Cenab-ı  Allah buyuruyor ki: «Cinleri de daha önce çok zehirli ateşten yarattık.» (1).

«Cinleri de yalın bir ateşden yarattı.»  (2)

«Beni ateşten, onu topraktan yarattın..» (3)

Kadı Abdulcebbar der ki: Bu delil naklidir, aklî değildir – yâni biz bunları nakil yolu ile bilebiliriz. – Çünkü cevherlerin hepsi birbirine mütemasildir. Onlardan her birerleri, diğerinin sıfatında olduğunda, onun yerine kaim olmaktadır. Birbirlerine benzeyen iki şeyin haddi budur. Onlar ancak kendilerine arız olan sıfatlar ve şekiller yönünden birbirinden ayrılırlar. İş böyle o- lunca anlarız ki, Allah dilediğini yapmağa kadirdir. Birleştirmeğe, çeşitli renkleri icad etmeğe, arazları gerektiren şeyleri bir araya getirmeğe elbetteki gücü yeter.

Meselâ: Hayat ile ilim gibi. Bunların varlıklarında kendilerine has bir terkibe muhtaçtırlar. İrade ve onun gibi olan diğerleri de böyledir.

Durum bu keyfiyeti arz edince, aklen, Allahın Cinn’i diğer mahlûkattan başka bir cevherden yarattığını anlamağa imkânımız yoktur. Bunu iztirar tariki ile de bilemeyiz. Çünkü bu, iztirar tariki ile bilinmiş olsaydı, onların var olduklarına dair ihtilâf vaki olmazdı. Çünkü yaratıldığı aslı bilmek, onların mahlûk olduğunu bilmenin bir fer’idir. Fer’in iztirar yolu ile bilinmesi caiz değildir. Asıl iktisab tariki ile bilinir. Zira iktisab tarikı ile bilinen şeyin, bilinmemesi de caizdir. Ama iztırar yolu ile bilinen bir şeyin bilinmemesi asla caiz değildir. Bunun bâtıl olması,  şunu gösterir: Cinn’in aslı ne olduğunu iztirar tariki ile elde etmek caiz değildir. Çünkü onun mevcudiyetinde ihtilâf vaki olmuştur: Demek ki bu, akıl yönünden ne iztirar ve nede iktisab yolu ile bilinmemektedir..

  1. El-Hıcr: 27.
  2. Er-Rahman: 15.
  3. Sad: 76.

Sual: Şeytanın yalan söylemesi veyahut öyle olduğunu zan etmesi muhtemel olduğu halde, onun «Beni ateşten yarattın» sözünü, gerçekten ateşten yaratıldığına, nasıl delil yaparsınız?

Cevab: Biz bunu Allah kelâmından anlıyoruz. Çürkü bu sözü onun hakkında anlatan Allah’tır. Şayet jalan söyleseydi mutlaka onun yalan söylediğini Allah bize açıklardı. Yalancıyı, tekzip etmemek korku ve cehaletten ileri gelir ki, bu gibi sıfatlar Allah hakkında asla caiz olmaz.

Süleyman Aleyhisselâma bir Cinnî’nin «Sen verinden kımıldamadan bile ben arşı getirebilirim» dediği bu sözü de, dâvamıza bir delil olarak gösterebiliriz. Eğer o, söylediğini yapmağa kadir olmasaydı, mutlaka Süleyman Aleyhisselâm ona itirazda bulunur ve getiremezsin, derdi.. Şu halde yukarıdaki itiraz yersizdir…

Sonra hiç  bir Müslüman Cinlerin var olduğunu inkâr etmemiştir. Peygamberlerinin bu inançta olduğunu bilmiş ve kendileri de cân-u yürekten buna böyle inanmışlardır. — Bir takım zındıkların bunu inkâr etmesi asla adem-i mevcuriyetlerine delil olamaz —

Sual : Ateşde kuruluk vardır. Böyle olan bir şey hayata elverişli değildir. Çünkü  hayat, var oluşunda mutlaka rutubete muhtaçtır. Şeyhiniz Ebu Haşim’e göre hem belirli bir bünyeye ve hem de onu ayakta tutacak bir ruha sahip olması gerekmektedir. Hayat ancak böyle olur. Şeyhiniz Ebu Ali, ruhsuz hayata cevaz vererek «Nâr ehli nefes almaz» diyorsa da gerçek, dediğimiz gibidir.

Hayatın varlığında mutlaka rutubet bulunması gerekmektedir. Bünye de böyledir. Cenab-ı Hakk’ın «Onu biz önceden zehirli ateşten yarattık» kavli sizi desteklemiyor. Çünkü bu âyet zahirî mânâsı üzere değildir.

Cevab : Mesele her ne kadar anlattığın gibi ise de ancak Allah, o ateşte hayatın mevcudiyetine elverişli olacak kadar az bir miktarda rutubet yaratmasına kadirdir. Çünkü su ile ateşin mücavereti imkânsız değildir.

Kaynatılmış bir suyu buna delil gösterebiliriz: O. ancak su arasına sızan ateş  parçaları ile kaynamıştır. Bu sebeble su havaya kalktığında ateş parçaları incelir, sudan ayrılır. Ve su eski soğuk haline döner.

Buharı  görmüyor musun? Havaya yükseldiğinde ancak ateş kuvvetiyle yükseliyor. Çünkü ateş parçaları hafiftir. Hafif olan şeyin yükselmesi mümkün ve daha kolaydır. Su ise ağırdır. Aşağıyadır onun mukavemeti.. Buharda her ne kadar rutubet mevcut ise de, ateş parçaları onda daha çoktur. Ateş parçalarının çokluğun- dandır ki yukarıya kolayca yükselebilmektedir. Demek ki su ile ateş bir arada bulunabiliyor.. Durum böyle olunca, Allalıü Teâlâ, ateş arasında onu hayata kavuşturacak miktarda rutubet ihdas edebilir. Buna mâni yoktur.

