Allah Teâlâ  buyuruyor: «Şeytanlardan onun için denize dalacak vc bundan başka işler görecek olanlan da (teshir) ettik. Biz bütün onların  nigehbâm idik.» (El Enbiya: 82).

«Süleyman’ın cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı. İşte bütün bunlar (onun taralından) zapt ve idare ediliyorlardı.» (En Nemi: 17).

«Önünde, Rabbinin izniyle iş gören bâzı cinler de vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden ayrılıp saparsa ona çılgın azaptan tattırıldık. O, kalelerde, heykellerden, büyük havuzlar gibi çanaklardan, sabit kazanlardan ne dilerse kendisini yaparlardı. Ey Davud Hanedanı! Siz (Allah’a) şükr için çalışın. Kullarımdan (Hakkıyla) şükr eden azdır.» (Sebe: 12 – 13).

«Şeytanları (onlardan) her bina ustasını, her dalgıcı, (yine onlardan) bukağılarla bağlanmış olan diğerlerini de (emrine râm etti).» (Sad: 37-38).

«Cinden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm, dedi.» (En Nemi: 39).

Bu âyetlerden anlıyoruz ki, cinler insanların emrinde ve hizmetindedirler. Cinlerin yalnız Süleyman Pey gamber’e yaptıkları işler bile bu hususu aydınlatmak için kâfi gelir.

Es – Süddî  der ki: «Âyetteki «Külle bcnnâîıı» kelimesi yapı yapan mânasına gelir. Âyette geçen «Gav- vas» kelimesi ise, Katâde onu: «Denizden inci çıkaran» mânasında yorumlamıştır. Es-Süddî, bu kelimeyi suda durabilen mânâsında yorumlar.

«Bu bizim vergimizdir. Artık (dilediğine) hesapsız ver, yahut tut (kıs).» (Sad: 39).

Bu âyetin yorumunda da müfessirler fikir ayrılığına düşmüşlerdir.

Es-Süddî  bunu «Onlardan dilediğine ver, ve azad et» diye tefsir ederken; İbn-i Abbâs: «Cinlerden istediğini azat et, istediğini etme» şeklinde tefsir etmiştir. Katade ise: «Onlardan istediğini haps et, sımsıkı bağla veyahutta onlardan dilediğini serbest bırak; yaptığından sorumlu tutulmayacaksın» şeklinde tefsir etmiştir.

Es-Süddı’ye göre âyet-i kerîmede Süleyman Aley- hisselâm muhayyer kılınmıştır. Cinlerden dilediğini serbest bırakıp, dilediğini de kendisine hizmet ettirmek için yanında alıkor.

Şakir, «Kitabul – Acayip»’inde der ki: Süfyan b. Abdillah’dan nakl edilmiştir: «Ömer b. Abdil-Aziz, Mağrip Emîri Musa b. Nâsır’dan sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: Askerlerle birlikte yürürken denizde acayip bir şey gördüm. Adalardan birine vasıl olunca kendimi güzel yapılmış bir binada gördüm. O binada Süleyman Aleyhisselâm’ın mühürü ile mühürlenmiş 17 tane yeşil sürahi bulduk. Onlardan dört tane getirmelerini emr ettim. Getirdiler. Bir tanesi açılınca bir Şeytanın: «Sana Peygamberliği veren Allah’a kasem ederim ki, yeryüzünü ifsad etmem.» dediğini etrafa iyice bakındıktan sonra«: Vallahi Süleyman’ı ve mülkünü de görmüyorum)) diyerek ortadan kaybolduğunu gördüm. Sonra onları yerine iade ettim.»

Abbâs b. el-Velid, bu hikâyeyi şöyle nakl etmiştir. Musa b. Nasır Ehl-i Kitap yahudisi idi. Müslüman olup Mağrib’e Emir olarak tayin edilmişti. Bir gün gazi olarak denize açılmıştı. Epey açıldıktan sonra gemileri kendi haline bıraktı. Gemilere çarpan ani bir sesle irkildi. Bir de ne görsün: Üstü mühürlü koca koca deştiler. Mü hürün kırılmasından korktu. Altından açılma- sım emr edince: «Hayır Ey Allah’ın Nebisi, Hayır! Bir daha yapmam!» diye haykıran bir ses duydu ve dedi.

«İşte bunlar Süleyman Aleyhissclâm’ın haps ettiği cinlerdir.» Onlara dönerek: «Siz onlar mısınız?» diye sorunca «Evet» dediler. Eğer bize karşı üstünlüğünüz olmasaydı mutlaka sizi korkuturduk, dediler.

Bazılarına göre, Musa b. Nusayr, Muaviye tarafın- dan Endülüs’ü zabt etmeye gönderilmiş, bir çok garip şeylerle karşılaşmıştır. Bazılarına göre, İslâm’da onun esirleri kadar çok esir alındığı  vaki değildir.