Böyle bir şeyin vukûuna gelince: Ebû Saîd, Osman b. Saîd ed – Dârimî, «Etbaussüneni vel – Ahbar» adlı eserinde der ki: Bize Muhammed b. Humeyd er-Razı anlatmıştır: Cinlerden bir adam bir kızımıza aşıla kaldı ve (Ben haram işlemek istemiyorum!) diyerek onu bizden istedi, biz de kızımızı ona verdik. Aramızda şöyle bir konuşma cereyan etti: .

  • Siz nesiniz?
  • Sizin gibi bir Milletiz. Sizdeki gibi bizde de kabileler vardır.
  • Bizdeki mezhebler sizde de mevcud mudur?
  • Kaderiye ve Şia gibi her türlü mezhebler bizde de mevcuddur!
  • Pekâlâ sen hangi mezhebdensin?
  • Ben Murciedenim, diye cevap verdi.

Bize, Ebu Muaviye, el – Âmeş’den şöyle duyduğunu nakletti:

«Bir Cin bizden kız aldı. Kendilerine:

  • Sizce en güzel yemek hangisidir? diye sordum.
  • yirinç pilâvı, diye cevab verdi. Bunun üzerine o yemeği biz ona getirdik, yemeğe başladı. Lokmanın kalktığını gördüm; lâkin onu göremedim.
  • Pekâlâ bizdeki olan mezhebler sizde de var mıdır? diye sorunca da :

—«Evet!» cevabım verdi.

  • Sizde Rafizîlerin durumu nasıldır?
  • Onlar en kötülerimizdir, dedi.

Ebû Muaviye ed-Darîr, El Ameş’den nakl ediyor: Küfeli bir adamın bir Cin ile evlendiğini gördüm. Kendilerine, sizce, hangi yemek daha makbuldür? diye sorulduğunda, «Pirinç pilâvı» dediler. Bunu müteakip içi pilâv dolu çanaklar getirildi. Onlar yediler, pilâv filân kalmadı; lâkin kendilerini bir türlü göremiyorduk.

Ebû Bekr b. Ebi’d- Dünya der ki: Abdurrahman, Ömer tariki ile Ebû Yûsuf es – Surûcî’nin şöyle dediğini nakl etmiştir: «Medinede bir adama bir kadın gelip dedi ki: Biz size yakın bir yere indik, benimle evlenir misin? Adam olur dedi ve onunla evlendi. Aradan bir zaman geçtikten sonra kadın adama :

«— Buradan gitmemiz yaklaştı, boşa beni!» dedi. Kadın, ona gece bir kadın kılığında geliyordu. Sonra. onu Medine sokaklarında aşk avcılığı yaparken görün ce: «Onu istiyor musun?» diye sordu. Kadın elini başına koyup gözlerini adama doğru kaldırdı ve:

  • Sen beni hangi gözünle gördün? diye sordu. Adam gözlerinden birini göstererek: ftfeu güzümle» TRT yince, kadın parmağıyla o göze işaret ettiği gibi adamın gözü akmava başladı.

Kadı Celâleddin Ahmed İbn’il-Kadı Hüsameddin er-Râzî şöyle anlatmıştır:

«Babam beni, çoluk çocuğunu şarktan getirmek için gönderdi. El-Bîrve denilen yeri geçince, yağmur başladı ve biz bir mağaraya sığındık. Bir cemaat hâlinde gece uyurken, bir şeyin beni uyandırmakta olduğunu gördüm. Baktım ki, uzunlamasına yarık tek bir göze sahip olan orta boylu bir kadın yanımda duruyor.

  • Korkma sana bir zararım dokunmaz; ben sana ay gibi güzel kızımı vermek için geldim, dedi. Korkumdan hayırlısı Allah’dan, dedim. Biraz sonra baktım ki bir sürü adam geldi, hepsinin gözleri de öyle uzunlamasına yarıktı. Aralarında kadı ve şahitler de vardı. Kızla benim nikâhımı kıydılar.

Sonra kadın gidip kızı aldı ve bana getirdi. Kız da aynı annesi gibi tek ve uzunlamasına yank bir gözü vardı. Buna rağmen gayet güzel ve genç bir kızdı. Korkmuştum. Korkudan ne yapacağımı  bilemiyordum. Durmadan arkadaşlarımı uyandırmak için taşlar atmaya başladım. Fakat nafile. Uyanmadılar. Bu defa dua ve niyaza başladım.