Ruh ve bünye meselesi de buna mâni değildir. Çünkü ateş bünyeye muhtemil olduğu gibi ruh ve rüzgâra da mücavir olabilir..

Bir sual daha: Diyorsunuz ki, istisna ancak kendi cinsinden caiz olur. Başka bir cinsten caiz olmaz ve bir elbise hariç, yanımda on dirhem vardır, denilemez. Pekâlâ iblis’in Meleklerden istisnasını nasıl tecviz ediyorsunuz öyleyse? Oysa Allah bize arap lisânı ile hitab etmiştir. Onun melekler cinsinden olmadığına ve Çin’in aslı ateş olmadığına delil değil midir bu?

Cevab : Onları  tek bir hüküm bir araya cemettiği için, bu caiz olmuştur.

Çünkü Allah hepsine birden secdeyi emretmiştir. Dil yönünden de bu caiz olunca, itiraz daha baştan çürümüş olur. Bu bölümde bizim anlattıklarımızın doğruluğu meydana çıkmış olur..

Ebul – Vefa İbni Akil (El – Funûn) ’da şöyle yazar: «Cin hakkında biri şöyle bir sual sordu: Allah Cinlerin ateşten yaratıldığını haber verdi. «Onu biz, zehirli ateşten halk ettik» buyurdu. Sonra yine bize, Şihab’ın onu yaktığını bildirdi. Pekâlâ ateş ateşi nasıl yakar?

Bunun cevabı  şudur: Cenab-ı Hak Şeytan ve Cinleri, ateşe izafe etmiştir. İnsanları çamura izafe ettiği gibi… İnsanın aslı topraktır demek, hakikaten insan topraktır demek değildir. Çünkü insan toprak değil, ancak onun aslı topraktır. Cin de böyle onun aslı ateştir. Yâni o aslında ateş idi.

Bunu Peygamberimizin şu hadîsi ile isbat edebiliriz : «Namaz kılarken şeytan geldi, onun boğazını sıktım, tükürüğünün soğukluğunu ellerimde hissettim. Kardeşim Süleyman’ın duası olmasaydı onu öldürürdüm.»

Yakıcı  ateş olan bir cismin tükürüğü nasıl soğuk olabilir? Kaldı ki, böyle bir varlık için tükürük düşünülemez bile.

Peygamberimizin bu mübarek sözü bizi doğrulamaktadır. Yine Peygamber (S.A.V.) onları acem feliâh- larına benzetmişti. Eğer onlar ateş haricinde şekiller ve tavırlar üzre olmasalardı onlar için şekil ve suret düşünülemezdi.

«Kardeşim Süleyman’ın duası olmasaydı onu öldürürdüm!» lâfzı bilinmemektedir. Sahih ve Sünen’de ma’rûf olan lâfız şöyledir : «Kardeşim Süleyman’ın duası olmasaydı insanlar onu görebilecek şekilde bağlanmış ve yerinden kımıldıyamaz bir halde bulurdu.»

Sahihaynde bu şöyle zikredilmektedir: «Onu bir duvara bağlamayı istedim ki onu görüp bakabilesiniz.»

Cinlerin kendi ana unsurları olan ateş olarak kalmadıklarının bir delili de şudur: «Allah düşmanı olan iblis bir ateş kıvılcımı ile gelip onu yüzüne koymak istedi.»

Hz. Peygamber yine şöyle buyurmuştur: Miraç gecesi Cinlerden bir ifrit bana musallat oldu. Elinde bir ateş süresi ile beni takip ediyordu. Arkama baktıkça onu görüyordum.»

Bu hadîslerden anlaşılıyor ki eğer onlar kendi unsurları olan ateş  üzerine kalmış olsalardı, yakıcı birer ateş olsalardı şeytan veya ifrit’in elinde bir ateş süresiyle gelme ihtiyacı olmazdı. Şeytanların veya ifrit’in eli veya herhangi bir âzası Adem oğluna dokunduğunda tıpkı gerçek bir ateş gibi yakardı. Bütün bunlar gösteriyor ki, bunların asıl unsuru olan ateş bazı şeylerle karışmış da başka bir hal almış. Nitekim; Peygamberimizin (S.A.V.) «Tükürüğünün soğukluğunu ellerimde his eder oldum» sözü bunun bariz bir delilidir.

Şu da bir gerçektir ki Allahü Teâlâ besinleri cisimlerin gelişmesi için bir vasıta kılmıştır. Bu gelişme tabii ki hararet ve burudete göre olur. Şüphesiz onlar da bizim gibi bizim yediklerimizden yerler, içtiklerimizden içerler. Böylece yedikleri sıcak, soğuk gıdalara göre gelişir cisimleri.. Bu keyfiyet onlan aslî unsurları olan ateşten alıp dört ana unsura sokar.

Kadı Ebu Bekr der ki: «Bununla beraber biz Cinlerin ateşten yaratılmış olduklarım inkâr etmiyoruz! Ateş onların aslî cevheridir. Ne var ki, Allah onların cisimlerini bazı arazlar ve sıfatlarda yaratmak suretiyle kalınlaştırıp asıllan olan ateşten sıyırıp onlara çeşitli şekiller verir. En doğruyu bilen şüphesiz ki Allah’dır. Dönüş de O’nadır.»