Bayan ile Erkeğin El Sıkışması Caiz midir?

Bir bayanla erkeğin el sıkışması, birbirine dokunması caiz değildir. Peygamber efendimiz (s.a.v) hiç bir bayanla tokalaşamamıştır.

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kadınların elini tutup tokalaşmam.” [Kaynak: Ahmed bin Hanbel, Nesâî, İbn Mâce]

“Ben, kesinlikle kadınların eline dokunmam.” [Kaynak: Taberani, El-Mu’cemu’l-Kebir]

“Elin zînâsı da (yabancı kadına) tutmaktır…” [Kaynak: Müslim, Sahîh 8/52]

“Sizden birinin başına demir bir iğne ile vurulması, onun içün kendine helâl olmayan bir kadına dokunmasından elbette daha hayırlıdır.” [Kaynak: Taberânî, el-Kebîr (20/211-212 H:486-487) Münzîrî, et-Terğîb ve’t-Terhîb(3/66)de şöyle dedi: Bunu Taberânî ve Beyhakî rivâyet etti; Taberânî’nin râvîleri güvenilir kimseler olup Sahîh’in ricâlidir. Heysemî de Mecmâu’z-Zevâid’de ‘bunu Taberânî rivâyet etti; râvîleri Sahîh’in râvîleridir’dedi. (4/426 H:7718, D. K. İlmiye baskısı,1422)]

Hazreti Aişe (ra) biat ile ilgili şöyle buyuruyor: “Allah’a yemin ederim ki Resûlüllah’ın eli bir kadının eline dokunmadı. Sadece sözle onlardan biat aldı.” (Müslim)

İslâm dini, kadınla tokalaşmayı yasaklamakla kadını tezyif etmiyor. Bilakis şerefini kurtarıyor. Kötü niyetli kimselerin şehvetle el uzatmasına engel oluyor. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II/170)

Burada tarafların birbirine şehvetle dokunma ihtimali vardır. Bir kişi diyebilir ki ben şehvetle el sıkışmıyorum ancak ya karşı taraf sizin kadar iyi niyetli değilse!? Cinsi hisleri ölmüş olan bayanların elini sıkmak ve öpmekte bir sakınca yoktur.

Hadislerdeki ölçü bu şekilde belirtilmektedir. Bundan dolayı gerek iş hayatında, gerekse ailevî münasebetlerde ve bazı merasimlerde erkeğin kendisine yabancı bir kadınla veya bir kadının yabancı bir erkekle tokalaşması hususunda bir ruhsat bulunmamaktadır. Ayrıca bu bir zaruret de değildir.

Bunlarla birlikte Batıdan gelen bu yanlış âdet, yaygın bir şekilde toplumumuzda da yerleşmiş durumdadır. Bunun için nasıl hareket etmeli? Hem inancımıza bir halel getirmeyip mesuliyetli bir duruma düşmeden; hem de bunun dinen bir mahzur teşkil ettiğini tam olarak bilmeyen muhatabımızı kırmadan, incitmeden nasıl davranmalıyız?

Bir kere siz bu hali bir haram olarak biliyor ve inanıyorsanız, ki öyledir; o zaman bu mahzurlu duruma düşmemek için bir gayret sarf edecek, onu işlemeye meydan vermeyecek, yerine göre hareket etmeye çalışacaksınız. Böyle hassas davrandığınızda, inşallah Allah sizi zor durumlarda bırakmayacaktır.

Başka bir husus; bir fırsatını bularak muhataba bu durumun dinen haram olduğunu söyleyecek ya da hissettireceksiniz. Zaten onun sizi anlayışla karşılaması, fikir ve inancınıza saygılı olması medenî olmanın bir gereğidir. Siz bu hususta tavrınızı belli ederseniz, ileriki karşılaşmalarda meselenin hallolduğunu veya belli bir mecraya girmiş olduğunu göreceksiniz.

Bununla beraber, şayet kişi kendisini mecbur hissediyorsa, tokalaşmayı bir günah olarak bildiği halde bunu rahatlıkla yapabiliyorsa, mesuliyetini peşin olarak kabul etmiş ve haram işlemiş sayılır. Fakat “Bunda bir mahzur yoktur” diye düşünürse, haramı helâl olarak görmüş olacağından büyük bir tehlike sathına girmiş demektir.

Bu arada şunu da hatırlatalım: Şehevânî hislerden kesilmiş bir ihtiyar kadının elini öpmede bir mahzur yoktur. Çünkü arada hissî olarak girilecek bir tehlike söz konusu değildir. Ancak erkek kaç yaşında olursa olsun, isterse seksen-doksan yaşında bulunsun, haramlık devam etmektedir.

Ancak, bir de toplum içindeki konumu ve çalıştığı kurumlarda karşılaştığı pozisyonlar açısından bazı insanların bu türlü hallere anî de olsa muhatap olması söz konusudur. Bu durumlarda bir kadının elini sıkmak zorunda kalsa bile meselenin haram olduğunu hatırdan çıkarmamak ve mecburen işlenen o fiilden dolayı tevbe istiğfar etmek gerekir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Bu türlü meselelerde “zaruret” kavramı bazıları tarafından çok geniş ve esnek olarak kullanılabilmektedir. Hâlbuki “zaruret”, ancak insanın “muztar = çok zor durumda kaldığı” hallerde ortaya çıkar. Yani, bir haramla karşı karşıya kalan insanın, o haramı yapmadığı zaman canına, malına ve namusuna bir zarar gelebilecekse ve bu durum kuvvetli bir ihtimalle tahmin ediliyorsa, ancak o zaman zaruret söz konusudur.

Yoksa her sıkıntılı halde, karşılaşılan her acil ve anî durumda “Bu zarurettir” diyerek haram olan bir şeyi yapmak ve tatbik etmek, meseleyi süistimal etmek demektir. O zaman herkes, kendi ölçülerine göre bir “zaruret” bahanesi ileri sürer, böylece bütün mahzurlu şeyler mübahlaşıverir.

Hâlbuki mesele böyle değildir. Zaruret ancak meşru çerçeve içinde kalmanın imkânsız olduğu hallerde söz konusu olur. Bir Müslüman, sosyal münasebetlerine zarar vermeden meşru daire içinde kalabilir, yaşayabilir. Öyle ise, “zaruret mecburiyet” prensibini hatıra getirerek erkeklerin nâmahrem olan kadınlarla, kadınların da yabancı erkeklerle tokalaşmasının bugün artık zaruret gerekçesiyle tatbik edilmesinin haklı bir mesnedi yoktur.