Sonra oradan ayrılma zamanı geldi ve ayrıldık. Lâkin genç kız yanımdan ayrılmıyordu. Onunla tam üç akşam o hâl üzere kaldık. Dördüncü  günü annesi çıka geldi ve :

  • Galiba bu kızı beğenmedin ve ondan ayrılmak istiyorsun, dedi.
  • Evet, dedim.
  • Öyleyse boşa, dedî.
  • Peki boşuyorum, dedim, boşadım ve kadın kızı alıp uzaklaştı; bir daha kendilerini görmedim.

Bu hikâyeler, Kadı Celâleddin’den nakl ediliyordu. Bir defasında ben bunu, Kadı Şihabuddin Eb’ul – Abbâs’a anlatınca bana dedi ki: Sen bunu bizzat Kadı Celâleddin’den duydun mu?

  • Hayır, dedim.
  • Ben bizzat bunu, Kadı Celâleddin’den duymak istiyorum, dedi ve kalktık beraberce Kadı Celâleddin’e gittik. Ben Kadı Celâleddin’e sordum ve aynı anlattığım gibi izahat verdi. Sonra bu hikâyeyi Kadı Şihabuddin (Mesâlik’ül – Ebsâr) adlı kitabında Kadı Celâled- din’in hal tercümesi meyanmda zikr etti.

Bazılarına göre, Belkıs’ın ebeveyninden biri Cinnî idi: Belkî der ki: Belkıs’in babası, büyük Meliklerdendi: Evlâdı Yemen Meiiklerindendi. Buralarda benim gibi kıral yoktur, diyordu. Sonra bu Melik (kıral) _ Cinlerden «Reşrhâne» adlı bir kadınla evlendi ve ona, , «Bel- kıs» adında bir cocuk aunyaya “getirdi: Ona «Belkama» adı da verilmiştir. Anlatıldığına göre ayaklarının arka kısmı hayvan tırnaklan gibi imiş.

Süleyman Aleyhisselâm bu sebeble ona bülûrdan ev yapmıştır. Onu görünce derya zan ederek ayaklarını sıvamıştı. Sonra aklı başında olup olmadığını  anlamak için arşının getirilmesi emredilmiş ve kendisine gösterilmiştir. Sonra da Müslüman olmuştur. Daha sonra onunla evlenmek istedi ve Şeytanlara ona bir hamam yapmasını ve alçı ile ayaklarının boyanmasını emretti, onlar da onun emrini yerine getirip «Belkıs»ın ayaklarını boyadılar, gümüş gibi yaptılar. Onunla nihayet evlendi. Aradan çok geçmeden ondan tekrar yerine dönmesine izin vermesini istedi. Süleyman Aleyhisselâm teklifini kabul ederek Cinlere, onun için Yemen’de görülmemiş gayet büyük kaleler yapmalannı emretti, onlar da emri yerine getirip ona Gamdan ve Ninovî adın- da kaleler yaptılar. Belkıs’ı oraya iade ettiler. Süleyman A3eyhisselâm ayda bir Kere onu rüzgârla ziyaret ederdi* Süleyman Aleyhisselâm ölünceye kadar onun hakimiyeti de devam etti, Fakat bilâhare Süleyman aleyhisselâm ölünce, onun da. hâkimiyeti kalmadı artık,

Efcu Mansur Es-Seâlibî  «Fıkhullüğa^da derki: Babası insan, annesi Cin olan kişilerden doğan’a «El- has» denir, insan ile Cin sihirbazından dünyaya gelene de «ElÂmlûk» denir.

Cinlerle evlenmesinin meşru olup olmadığına gelince: Hz, Peygamber Sallallahü Aleyhi ve sellemin bunu yasakladığı rivayet edilmiştir. Tabiîn’den bir cemaat bunun mekrûh olduğunu söylemişlerdir.

Harb’üi Kermaııî, Ahmed ile İshak’dan nakl ettiği meseleler arasında zikr ediyor. Hadîs âlimlerinden bazıları, İbıvi Lâhîa tariki ile Yunus b. Yezîd’den o da Züiı- ri’den nakl etmişlerdir: «Allahın Resûlü (S.A.V.) Cinlerle evlenmeyi yasaklamıştır.» Bu mürsel bir nadısdir onun senedinde İbn-i Lâhîa vardır.

Muaviye, Haccac tariki ile El – Hakem’den nakl ediyor: «O, cinlerle evlenmeyi kerih görmüştür.»

Katade’ye bu meseleyi sorduklarında şöyle cevap vermiştir: (¡Ben şahsen bunu kerih görürüm,)) İmâm Hasan’dan sorduklarında da, aynı  cevabı almışlardır. Eb’ul – Cüneyd’in anlattığına göre, bir adam Haşan el- Basrî’ye gelip bu meseleyi sormuş ve demiş  ki:

  • Ey Ebû Sâ’d! Cinlerden bir adam kızımızı istiyor, ne dersiniz?
  • Vermeyiniz; ona ikramda da bulunmayınız, dedi.

