Çocuklarımızın İyi Bir İnsan Olmasını Gerçekten İstiyor muyuz?

Çocuklarımızın İyi Bir İnsan Olmasını Gerçekten İstiyor muyuz?

Çocuklarımızın din ve Allah inancı sağlam; beden, zihin, ahlâk, ruh ve duygu bakımlarından dengeli/sağlıklı gelişen bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, şahsiyete değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, üretici ve verimli gençler olmalarını istiyor muyuz?

Çocuklarımızda din ve Allah inancının, özellikle ergenlik dönemlerinde sağlam bir şekilde yerleşmesini arzu ediyor muyuz? Genel olarak çalışmalar, gencin özellikle ergenliğe has kimliği oluşturmada en önemli referanslarının, dine ve dini hayatı yaşamaya dayalı birtakım benzeşim/özdeşim örnekleri olduğunu göstermektedir. Ergen, çocukluktan çıkma dönemi başlangıcının ve sosyalleşme sürecinin verdiği fıtri, Rahmani insiyak sebebiyle, gerek ailesi içerisinde gerekse de ailesi dışında yani çevresinde ve toplumda özellikle manevi anlamda beğendiği, onun gibi olmak istediği kişilerle özdeşleşmeye çalışarak kimliğini şekillendirir. Yapılan çalışmalarda, bu özdeşim örneklerinin daha çok dini mükemmel manada yaşayan şahsiyetler olduğu görülmektedir.

Dini hayatın diriltici unsurları, yüksek bir Allah inancı ve güzel ahlâkın katkısıyla “güçlü ve olumlu bir benlik” geliştiren ergenler, hem bu güçlü Allah inancının hem de benzemek istedikleri manevi yüksek şahsiyetlerin tutum ve davranışlarının ışığı altında, erken gelişim aşamalarının sebep olabileceği bazı problemleri daha rahat bir şekilde tesirsiz hale getirebilmektedirler. Dilerseniz bu hususu kısaca şu şekilde açmaya çalışalım: Sağlam bir Allah inancı nasıl verilebilir? Öncelikle, gencimize vereceğimiz sağlam, güçlü bir “Allah inancı” özellikle uhrevi açıdan ayet–i kerimelerin net bir şekilde beyan buyurulduğu üzere bire yedi yüz, yedi bin vb. oranda meyve verecek çok önemli sonuçlar meydana getirecektir. Şöyle ki; Bizim bir sahibimiz var Genç, kainatın ve ondaki varlıkların sonsuz ve aşkın bir sahibi olduğunu, varlıkların tesadüfen değil, ancak Vacibu’l–Vücud’un meydana getirdiğini öğrenecektir. Bu iman ise, onu sonsuz mutluluğa taşıyacaktır. Bu alemde bir intizam var Kainatı Allah’ın düzenleyip var ettiğini gönülden ve samimi bir şekilde gören genç, kendi varlığını da emniyet içinde hissedecek, iç huzurunu yakalayacaktır. Diğer taraftan, alemin, kaos ve anarşi içinde değil, nizam içinde olması da onu kendi hayatında daha bir düzenli ve intizamlı yaşamaya sevk edecektir. Otokontrole sahip olur Allah’ı (cc), her işinde hikmet, kudret, azametle işleyen ve burada tamamıyla sayamadığımız pek çok esmâ–i hüsnâsının muhteşem tecellileri ile kâinatı baştan başa tarifsiz bir senfoni ile idare ettiğini gören genç, kendi içinde doğrudan bir otokontrole sahip olacaktır. Böylece sevgi, saygı ve müsamaha gibi insani değerleri de rahat bir şekilde kazanması mümkün olacaktır. Doğru metotlar bulacak Bütün bunların yanında, her şeyi tamamen maddi planda anlamaya çalışmanın getireceği ve istenmeyen bir sonuç olan, varlığın melekut yanına karşı basiret bağlanması diyebileceğimiz zihni tutarsızlıktan kurtulacak ve doğru, gerçek, faydalı bilgileri edinme metot, yol ve imkanlarına kavuşacaktır. Gençte bir manevi kimlik oluşacaktır Gencimizin Allah’a güçlü bir şekilde inanması için müracaat ettiğimiz dinî–fikrî eserlerin yanı sıra, onun kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâsı ile diğer mânevî latîfelerinin gelişmesi yönünde oluşturacağımız çaba ve gayret, gencin manevî kimliğini oluşturacak yüksek bir referansı kabul etmesini ve kimliğini ona göre şekillendirmesini de sağlayacaktır. Genç tarafından referans olarak kabul edilen dinî–ahlâkî prensipler, gencin kendine ve başkalarına gönül rahatlığı içinde davranmasını, yüksek ahlâkî değerlere bağlanmasını ve yegâne üstün, aşkın olan Vacibu’l–Vücûd’a gönülden inanmışlık duygusu etrafında bütünleşmiş diğer fertlerle kaynaşmasını da mümkün kılacaktır. İnancı onun kendine güvenini artıracaktır Genç, ulvî manevî değerlere bağlanma ve Allah inancı etrafında bütünleşmiş fertlerin bulunduğu topluluklarla birlikte bulunma ile, kendisine ve başkalarına “güven” duymaya başlar. “Güven duygusu”nun oluşmasında, aşkın değerlere bağlanma ve Allah’a (cc) inanmanın sağladığı “ciddiyet, sorumluluk, yüksek karakter” oluşumu, aynı inancı paylaşan insanların arasında bulunmanın getirdiği “manevî huzur”un olumlu etkisi de ayrıca gözden uzak tutulmamalıdır. Gencimizin güven duygusunun pekişmesinde dinî hayatın faaliyetleri de önem taşır. Gencin hemen her an, icra ettiği ibadet ve dualar gibi müşterek dinî faaliyetler, onun “ciddiyet ve kendine güveninin” artmasında, dolayısıyla cemiyet ve hadiseler karşısında kendisini kuvvetli hissetmesinde oldukça önemlidir. Doğru, dürüst bir genç karşımıza çıkacak Kazandırılmasında önem bulunan ve çok özet olarak sunmak istediğimiz diğer dinî değerler ise; karşılık beklemeden iyilik yapmak, Allah’ın rızasını gözeterek helal ve meşru dairede kalırken haramlardan da sakınmak olmalıdır.

Gencimize sorumluluk duygusunu, adaleti ve eşitliği, haklara ve maddî–manevî nimetleri bahşeden Yaratıcı’mıza saygıyı, hürmet hisleri ile iki büklüm olup, ubudiyetle O’nu tanımaya çalışmamız gerektiğini, bunun için de öncelikle kendimizi tanımamız hususlarını da birer değişmez değer olarak benimsetmek gerekmektedir. Başkalarının haklarına saygılı bir insan olacaktır Gencimiz, küçük yaştan itibaren en temel dinamiklerimiz olan güneşler kadar aydınlık dinî ve ahlâkî değerlerimiz açısından sağlam bir şekilde yetiştirilir ve problemler muhkem dinî prensiplerimiz göz önünde tutularak halledilmeye çalışılırsa, daha güzel bir geleceğe yürünmüş olacaktır.

[DR. MUSA KAZIM GÜLÇÜR]