüz altmış beşinde biri kökün,
Ay ‘da bir burcu kat eder bilce,
Çun tahavvül eder her ay birine,
Yıl tamamında hem gelir yerine.

Yine, İbrahim Hakkı astronomi ile ilgili olarak, enlem ve boylam hesaplan konusuna da değinmiştir. Bu hesaplamaların nasıl yapılacağını, Erzurum ve civarından örneklerle anlatan yazar, Erzurum ilinin boylamını Haldan Adalan itibariyle 70 derece ve enlemini 30 derece olarak verilmiştir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın aynca burada on iki hayvanlı takvimden bahsetmesi de ilginçtir. ü takvimden bahsederken, şöyle demektedir: ‘Hint alimleri, zamanın 12 hayvan üzerine devam ettiğini, her yılın birinin huy ve tabiatını taşıdığını, tecrübe ve imtihan ederek, ispat etmişlerdir. Genelolarak, Türkistan halkı buna bağlanmış; onun hükümlerine göre hareket etmiştir’ . İbrahim Hakkı burada da bir şiirle takvimin ayrıntılannı açıklar:

Burada bir noktayı astronomi tarihi açısından açıklamakta yarar vardır. Bilindiği gibi, 12 hayvanlı takvim, ya da daha bilinen adıyla 12 Hayvanlı Türk takvimi, aslında ilk defa Eski Türkler tarafından kullanılmış olan bir takvim olup, Hint’te kullanılan takvimle karşılaştırıldığında birçok yönl~rden aynlır. Aslında temel prensipleri açısından da ayrı bir takvimdir. üzde 12 Hayvanlı Türk takvimi on ikili yıldız gruplarına göre Güneş’in açısal konumlanna dayanılarak şekillendirilmiş bir takvim olup, özde bir yıldız takvimi~ir. Halbuki Hintlilerin kullandığı takvim Güneş takvimidir. Dolayısıyla ıbrahim Hakkı’nın burada verdiği tarihi açıklamanın pek de doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca bu takvim hala Türkistan, Çin ve Hindi Çin’ in bazı bölgelerinde kullanılmaya devam etmektedir. 12 hayvanlı takvimi konuyla ilgilenen kişiler zaman zaman halen kullandığımız takvimle karşılaştırılmasını yapmışlar ve bizim takvimimize göre daha az kayma gösterdiğini iddia etmişlerdir’3.

İbrahim Hakkı, daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, ilkin Batlamyüs sistemine uygun olarak evren hakkında bir açıklama yapar. Daha sonra ‘yeni astronomi’ dediği Kopemik sisteminden, yani Güneş merkezli bir sistem hakkında bilgi verir. Bu sisteme uygun olarak gezegenleri hare- ketleri, hareketlerindeki düzensizlikler şemaların yardımıyla açıklanmak tadır.

Maarifetname’de dikkatimizi çeken hususlardan biri de, güney ve kuzey yarı küreleri ile, doğu ve batı kürelerinin kcsitleridir. Burada verilen yer haritası günümüzün ilgili bölgelerin haritalarıyla karşılaştırılınca, bir hayli önemli benzerlikler belirlemek mümkün 0Imaktadır’4• Bu konuda onun on yedinci yüzyılın eşhur düşünürlerinden ve coğrafya alimi erinden Katip Çelebi’den büyük ölçüde yararlanmış olduğunu biliyoruz.

İbrahim Hakkı’nın Maarifetname’de klimatoloji ile ilgili bazı bilgiler vermektedir. Iklim değişiklikleri, rüzgarlar, insan ve iklim arasındaki ilişkiler söz konusu edilmiştir.

Eserde bütün bu bilgilerin yanı sıra, hcr.hangi bir klasik kitapta rastlayabileceğimiz açıklamalar verilmektedir. Ömeğin, melekler, cennet ve cehennem, 7 iklim, Kaf Dağı, yer katmanlan ve Adernin yaratılışı ve kıyamet günü hakkında da açıklamalar vardır.

