Cinlerin kâfir ve şeytanları küfür, şirk ve Allah’a, karşı gelmek gibi hareketleri seçerler. Şeytan ve askerleri kötülük yapmaktan zevk duyarlar. Bu hareketleri kendilerine azap getireceğini bildikleri halde yine de bunu yaparlar. Nitekim İblis: «Senin İzzetin için kullarından mühlis olanları müstesna, mutlaka hepsini iğ- va edeccğim.» demiştir. Allah şöyle buyurmuştur:

«And olsuıı, İblis olanların aleyhindeki zaıınını gerçekleştirmişti de. İmân edenlerden bir zümre hariç olmak üzere, (tamamen) ona uymuşlardır.» buyurmuştur. (Sebe: 20)

İnsan bir kere yoldan çıkınca kötülük yapmaktan zevk alır. Bu davranışı, aklına, dinine, ahlâkına ve bedenine zarar verse bile vaz geçmez. Şeytan bizâtihi çirkin bir varlıktır. Üfürükçüler, sihirbazlar ve gözbaycı- lar bazı hareketler yaparak ona yaklaşmak istediklerin- de Şeytan bunu W fırsat bilir; âdeta bFr rüşvetmiş gibi kabul edip onların bâzı arzularını verine getirir. Tıpkı kiralık kâtil ile beyaz kadın tüccarı gibi.

Muhammed b. İslıak (El Fihrist) adlı kitabında, bâzı âlimlerin haberlerinden ve yazdıkları kitaplardan bilgi veren ikinci fennin sekizinci makalesinde der ki: «Sihirbazlar ve üfürükçüler, şeytan, cin ve ruhların ‘ kendilerine itaat ettiklerini, onlara her şeyi kolayca yaptırabildiklerini iddia ederler. Üfürükçülere gelince. bu başarıya Ailah’a karşı yaptığı itaat, ruh ve şeytanlara karşı ettiği yeminler, şehvetlere karşı gösterdiği nefretler sayesinde elde ettiklerini iddia ediyorlar..JV-a- di=- yorlar ki: Cin ve şeytanlar bu sayede bize boyun eğer- lerken Allah’tan korktukları için ve Allah’ın isimlerin de onlan perişan edecek bir hasse bulunduğu için yaparlar.

Sihirbazlara gelince: Onlar, namaz ve orucu terk etmek, adam öldürmeyi mübah görmek, mahremlerle evlenmek gibi şeytanların hoşuna gidecek şeyleri irtikap ederek şeytanları kendilerine râm ettiklerini iddia ederler.

Muhammed b. îshak diyor ki: «Mezmûm olan sihirbazların takip ettikleri yoldur. Şeytanin kızı Medh’in

  • kimisine göre bu şeytan’ın oğlunun kızıdır – – su üstünde bir tahtı vardır. Gayesine vasıl olmak isteyen kimse onun için bir şey yaptığı zaman hemen onu elde eder. Ve arzularına nail olmak için, onu seferber eder. Onun namına nâtık ve gayri nâtık hayvanlardan kurban eden kimseler bir şeyler elde edebilirler. Bâzıalnna göre, Medh iblisin kendisidir. Tahtına oturduğu zaman onu kendisine ram etmek isteyen kişi ona boyun eğer.

Muhammed b. îshak demiştir ki: Onlardan biri, onu, uyanmış bir halde yatağında oturmuş, etrafını da zencilere benzeyen ayakları yarılmış bir kavim çevirmiş olarak gördüğünü anlattı. İbn-i Münzir’in de onların arasında bulunduğunu görmüş. Bu, sihirbazlann büyüklerinden bir adamdır. İsmi Ahmed b. Cafer’dir. Leğenin altından cinleri konuştururdu.

Eşşeyh Eb’ul-Abbas Ahmed b. Teymiye buna yakın bir hikâye nakl ettikten sonra, bir çok âlimlerin, Süleyman Aleyhisselâm da bu işlerle cinleri kendine ram ettiğini iddia ettiklerini ileri sürmüştür.

Selef âlimlerinden bir çoklan dediler ki: Süleyman Aleyhisselâm vefat ettiği zaman, şeytanlar, sihir vefür kitablarım yazıp, onun kürsüsünün dibine kovdular. Ve dediler ki: işte Süleyman, bunlarla cinleri ken- »dine ram etmiştir.

Ehl-i Kitab’dan bâzıları sırf bu sebeble Süleyman Aleyhisselâmı kınadılar. Diğerleri dediler ki, bu caiz olan bir şey olmasaydı Süleyman Aleyhisselâm bunu yapmazdı. Her iki taife de Süleyman Aleyhisselâma bunu isnad ettikleri için yollarını sapıtmış oldular. Ce- nâb-ı Hak bu hususta şöyle buyurmuştur:

«Onlara ne zaman Allah katından — ııezdlerindeki (kitabı; tasdik edici (ve doğrulayıcı) — bir peygamber geldi ise, kendilerine kitab verilen O kimselerden bir güruh sanki (hakikai/.) bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitabım (Tevratı) tutup sırtlarının arkasına atmış (ondan yüz çevirmiştir.» (El-Bakare: 10)

Cenâb-ı  Hak bunun zararlı bir şey olduğunu açık olarak beyan etmiştir.