Sonra Katade’ye gelip aynı soruyu sorunca Katade ona :

  • Ona kız vermeyin, lâkin size geldikçe deyin kİ: biz sana çıkacağız eğer Müslümansan, bizden ayrılmaz-

sın, bize eza da etmezsin, dedi. Sonra gece olunca Cin geldi ve kapıda durup şöyle dedi:

El-Hasan’a geldiniz, sordunuz; size: «Vermeyin ve ikramda da bulunmayın»  dedi; Katade’ye gelip sordunuz o da: «Vermeyin, lâkin geldiğinde deyin ki, biz sana çıkacağıb, eğer müslümansan bizden ayrılmazsın, bize eziyet de etmezsin, dedi. Onlar da «evet öyle», dediler. Bunun üzerine Cin onlara dokunmadan oradan ayrılıp gitti.

Ebû Osman Saîd b. Abbas er-Râzi, «Kitabul-İl- hami vel – Vesvese» adlı  kitabının Cinlerle evlenme bahsinde der ki: «El-Hakem’den bu meseleyi sormuşlar, o şöyle cevap vermiş: «Cinlerle evlenmek mekruhtur. Ebû Hammad Haccac b. Ertaa’dan naklen Hamkem’in cinlerle evlenmeyi kerih gördüğünü beyan etmiştir.»

Harb der ki: «İshak’a dedim ki, denize açılan bir adam kaybolmuş, sonra bir cin kadını ile evlendiği meydana çıkmış. İshak bana dedi ki, Cin ile izdivaç kurmak mekruhtur.»

Hanefî  imamlarından Cemaleddin Es – Sicistânî «Münyet’ül Müfti»  adlı kitabında der ki: «İnsanlarla cinler arasında evlenmek caiz olmaz. Çünkü cinsleri muhteliftir.»

Ebû Abdirrahman el – Herevî «Kitab’ul – Acayib» adlı eserinde, bunun mümkün olduğunu ve bilfiil vaki olduğunu iddia etmektedir. Abdullah b. Kâ’b itimad ettiği bazı hocalarından nakl ediyor: «O beraberinde oğlu olan bir adamı gördü. Annesine anlattı. Şeyh ona:

  • Yapma ben bunun sebebini sana anlatacağım: O denize açılmış, fırtınaya tutulmuş, batmak üzere iken bir tahta parçasına binerek bir adaya çıkmış; adada bulunan meyvalardan yemeğe başlamış. Bir gece denizden güzel kızların çıktığını, ellerindeki pırıl pınl parlayan incileri saçıp ışığında yürüdüklerini görmüş. Onlara karşı şehvet duydu. Bir gece yine onların çıkmasını bekledi. Denizden çıktıklarında bir tanesinin saçından yakaladı. Onu sımsıkı bir ağaca bağlıyarak onunla cinsî münasebet kurdu. Bundan bir çocuğa hamile kaldı. Çocuğu bir sene emzirmeye onu zorladı. Sonra ondan ayrılmak istedi. Fakat çocuğa kıyamadı. Kendi kendine yiyecek bir duruma gelmesini bekledi. Bütün bu müddet zarfında kadın çocuğunu sevinçle karşılıyor, bağrına basıyordu. Ne var ki, hiç konuşmuyordu. Nihayet kadım salıverdi. O da eskisi gibi gidip denize dalıp kayboldu. Bunun üzerine çocuk elinde kaldı. Tam o sırada yanından geçen bir gemiye atladığı gibi memleketine döndü. İşte çocuğun hikâyesi budur..»

