Şurası bir gerçektir ki, Cinler, insan, hayvan, yılan, akrep, deve ve sığır kılığına bürünüp muhtelif şekiller alırlar.. Hattâ katır ve merkep şekline girdikleri, kuş kılığına bürünüp havada uçtukları da görülmüştür..

Adem oğlu kılığına da bürünür.. Nitekim, Şeytan, Kureyşe, Suraka bin Malik b. Ca’şem kılığında gelmiştir. — Bedir savaşına hazırlanırlarken olmuştur, bu.. —

Allah şöyle buyurmuştur :

«— O zaman Şeytan onların yaptıklarını methedip şöyle demişti: “Bugün size, insanlardan galebe edecek hiç bir kimse yoktur. Ben de sizin muhakkak ki yardmı- cınızım.” Vakta ki iki ordu (karşı karşıya) göründü, “Ben sizden katiyen uzağım, gerçek ben sizin göremeyeceğinizi görüyorum. Ben Allah’tan korkarım elbet! Al-

.F 3

lah ukubetinde çok şiddetlidir.” diyerek iki topuğu  üstüne (tabana kuvvet) kaçtı..» (1)

Nitekim O, Darun – Nedve’de Resûlüllah hakkında (Onu öldürelim mi, habs edelim mi? Yoksa yurttan çıkaralım mı?) diyerek toplandıklarında, Necidli bir ihtiyar kılığına girmiştir. Allah şöyle buyurmuştur : «Hani bir zaman o küfür edenler seni tutup bağlamaları, ya öldürmeleri, yahut (yurdundan zorla) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı kurarlarken Allah da onun karşılığını yâpıyordu. Allah tuzak kuranlara mukabele edenlerin en hayırlısıdır.» (1)

Tirmizî  ve Nesî Ebû Said El-Hudri’den merfu olarak rivayet etmişlerdir: «Medinede Müslüman olan bir Cin taifesi vardır. Bu Havam’dan bir şey görürseniz ona üç kere hakikati tebliğ ediniz, şayet karşı gelirlerse o zaman öldürünüz!»

>~Su huşustgL-JKadı Ebu Ya’lâ’nın fikri : Şeytanlar kendi kendilerine şekillenin aegişHrenî67Terrİ3una güç ‘ve takatları yoktur. Ne var ki Allah onlara bazı kelimeleri ve işleri öğretmiştir. O kelimeleri söylediklerinde ve yahut o işleri yaptıklarında Allah onları bir hâlden diğer bir hâle veyahut bir şekilden başka bir şekle sokar. Bunları görenler de Cinlerin kendi kendilerine tebdil-i kıyafet yaptıklarını sanırlar. Oysa onları bir hâlden diğer hâle çeviren kendileri değil, Allahtır… Çünkü kendi kendilerine bunu yapamazlar. Böyle bir şey yapmağa kalkıştıklarında bünyeleri parça parça olur ve hayat denilen bir şey kalmaz. Öyleyse böyle bir şey yapmalarına da imkân yoktur.

İblis’in Suraka bin Malik’in şekline, girdiği, Ceb-

(1) El-Enfâl: 48.

(1) El-Enfâl: 30.

râil’in Dihye’nin kılığına büründüğü meselesine gelince, yukarıdaki yorumumuza hami edilir.

Allah onu bir sözü söylemeğe muktedir kılmıştır ve o bu sözü söyleyince o kılığa kolayca girebilmiştir.

  • Tabiî bu da Allah’ın izni ve inayetiyle olmuştur..— Ebu Bekr İbni Ebid – Dünyâ (Mekayiduş – Şeytan) adlı kitabında şöyle rivayette bulunmuştur:

«Yesir B. Amr anlatıyor: Bu hususu Ömer’in yanında konuşuyorduk. Ömer (R.A.) dedi ki: Hiç kimse, Allahın yarattığı şekilde başka bir şekle giremez. Ne var khi, onların sizin sihirbazlarınız gibi sihirbazları vardır. Onları gördüğünüzde, hakikati söyleyiniz!»

Abdullah b. Ubeyd b. Ümeyr’den nakl edilmiştir:’ «Allahın Resûlüne (S.A.V.) (Elğeyelân)dan sordular. Şöyle cevap verdi: “O, cinlerin sihirbazlarıdır!”» (Bu lıadîsi, İbrahim Bin Herase Cerir bin Hazim’den, o da Abdullah b. Ubeyd’den o da Cabir’den (R.A.) rivayet ve vasi etmiştir.» *-

Said b. Ebi Vakkas’dan (R.A.) rivayet ediliyor: «Kavli gördüğümüzde, onu namaza çağırmakla emro- lunduk!»

Ebu Bekr Muhammed b. Muhammed b. Süleyman, Mücahidden yapılan bir rivayeti nakl ediyor: «Namaza kalktığım zaman, Şeytan bana İbni Abbas’ın kılığında görünürdü.. Ona İbni Abbas’m sözünü anlattım. Bir defasında yanıma bıçak aldım, aynı kılıkta yine bana görününce hücum ettim ve bıçağı vurduğum gibi, büyük bir gürültü ile yere düştü.. Ondan sonra onu bir daha görmedim..»

Attabî  anlatıyor: İbniz-Zübeyr iki karış uzunluğunda olan bir adam gördü. Ve:

  • Nesin sen? diye sorunca, «Ben Cinden bir adamım!» diye cevab verdi. Bunun üzerine kamçısıyla ona vurdu ve o da kaçıp gitti..