Bunda bir menfaat yoktur. Çünkü bunda bir hayır yok. Bunun tercih edilecek bir tarafı da yok. Faydanın bir hayr, zararın da bir şer olduğunu kabul edersek, bunun şerri apaçık meydana çıkmış olur.

Muhammed b. îshak der ki: Söylendiğine göre, cin- ler1 ‘Kendi emrine rarrTeden ilk insan, Süleyman Aley- hisselâm’dır Bazılarına göre, Farisiierin meznelnngg; cinleri ilk istihdam eden kimse, Hamşîd b. Erih Han’dır. Q_Süleyman AleyhisselânTm yazı işlerini görürdü.

Süleyman Aleyhisselâm’m, cinlerden, istihdam et- tiği kimseler arasında şu isimler de vardır: Âsaf b. Yer- hiyan, Yusuf b. Aysuva, Hermuzan b. El-Kerdûl.

İslâm’da bu muammayı ilk keşf edenler. Ahmed b. Hilâl ile Hilâl b. Vasıfdır.

Bunların bu hususta acayip işleri ve tecrübeye dayanan ?sbatları vardır.

Ayrıca (Kitabur-Rııh vel-Mütelâşiye, kitabu!-Müîa- lıareti Fil-A’mal Kitabu Tefsiri Kâletlıuşşeyatînü Li Süleyman) adlı eserlerin hemen hepsi ona aittir.

Allah’ın isimleri ile muska yapanlardan birisi de, Ibn’ül imam idi. Bu Adam, El-Mu’tadid’in zamanında

yaşıyordu ve bu işlerle meşgûl oluyordu. Onun usûlü mezmum değil, mahmuddu.

O işlerle meşgûl olan bâzı âlimlerin isimleri şöyle- dir: Abdullah b. Hilâl, Salih El-Mudrî. Akabe el-Edreî, Ebû Hâlid el-Horosanî. Bunların yaptıkları işler, iyi niyetle yapılan vc şifalar veren işler oiduğu için, yukarıda arz ettiğimiz gibi mezmum değil, mahmuddur. Bu, Muhammed b. İshak’ın dedikleridir. Ben aynı kanaatta değilim. Çünkü onun iddiasına göre, Abdullah b. Hilâl da bu işleri iyi niyetle yapıyor. Oysa o, İblis aleyhilla’ne’ye yaklaşmak için namaz’ı terk eden bir fâcir ve zındık bir adamdır.

Şeytanlara emr edip, Ademogullanna saldırtan. kadınlarla erkekleri haramda birleştiren bir adamdı o. (Böyle bir adam nasıl olur da hüsn-i niyyet sahibi ola- bilir?.) Buna delil olarak, Ebû Abdurrahman el-Herevî’- nin (Kitabul-AcayibVinde nakl ettiği şu sözü gösterebiliriz: Ahmet b. Ahrîil-Melik. anlatıyor Bir adam Küfeli Abdullah b. Hilâl’e geldi. —O, şeytanın arkadaşı idi, ikindi namazı kılmazdı. Sevtan onun_ bütün işlsrir ni görürdü.— Ve ona dedi ki: Benim zengin hir komşum var, güzel de bir kızı bulunmaktadır. Onu son derece kıskanıyorum. Şevtana sövle de o kıza yapacağını yapsın. Abdullah b. Hilâl «Olur.» dedi. Eline bir mektup yazıp verdi. Mektupda: «Benden ve senden daha kötü birini görmek istiyorsan, bu mektubu sana getiren ada- ma bak. Sonra da onun dileğini yerine getir.» diyordu. Sonra adama dönüp, al şu mektubu, falan yere git ve orada bir çizgi çizerek bekle, arkadaşın (şeytan) çıkıp geldiği zaman uzaktan ona mektubu göster, dedi. O da dediğini vaptl. Orava gidin ra şeytanlar fitrafında^dolaş.- maya başladılar. Derken dört kişinin taşıdığı bir yatak uzenncle bir ihtiyar belirdi. Uzaktan ona mektubu gösterince mektubu aldı, öpüp başı üstüne koydu. Mektubu okuyunca öyle bir çığlık attı ki hepsi başına üşüştü. «Emret efendimiz.» dediler. Bunun üzerine o dedi ki: «İşte bu mektub arkadaşımdan geliyor ve diyor ki, benden ve senden daha kötü birini görmek istiyorsan bu mektubu sana getiren kişiye bak, ve onun işiriigor.» ig7te bu rica üzerine hareket ediyorum Bana sağır dilsiz bir sevtan getirin. Ve onu o zengin adamın evine gön- derin de, kızma yapacağını yapsın.