İbrahim Hakkı bu açıklamalarından sonra, canlılarla ilgili bazı açıklamalar verir. Onlann yeryüzündeki dağılımları ve gelişmeleri konusunda bilgi veren yazarımız, nispeten daha ayrıntılı bir şekilde insan anatomisi hakkında da açıklamalar sunar. İnsanın anatomik yapısının yanı sıra, organlarının işleyişi, (fonksiyonlan), embriyolojik gelişimi, sağlık şartları ve psikoloji yapısı hakkında da bilgi verir.

Bazı son dönem düşünürleri, İbrahim Hakkı’nın canlıya ilişkin olarak verdiği bilgi ile on dokuzuncu yüzyılda ortaya atılmış olan evrim teorisi arasında bazı benzerlikler olduğunu iddia ~tmişlerdir. Hatta bazıları daha da ileri giderek, evrim teorisinden ilk defa ıbrahim Hakkı’nın söz ettiğini iddia etmişlerdir. Maarifetname’de konuyla ilgili şöyle denmektedir:

Bu kainat cihan hep tebeddül eyler ümid,
Semadan arza dek ve zerrelerle taharşid,
Cihan-ı kevn, ü jesad üzre mürebbid cavid,
Kemal-i hayat nebat ve kemal-i hayvandır,
Kemal-i hayvan insandır, oldur asıl nivid.

Eserin yine aynı kısmında İbrahim Hakkı şöyle demcktedir: ‘kainatın ilk mertebesi yoğun topraktır. Son mertebesi ise temiz nefistir. Çünkü madenierin başlangıcı toprak ve suya, sonu bitkiye bitişiktir. Hayvanın da başlangıcı bitkiye sonu insana bitişiktir’.

İbrahim Hakkı’ nın gerek şiir olarak verdiği açıklama gerekse nesir olarak verdiği bilgiler bütün olarak değerlendirilecek olursa, onun cansızdan başlayarak canlıya ve nihayet insana doğru giden bir gelişim ve değişim sürecini anlatmaya çalıştığı ortaya çıkar. Basit ve gelişmemişten gelişmiş ve karmaşık yapıya doğru bir süreç söz konusudur.

Evrim konusuyla ilgili erken tarihli çalışmalar incelendiğinde, aslında gelişme ve değişme fikrinin ilk defa Charles Darwin’de ortaya çıkmadığı, çok daha erken tarihlerde bu konuda bilgi olduğu ortaya çıkar. Her ne kadar, çok işlenmemişse de bunlardan birisi de doğa filozofları arasında adı geçen Anaksagoras’tır. ü canlılann balık kökeninden geldiğini söylemiştir. Daha sonra, Aristoteles’in canlılarla ilgili açıklamalarında canlının basitten gelişmiş ve karmaşık bir yapıya doğru seyrettiğini ifade etmiştir ve bu prensibe dayanan bir de sınıflama vel]Iliştir. Daha sonraki yüzyıllarda da benzeri görüşlere rastlanmaktadırls• üzellikle de on sekizinci yüzyılda yaşamış bazı biyologlarda bu gelişim ve değişim fikri yaygın olarak işlenmiştir. Bunlar arasında Buffon, Charles Darwin’in dedesi Erasmus Darwin ve Lamarck zikredilebilir.

Charles Darwin’deki evrim anlayışına gelince, her ne kadar özde değişim ve gelişme fikirlerini temele koymuşsa da, bütün bu söz konusu edilen bilim adamlanndaki görüşlerden ana noktalarda ayrıldığı görülür. Her şeyden önce Darwin değişim sürecinin sınırsızlığı ve tesadüfiliği üzerinde durmaktadır’6. Daha sonra ona yöneltilen tenkitler de daha çok bu noktalarda yoğnulaşmıştır.

Darwin’in aksine, Aristo ve ondan esinlenerek gelişme ve değişme fikrini savunanlar bu görüşün temeline canlıdaki gaye fikrini koymuşlardır. Temel fikir doğada bir plan olduğudur. Hiçbir şey tesadüfi değildir.