Kadılar kadısı  Şerefuddin Eb’ul – Kasım’a sorulan bir kaç mesele arasında şu mesele de vardı: «Bir adam cinnî bir kadınla evlenmek isterse —tabiî bu mümkün olduğu zaman — onun için bu caiz olur mu, olmaz mı? Çünkü Allah Teâlâ: «Size nefislerinizden, kendilerine ısınasınız diye, zevceler yaratmış olması,» (Er-Rum: 21) buyurmuş ve insanoğluna ısınabilecek varlığın yine kendi cinsi olduğunu beyan etmiştir. Eğer biz buna cevaz, verecek olursak bir kaç hususla karşı karşıya kalırız. Bunlardan biri: Böyle bir evlilik tesis edildiğinde koca mevkiinde olan adam Cinlerden olan hanımını kendisiyle ikamet’e zorlayabilir mi? zorlayamaz mı? İnsan şeklinden başka bir şekle bürünmesini yasaklayabilir mi, yasaklayamaz mı? Nikâh’m sahih olması için lâzım gelen şartlar onun hakkında da söz konusu olabilir mi, olamaz mı? Onu istemediği bir kılıkta görüp de o yine kendi eşi olduğunu iddia ettiği zaman ona inanarak onunla cinsî münasebet kurabilir mi, kuramaz mı? Sonra, adam kemik ve saire gibi cinlerin azığı olan şeyleri cin karısına getirmeğe zorlanır mı, zorlanmaz mı?» Cevap : İnsan şu iki âyetin ifade ettiği önemli mânâlardan dolayı bir cin kadını ile evlenemez. Bu iki âyetten biri Nahl sûresindeki «Allah sizin için nefislerinizden eşler yaptı» âyetidir. İkincisi ise Rum sûresindeki «Allah’ın âyetlerinden biri de, nefislerinizden sizin için eşler yaratmasıdır.» âyetidir. Müfessirler bu iki âyeti yorumlarken «Nefislerinizden» kelimesini cinsinizden ve nevinizden olarak tefsir etmişlerdir. Bunu «And olsun ki size kendi nefislerinizden bir Resûl gelmiştir.» âyeti ile teyid etmişlerdir. Şurası da bir gerçektir ki, insanoğlu ile cinler arasında bir mezhep yoktur. Cinne gelince onların var olduklarına inanmak vaciptir. Onların da tıpkı insanlar gibi yedikleri, içtikleri ve kendi aralarında evlendikleri sabit ve sahih olmuştur. Bazılarına göre Belkıs’m annesi cinlerdendir. Diğer bir kısım âlimlere göre cima esnasında kişi Besmele çekmediği zaman cinler de araya girip onunla cima eder. «Onlara mallarında ve evlâdında ortak ol.» meâ- lindeki âyetle «Onlara onlardan önce ne bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır» âyetinden bu kast edilmiştir. Ebû Dâvud’un Sünen’inde varid olan bir hadîste şöyle geçmektedir. Abdullah b. Mes’ûd’dan rivayet edilmiştir. Cinlerden bir heyet Hz. Peygamber (S.A.V.)’e gelerek şöyle dediler: «Ya Muhammed! Ümmetine kemik, tezek veya kül ile taharetlenmelerini yasak et. Çünkü Allah bunları bize yiyecek kılmıştır.»

Müslim’in Sahîh’inde şöyle varid olmuştur: Üzerine Allah’ın ismi anılan her hangi bir kemik elinize geçerse etlenir. Her alâf kalıntısı da hayvanlarınız içindir. Bu ikisi ile taharetlenmeyin. Çünkü bunlar cinlerden olan kardeşlerinizin yiyecekleridir. Buharî’de nakl edilen Ebû Hüreyre’nin Hadîsinde şöyle geçer: «Dedim ki kemik ve tezekle neden taharetlenemiyoruz? Cevap verdiler: “Çünkü onlar, Cinlerin yiyecekleridir. Bana

Nusaybin’den onlardan bir heyet geldi. Ne iyi cinlerdi onlar.. Benden azık istediler. Bunun üzerine Allah.a gördükleri kemik ve tezeğin onlar için yiyecek olması hususunda niyazda bulundum.”»

Âmeş’in fikrini eleştirdiğimizde, buna cevaz verdiği arılaşılıyor. Çünkü o kendilerinden bir adamın cinlerle evlendiğinden ve nikâhlarında bulunduğundan söz etmiştir. «Cinlerden biri bizden kız istedi ve ona sordum.)) Sözü ona göre bunun caiz olduğuna delildi. Çünkü onlarla evlenmek haram olsaydı nikâhlarında bulunmazdı. Zeyd el – Âmmî’den nakl edilmiştir: «Allah’ım! Cinlerden, bana evlenebileceğim bir hanım na- sib et!» diye dua ettiğinde ona: .

  • Ey Eb’el-Havari! Ne yapacaksın onu? diye sordular. Cevap verdi:
  • Yolculuklarımda bana arkadaşlık eder. Nerede bulunursam bulunayım, yanımdan ayrılmaz. Bunu, Harb, îshak’dan nakl etmiştir..

Murusika’dan bir şeyh bana, bunu Zeyd el – Âm- mı’den duyduğunu nakl etmiştir.

İmam Malik’in: «Bence dinen bunda bir beis yoktur.» sözü, ona göre cinlerle evlenmenin caiz olduğunu gösterir. Yukarıda bu kavil geçmişti.

O, bunu başka bir sebebten dolayı kerih görmüştür ki o da, tersinin adem-i vukuudur. En iyi bilen şüphesiz ki Allah’tır.