Allahu Teâlâ  buyuruyor ki: «O zaman şeytan onların yaptıklarını süsleyip şöyle demişti: «Bugün size insanlardan galebe cdecek hiç kimse yoktur. Ben de sizin muhakkak ki yardımcınızım.» Vakta ki iki ordu (karşı karşıya) göründü, «ben sizden katiyen uzağım. Gerçek ben, sizin göremiyeceğinizi görüyorum. Ben Allah’dan korkarım elbet. Allah ukubetinde çok şiddetlidir.» diyerek iki topuğ üstüne (tabana kuvvet) kaçtı.» (El-Enfâl: 48.)

İbn-i İshak anlatıyor. Bâzı hadîs âlimleri bana İbn-i Abbas’dan şöyle nakl etmişlerdir:

«Allah’ın Resûlü (S.A.V.) Ebû Süfyanın Şam’dan Medine’ye doğru hareket ettiğini duyunca, müslüman- lardan bâzılarını gönüllü olarak ona karşı şöyle diyerek çıkardı: Kureyşin kafilesi geliyor: Onlara karşı belki Allah onların mallarında size bir şeyler ihsan eder. Bunu duyan müslümanlardan bâzıları hafif ve bâzıla* rı da ağır davrandılar. Çünkü Allah Resûlünün harp yapacağını sanmıyorlardı.

Ebû Süfyan Hicaza yaklaşınca, casuslar salarak durumu öğrendi.

Kendisine, Muhammedln bâzı insanları Kureyş kafilesine karşı çıkaracağını  söylediklerinde hemen, Damdan b. Amr el-öiffarî’yi kiralayıp Mekke’ye gönderdi ve Halka durumu anlatmasını bildirdi. O Mekke’ye geldi, şehrin tam ortasında durarak avazı çıktığı kadar bağırdı:

  • Ey Kureyşliler! Mallarınız, Ebû Süfyan’ın yanında, Mulıammed’in ashabı onları yağma edeceklermiş. Yetişin, yetişin imdada!

Acele olarak hemen herkes hazırlandı. Kureyş büyüklerinden hemen hepsi tam mânasıyle hazırlandı. Yalnız Ebû Leheb katılmadı ve yerine dört b. dirhem alacağı olan el-Âs b. Hişam b. el-Muğire’yi gönderdi.

İyice hazırlanıp yola koyulduklarında, aralarında şöyle konuştular. Benî Bekr b. Abd-i Menat, Benî Ki- nâne ile aramız açık. Biz giderken arkamızdan saldırmasınlar. Tam o anda şeytan, Benî Kinane’nin ileri gelenlerinden olan Suraka b. Mâlik kılığında onlara göründü ve:

  • Merak etmeyin ben sizin yardımcınızım. Beni Kınâne arkanızdan gelme, buna emin olun, dedi. Onlar da hemen yola revan oldular.

İbn-i Akabe ile İbn-i Âziz bu haberi şöyle nakl ettiler: Müşrikler yola koyuldukları zaman, şeytan Suraka sûretinde onlara görünüp: (Benî Kinâne ardınızdan size yardım etmeye geliyor, korkmayın, bugün muhakkak siz galip çıkacaksınız. Ben de sizin yardım- cınızım »

İbn-i İshak der ki: Şeytanın tabana kuvvet kaçtığını gören, el-Hâris b. Hişâm’dır. O (şeytan) melekleri görünce (Sizin göremediklerinizi ben görüyorum) dedi ve tabana kuvvet kaçtı. Bu hususta Hişam şöyle der:

«Bedr’e biz yürüdük onlar da yürüdüler, (netice- yi) ilmel-yakîn bilselerdi yürümezlerdi.

Aldatıcı  bir tavırla onlara kılavuzluk yaptı; sonra yüzüstü bıraktı.

Çünkü Habisin (Şeytanın) dost olduğu kimse gerçekten aldanmış tır.»

İbn-i İshak’dan gayri, bâzı kimseler şöyle dediler :

El-Hâris b. Hişam ve tokatladı. Kafası üstüne düşürünce ona şöyle dedi:

«— Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.»