Evrimle ilgili görüşlerin bilimsel emele oturtulması için ise on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısını beklemek gerekmiştir. Embriyoloji, genetik ve hücre bilim konusundaki çalışmalar evrim fikrinin bilimsel bir şekilde tartışılmasını sağlamıştır. Embriyolojinin kurucusu olan Emst von Baer bütün canlıların başlangıçta basit bir yapıya sahip olduğunu; tek bir hücreden meydana geldiğini, daha sonra gelişip, hücrenin özündeki yapıya göre belli bir canlıyı meydana getirdiğini iddia etmiştir. Aynı şekilde karşılaştırmalı anatomİ çalışmaları yapmış olan Cuvier, Blumenbach, Meckel, Rathke ve üken gibi bilim adamlan bu konuyla evrim konusunda yoğun çalışmalar yapmışlardır. Ancak onların hiç birinin Darwin’in evrimle ilgili görüşlerini pek kabul etmemişlerdir.

Embriyoloji, filogeni ve genetik bilimlerinin yanı sıra, paleoantropo loji çalışmaları da bu yöndeki tartışmaları yönlendirmiştir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Maarifetname’de ele aldığı ilginç konulardan birisi de halk sağlığı ile ilgilidir. Burada şu noktayı da belirtmekte yarar vardır ki, o sadece bu konuda bazı açıklamalar vremekle yetinmemiş, zaman zaman tekrar aynı noktaya dönerek önemli ola!1lan vurgulamıştır. Burada onun verdiği açıklamalardan alıntılar verelim. ıbrahim Hakkı ‘yazın Güneş’ten sakınmak, gölgeli yerlerde gezip, oturmak, safrayı yok eden, soğuk yiyecekler yemek ve içeceklerden kaçınmak, bol sulu sebze ve meyveler yemek, yazın hafif ve kışın kalın giyinrnek, kışın nispeten ağır yiyecekler yemek, organları kullanıp, işlerliklerini muhafaza etmek, fazla şer ve fazla pısınklıktan kaçınmak gerekir’ .

Bu arada zamanan besinlerin medikal özellikleriyle ilgili açıklamalar da vermektedir. Omeğin ona göre,leblebi, bel ve diş ağnlanna iyi gelir; sesi berraklaştınr ve yararlı bir besin maddesidir. Burada biz ancak sadece son noktada İbrahim Hakkı’nın görüşlerine katılabiliyoruz. Nane konusunda ise şöyle demektedir: ‘nane mideyi kuvvetlendirir; sindirime yararlıdır’. Burada verilen açıklamanın günümüz bilgisine göre doğru olduğunu söylemek mümkündür. Maarifetname’de bu konuda verilen örnekleri artırmak mümkündür17•

Halk sağlığı ile ilgili olarak İbrahim Hakkı temizlik, uyku, cinsi münasebet, yemek yemek, konuşmak ve giysilerle ilgili günümüzde de uyulması gerektiğini kabul ettiğimiz öğütler veriyor; öneriler getiriyor.

İbrahim Hakkı’nın Maarifetname’de ele aldığı önemli konulardan biri de tipoloji diye nitelendirebileceğimiz kıyafetname kısmıdır. Şiir şeklinde kaleme alınmış olup, bu kısım hakkında daha iyi bir fikir verebilmek için bir iki örnek verelim:

‘Kim ki boyu tavil,
Sade dil olur cemil,
Kim ki boyudur kesir,
Hilesi vardır kesir,
Kim ki vasat boyludur,
Akil ve hoş huyludur’.

Kıyafetname’nin bir başka yerinde ise şöyle denmektedir:

‘Başı küçük aklı az,
Olsa ona deme naz,
Yassı ise fark-ı ser,
Sahibi çekmez keder.
Cildi sri berk olan,
Hayreder etmez, ziyan.
Akraa olma yakın,
Bed huyolur pek sakin.

Bu aktarılan kısımdan da anlaşılacağı gibi, İbrahim Hakkı vücudun çeşitli kısımlarının fiziki özellikleriyle, örneğin yüz, cilt, kafa şekli, vb. kişinin karakterleri arasında ilgi olduğunu söylemektedir.