İnsanlardan bir çoklan derler ki: Şeytanlar ve melekler istedikleri kılığa bürünebilirler.. Onları o kılıklarda gördüklerinde Melek veya Şeytan sanırlar.. Aslında yukarda da arz ettiğimiz gibi Allah onları, öğrettiği bir kelime veya fiil ile öyle değiştirmektedir ve insanların gözüne öyle göstermektedir. Yoksa Onlar kendi kendilerine bir şey yapamazlar.. Bir şeyin, aslî şeklinde kendi kendine değişmesi imkânsızdır.

Yukarda Mutezile’nin mezhebini anlatmıştık… Onlar diyorlardı ki:

Cinlerin cisimleri gayet ince ve ufaktır. Bu yüzden onları göremiyoruz.

Peygamberlerin zamanında Cenab-ı Hakkın onların cisimlerini büyütmesi ve onlara o şekilde göstermesi mümkün olmuştur, ondan sonra artık onları hiç kimse göremez!..

Kadı Abdul – Cebbar der ki: Kur’ân-ı Kerim’de, bunu teyid edecek Davud oğlu Süleyman Aleyhisselâm’m kıssası vardır.

Allah onları  büyültmüştür. İnsanların görebileceği şekle sokmuştur da onlar, O’na büyük işler yapmışlardır, büyük silâhlar imâl etmişlerdir. Bundan da anlaşılıyor ki, bu, onların, yani peygamberlerin zamanında vuku bulmuştur. Onlar sonra böyle bir şeyin vukuuna asla imkân yoktur. Çünkü bu, tabiat kanununu altüst eder.

Asakir oğlu Ebu’l – Kasim «Sebebuzzuhadeti Fişşa- hadeti» adlı  eserinde der ki: Açık olarak cinleri gördüğünü ve cinlerden kardeşleri bulunduğunu iddia eden kimsenin şehadeti kabul edilmez.

Bana îsbehan’dan Ebu Ali el – Haşan b. Ahmed, bir çok alimler tarafından nakl edilen İmam-ı Şafiinin şu sözünü yazdı: «Cinleri gördüğünü  iddia eden kimsenin şehadetini ibtâl ederiz. Çünkü bu Cenab-ı  Hakk’m : “O ve kabilesi sîzleri, onları göremediğiniz yerden görürler” kavline aykırıdır.»

Yine bir çok alimler, Rebi bin Süleyman’ın Şafiî’den şöyle işittiğini nakl ederler: «Ehl-i adaletten her kim, cin gördüğünü iddia ederse, onun şehadetini ibtâl ederiz. Çünkü Allah, “O ve kabilesi sîzleri, kendilerini göremediğiniz yerden görürler” buyurmuştur. Tabiî peygamberler müstesna.»

Ebu’l- Kasım el-Ansarî «El – İrşad»’m şerhi olan «El – Mukanna’» adlı eserinde şöyle kayd ediyor:

Bilmiş  ol ki: Allah, sıfatlarda olduğu gibi, şekil ve kılıkda da Cin, İnsan ve Melekleri ayrı ayrı yaratmıştır. Zahirî  ve batınî yönden herkim insan şeklinde olursa, şüphesiz ki o insandır. İnsan, bu vasıfları taşıyan bir varlığın ismidir: «And olsun ki biz insanı süzülmüş bir çamurdan yaratmışızdır.» Tefsir ehli bu âyeti şöyle tef-1 sir ederler: «Yâni onda ruh ve hayat yarattık.» Yine Allah buyuruyor: «Iiakiykat biz insanı, birbiri ile karışık bir damla sudan yarattık.» (El – İnsan – Eddehr sûresi, âyet: 2).

Bir âyet daha :

«O kahr edilesi insan, ne nankördür oî Onu (yaratan) hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu biçimine koydu. Sonra onun yolu (nu) kolaylaştırdı. Sonra onu öldürüp kabre soktu.» (Abese sûresi: 17, 18, 19, 20 ve 21)

Bu ve benzeri âyetlerden anlaşılıyor ki, insan oğlu sadece ruhtan ibaret değildir. Böylece onun yalnız ruhtan ibaret olduğunu iddia edenlerin söz ve görüşleri çürüğe çıkmış oldu. Çünkü ruh, çamurdan yaratılmış olamaz.

İnsamn ölmeyeceğini ve kabre girmeyeceğini iddia edenlerin sözlerini de bu âyet boşa çıkarmaktadır.

Şu halde Allah, bir meleği insan şekline sokarsa, o, melek kılığından çıkar. Yine bir şeytanı insan kılığına koyarsa, o da şeytan olmaktan çıkar.

İnsanlardan bazıları şöyle der : Melek veya şeytan zahiren insan kılığına sokulursa o insan olur. İsrail oğullarından bazılarım maymun kılığına sokunca, onlar insan olmaktan çıktılar mı? Yukarda geçen iki kavil üzere: Evet.

Melek suretinin insan suretine muhalif olduğunu gösteren âyetlerden biri de şudur: «Eğer Onu (peygamberi) bir melek yapsaydık, o meleği de her halde bir insan (suretinde) gösterirdik.» (El – En’am: 9).

Yâni onu biz zâhiren insan şeklinde yapardıö demektir. Allahü Teâlâ daha iyi bilir.