Es-Sûheyli anlatıyor: Rivayet ettiklerine göre, onlar ondan sonra Suraka’yı Mekke’de gördüklerinde:

  • Ey Suraka sen utanmadın mı böyle yapmakla? Bizi teşvik ettin, sonra da tabana kuvvet kaçtın, dediklerinde, Suraka şu cevabı verdi:

Vallahî  benim bir şeyden haberim yok. Sizin mağlûbiyetinizi duydum. Önceden böyle bir işden hiç haberim yoktu, inanın buna.

LlU için ona inanmamışlardı. Fakat müslüman dinine girip, Cenâb-ı Hakkın indirdiği bu babtaki âyeti dinlediklerinde anladılar ki, Mel’ûn şeytan Suraka’- nın kılığına girmiş ve onlara yapacağını yapmıştı.

Şeytan Allah’dan korkmaz. Buna şöphe yok. (Ben âlemlerin Rabb’ı olan Allah’dan korkarım!) demesi; o gün meleklerin gökten gümbür gümbür inişini ve müslümanların saflarında yer alışını görünce korkmağa başlamıştır. Çünkü o günü o, «Melekleri görecekleri gün, mücrimler için o an hiç bir sevindirici haber yoktur!» âyetinde beyan edilen (Mevud) günü zannetmiştir. (de bunun için yüreği boğazına çıkmıştık, me- lûnun.)

Kasım b. Sabit (Eddelâil)inde der ki:

Haneliler Bedirde öyle hadise meydana getirdiler ki, bu Kisra ve Kayser’in tac-ü  tahtlarının yıkılışına bir başlangıç olacak. Lu’iy adamlarını  yerle bir ettiler, hanımları ve çocukları yüzünden yakalar yırttılar.. Muhammed’e düşman olanlara yazıklar olsun ki, onlar doğru yoldan şaşmışlardır.

Şiirde geçen (Hanefîlcr) den murad kimler olduğunu sordular, şöyle cevab verdiler:

Onlar Muhammed ve ashabıdır. Çünkü onlar, İbrahim el-Hanîf’in dini üzere bulunduklarını iddia ediyorlar. Aradan çok geçmeden onları teyid eden yakın ve kesin haber geldi:

«Sizi tertemiz yapmak, ve sizden şeytanın riczini gidermek için, sizin üzerinize bir su indirir.» âyetine gelince, Es-Sülıeylî bu hususta şöyle der: Kâfirler, müslümanlardan suyu kesmişlerdi. İçerlerinde abdest siz olan, veya cünüp olan vardı bir türlü yıkanamıyor- lardı. Şeytan bunu bir fırsat bilerek müslümanları tahrik etmeye başladı: «Siz Hak üzere olsaydınız, Allah düşmanlarınıza sularınızı kesme fırsatı vermezdi. Bakınız onlar bol bol su kullanıyorlar, yıkanıyorlar, siz bundan mahrumsunuz. Şimdi kâfirler susuzluktan ölmenizi bekliyorlar.» derken Allah gökten şarıl şarıl yağmur boşalttı.

Müslümanlar iyice yıkandılar, temizlendiler, bol bol içtiler. Yeniden canlandılar. Bulundukları yer su ve bereketle dolup dolup taştı. Üzerlerindeki yorgunluk gitti. Sapasağlam oldular, şeytanın riczi de kalmamıştı artık üstlerinde. Kâfirlere hücum ettiler, onları mağlup ettiler, önceden ellerinde geçirdikleri su pınarımda ellerinden geri aldılar. Allahın yardımı yetişmişti artık.. Allah’ın Resûlü yerden bir avuç toprak aldı ve onlara attı, bütün kâfirlerin gözleri toz dolmuştu. Mukavemet edemez hale gelmişlerdi. İşte:

«Attığın zaman sen atmadın; lâkin Allah attı.» âyetinin mânası budur.

Hakk’a hidayet eden şüphesiz ki Allahtır.