Muhammed b. İshak’ın anlattığı adam budur işte. O, bunun takip ettiği usûle iyi bir usûl diyorsa vay haline!

El-Haccac bir gün Amr b. Said b. el-Âs’a dedi ki: Abdullah b. Hilâl bana, şeytana benzediğimi söylüyor, ne dersiniz?

«— İnsanların ulusu, cinlerin ulusuna benzemiş. Şaşılacak ne var bunda?» Bu keskin cevabı pek beğenmiş, Haccac…

Şeyh Eb’ul-Abbas İbn-i Teymiye der ki: Üfürükçüler ve sihirbazlar, cinlere, kendilerine yardımcı olmaları için yemin ettirirler. Onlar da kâh yeminlerinde durup yardımcı olurlar; kâh murat edilen Cinnin büyük olması ve ona söz geçirememeleri yüzünden, yemini bozup yardımcı olmazlar.

Demek oluyor ki, onların hali tıpkı insanların haline benzemektedir. Ne var ki, insanoğlu, daha akıllı, daha sâdık, daha vefakârdır; cinler ise daha cahil, daha yalancı, daha zalim, daha hâindirler.

Üfürükçülerin yaptıkları bu işler caiz olmamakla beraber, çoğu zaman bu işi başaramazlar da.. İnsanlara musallat olan cinni ber taraf edemezler. Sözde cinler, onu öldürdüklerini ona hayâl olarak gösterirler. As lmda ne öldürmüşlerdir ve ne de terbiye etmişlerdir. Bütün işleri yalancılıktan öteye gitrhiş değildir. Çünkü bu, ya müşrikler, ya Ehli Kitab, veya zındık müsllimanlardan cinlere arkadaş olanlara, yaptıkları gösterilmek suretiyle oiur, ya da ütürukguıere tem- sili olarak gösterilir. Çünkü onlar, üfürükçünün arzusunu yerine getirmek işin gösterdikleri sev, sanın arzuT edilen peymiş gibi göstermesi başarırlar.

Meselâ; uzaktan çağırdığı kişinin sesine benzer bir sesle cevap verdiriri er ve cnu buna inandırırlar. Salih kullardan birini,1 cinlere karşı yardıma çağıran kişiye, sanki o salilı kişi cevap veriyormuş gibi gösterirler. O zavallı da buna inanır. Aslında cevab veren o salih kişi’ ‘ değil; onun sesine benzer bir sesle cevap veren Cindir

Şeyh Eb’ul-Abbas devam ediyor: Bu gibi şeyler çok defa vaki olmuştur. Çok defa şeytan, çağırılan kişinin sesine benzer bir sesle cevap vermiştir. Hele o çağırılan kişi ölmüş bir kimse ise şeytan bu işi daha güzel başarmaktadır. Diri kişilerin kılığına girerek aynen onun sesi ile cevap veriyormuş gibi cevap verdiği de olmuştur. O şahısla yardım talebinde bulunan o sapık müşrik de bunun gerçek olduğunu sanır, cevap veren şeytan değil de odur, der. Fakat heyhat!

Bu gibi şeyler, çok defa, iyi olarak tanıdıkları ölülerden meded isteyen kâfirlerde görülür. Nasranîler gibi Onlar, bâzı usûllerle ölülerden meded beklerler.. Şeytart da, o kendisinden medet beklenen kimsenin şeklini alır ve cevab verir. O zavallı da sanır ki asıl cevab veren o ölmüş salih kişidir.

Çoklarını gördüm: Falan kimse sözde benden yardım istemiş: fakat ben onu duymadım, görmedim. Ona cevab veren galiba benim şeklime giren şeytan olacaktır, demişlerdir.

Cevab verene belki melekdir diyenlere de dedim ki: Melek hiç bir zaman bir müşrik’in yardımına koşmaz.

Olsa olsa o melek değil, şeytandır. Onu sapıtmak istemiştir.

Şeytan yine, kendisine halk tarafından itimad edilen kişi kılığına bürünerek Arafat’da durur.

Onlardan çoğunu da Şeytan Arafat’a, veya Harem-i Şerifin bir çok yerlerini gezdirmek için gezdirir, onlara ihram giydirmez, tclbiye ettirmez, tavaftan da mahrum bırakır. Arafat’tan döndürür, Cemre attırmaz. Daha nice böyle dinde vacip ve mustahap olmayan, bilâkis haram, veya mekrûh olan şeyleri irtikâp ettirir. Böylece bu işler salih kişilerin kerametlerindendir zannını ver dirir. Aslında Allah’a, vacip, veya mustahab olan ibadetlerle yaklaşılır. Vacip veya mustahab olmıyan işleri, vacib veya mustahab zannı ile yapmak, şeytanın vesvesesi ve süsleyip de güzel göstermesinden başka bir şey değildir. En iyi bilen hiç şüphe yok ki Allah’tır.