Aslında bu konu eski tarihlerden itibaren insanların dikkatini çekmiş ve çok işlenmiş bir konudur. Örneğin Eski Çin’de bu konuda bilgi bulmak mümkündür. Aynı şekilde, eski Yunan’da da bu konuda yorumlara rastlanmaktadır. Buna bir örnek olarak, on dokuzuncu yüzyılda yaşamış Hekimbaşı Msutafa Behçet Efendi’nin bir şiirini verebiliriz:

Safra ve dem-u balgam-u sevda ki bu dörtdür, Herbirieri bir levu ile kılmış çu tekevvün Bir dört ile terkip olunan tıynet-i insan, Benzer ki cibilli ola tabında tevellin

Bu konu günümüzde daha çok psikoloji içinde ele alınmaktadır. Konuyla ilgilenler arasında Sigmund Freud’u, CarI Güstav Jung’u ve nihayet Ernst Kretschner’i sayabiliriz. Krctschner 400 kadar hasta üzerinde yaptığı istatistiksel araştırma sonucunda insan vücudunu iki ana grupta toplamıştır:

1. Çehre ve kafa;
2. Beden yapısı.

Kretschner belli başlı 4 ana insan tipi ayırmıştır. Bunl~rın her birinin ağırlık, şekil ve uzunluklarına göre, tanımını vermiştir. Orneğin atletik yapıyı şöyle belirlemektedir: ‘atletik tip, iskelet, kas ve derisi gelişmiş, uzunca boylu, geniş omuzlu, çekik karınlı, adaleli bacaklı olur. Sert yüz hatlarına sahiptir’ 18.

Eserin söz konusu edilen kısımlarına müteakiben, insan için bilginin önemi, insan ve hayvanı ayıran en büyük farkın bilgi olduğu, Kur’anın önemi ve bu konudaki yardımları, Hz. Peygambere tabi olma, dini hükümler, öteki Dünya, ruh temizliği, akıl, zikir ve özellikleri, evliya hikmeti ve faziletleri, tasavvuf fırkaları anlatılmaktadır.

Eserin sonuç kısmı, ahlak ve muaşeret ile ilgilidir. Güzel ahlakın öneminden, eğitim ve öğretirnin prensiplerinden, alim kişinin dikkat etmesi gereken kaidelerden, köle ve efendisinin davranışlarının esasları, akrabaların birbirlerine nasıl muamele etmesi gerektiği ve alimlerin, veli lerin ve de fakihlerin (hukukçuların) davranışlarının nasılolması gerektiği konusunda bilgi verilmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki, her ne kadar Erzurumlu İbrahim Hakkı genelde bir din alimi ise de ve bu yönde isim yapmışsa ve etkin olmuşsada, pozitif bilimlerle de yakından ilgilenmiş, bunlardan özellikle astrono- miye yakın ilgi duymuştur. Klasik bilgiyi çok iyi hazrnetmiş olan İbrahim Hakkı’nın astranomi konusunda, dönemine nispetle modern bilgiye sahip oluduğu, en azından Avrupa’da o dönemde geçerli olan astranomi siste- mini bildiği görülmektedir. Ayrıca, her ne kadar o diğer pozitif bilimlerle de ilgilenmiş ve açıklamalar yapmışsa da, yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, belli bir düzeyin üstüne çıkmamıştır; verdiği açıklamalar basittir. Bunun en güzel delili matematik konusundaki açıklamalarıdır.

Ayrıca biyoloji konusundaki açıklamaları değerlendirilecek olursa, daha çok klasik bilgiyi aktardığını söylemek mümkündür. Burada verilen anatomi bilgisi bunu bize göstermektedir.

İbrahim Hakkı sadece Maarifetname’de değil, diğer bazı eserlerinde de astronomiye ilgisini ve bu konudaki bilgisini göstermiştir. Bunun en ilginç örneklerinden biri de, Tillo’da yaptırdığı Hoca’sının türbesidir. 22 Mart sabahı Güneş Şeyh’in mezarını aydınlatmaktadır.