Dr. Fred Alan Wolf (a.k.a. Dr. Quantum) – The Infamous Double Slit Experiment

Çift yarık deneyinde ışık iki ince yarıktan geçirilerek, yarıkların arkasındaki ekrana yansıtılır. Ekranda girişim deseni denilen aydınlık ve karanlık çizgilerden oluşan desen görülür. Klasik fizikte parçacık olarak bilinen elektron, proton ve nötronlarla yapılan deneylerde de aynı neticeye ulaşılır.

1805 yılında Thomas Young, Çift yarık deneyini ışığın dalga özelliklerini kanıtlamak için gerçekleştirdi. 1927 yılında Clinton Davisson ve Lester Germer elektronların da dalga özelliklerine sahip olduklarını kanıtladılar.

Deneyin neticeleri

  • Yarıkların biri kapatılırsa girişim deseni kaybolur ve yarığın arkasında sadece bir aydınlık çizgi gözükür.
  • Herhangi bir yöntemle ışığın hangi yarıktan geçtiğini ortaya çıkarmaya çalışıldığı anda girişim deseni kaybolur.

Deneyin gerçekleştirilebilmesi için önşartlar
Yarıktan geçirilen ışığın tek renkli, yani mümkün olduğunca aynı dalga boyunda olması gerek. Çünkü eğer farklı renkli yani farklı dalga boylu ışıklar kullanılırsa ekranda sürekli kayan bir girişim deseni oluşur.bu da karanlık ve aydınlık sacakların net olarak farkedilememesine neden olur.

{slide=Dr. Fred Alan Wolf Kimdir?}
Fiziğe ilginiz nasıl başladı?
Küçükken sihirbazlık çok ilgimi çekerdi. Annem bir defasında beni atom bombasıyla ilgili bir sihirbazlık gösterisine götürmüştü. O numarayı nasıl yaptıklarını merak etmiştim. Böylece fiziğe merak saldım ve hâlâ aynı soruyu soruyorum.

Birçoğumuz için çok zor olan fizik teoremlerini basitleştirmeyi ve normal insanların bile anlayabileceği şekilde açıklamayı nasıl başarıyorsunuz?

Burada da sihirbazlığa olan ilgim yardım etti. Bir sihirbaz, gösterisindeki ilk numaranın izleyicileri tarafından açık ve anlaşılır olmasını sağlamalı. Yani her şeyi açık bir şekilde açıklamanız gerekiyor. Bu ‘şov dünyası’ tavrı ama birisine fiziği öğretmeye çalışırken de faydalı oluyor. Çünkü öğrencilerin dikkatlerini vermesi gerekiyor ve sizin de onlara fiziği ilgi çekici bir şekilde sunmanız gerekiyor. İster canlı bir sunum-ders olsun, ister kitap yazarken ya da CD kaydederken, TV programı ve filmde oynarken mutlaka bu yaklaşımdan faydalanıyorum.

Marka 2006 konferansında “Kuantum fiziği markanızı etkiliyor mu?” konulu bir sunum yapacaksınız. Kuantum fiziği markayı nasıl etkiler, açıklar mısınız?

Bu soruyu ben de merak ediyordum. Bir üreticinin logo ya da markasından beklediği şeyin ürünün tanınması olduğunu ve tüketicinin zihninde algılama oluşturmasını fark ettikten sonra kuantum fiziğini açıklamak için kullandığım bazı fikirlerin reklam alanıyla kesiştiğini gördüm. Kuantum fiziğinde, kuantum alanı denilen görünmez bir alan vardır ve burada parçacıklar inanılmaz bir şekilde bir anda ‘var olup’ sonra hemen kaybolur. Yeni ürünler de aynen böyledir. Piyasaya çıkarlar ve dayanma güçleri genelde bir ürünü zihinde tutan ya da çıktığı dev vakuma geri düşmesini sağlayan faktörlere dayanır.

Kuantum fiziği açısından ‘zihin’ ve ‘zaman’ kavramlarının bir ürünü pazarlamadaki rolü nedir?
Kuantum fiziği ve antik felsefeye göre baktığımızda ‘zaman’ ve ‘zihin’ kavramlarının aynı anlama geldiğini anlayabiliriz. Bir şey gözlemlendiğinde bilincimize girer ve olası yeni bilgi ya da eski bilginin güçlendirilmesi zihinsel alanımızın bir parçası olur. Gözlemci başka bir gözlem gerçekleştiğinde, daha önce gördüğü aynı şeyi, aynı şekilde görmeyi seçebilir ya da gözlem şeklini değiştirip gözlemin sonucunu da değişikliğe uğratabilir. Ardışık gözlemler arasındaki bağlantılar, geçici deneyimimizi meydana getirir. Kısacası zihin, zamanı meydana getirir.

Dolayısıyla yeni süreçleri ve ürünleri tanımlayan isimleri algılama şeklimiz onları görme şeklimizi etkiliyor. Bu gözlemci etkisine ben fade (kaybolma) diyorum, yani etkili bir şekilde odaklanmak ve daha sonra zihnini başka noktalara yönlendirmek. Nasıl fade yapılabileceğini bilirsek bugünün dünyasında gözlemleme, satma ya da satın alma şeklimizi tamamen değiştirebiliriz.

Örnek verebilir misiniz?
Günümüzdeki ve geçmişteki markalar var olma ve sunulma şekillerinden, kısacası fade’imizden etkileniyor. Mesajlarımızı ulaştırma şekillerimizi ve araçlarımızı geliştirdikçe, ortamdaki değişiklikler markalarımızı değiştiriyor. Aynı Marshall McLuhan’ın bir keresinde dediği gibi ‘mecra mesajın kendisidir’. Geçmişte bir marka, genel olarak ‘yakındaki’ insanların görüş alanları içindeki bir üründen haberdar olmasını sağlayan daha yerel bir kavramdı. Bugün ise küresel bir pazarda yaşıyoruz ve markaların, kuantum elektromanyetik radyasyon, bilgisayarlar, filmler, radyo ve televizyon vasıtasıyla dijital olarak sunulan, yerel olmayan ve evrensel ürün kimliğini yansıtması gerekiyor. Sony’nin VAIO markasını düşünün; harflerin şekli dolayısıyla evrensel olarak tanınan bir marka. V ve A dalga-parçacık işaretini yani dijital ortamı meydana getirmede kullanılan teori olan kuantum fiziğini vurgulayan önemli bir marka. I ve O da evrensel girdi ve çıktı (input ve output) kelimelerini yani bilgisayarların yaptığı işlemleri vurguluyor. Böylece marka gelecekteki piyasayı yakalamış oluyor

Videoyu görmek için tıkayınız.

Videoyu görmek için tıkayınız.