Bâkî

el-Bâkî - ya Bâkî

el-Bâkî | Ya Bâkî

Baki : Varlığının sonu olmayan
Al-Baqi : The Everlasting One whose.

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak” (1)
“O’ndan başka tanrı yoktur. O’nun zâtından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na  döndürüleceksiniz.” (2)

  • Hakk’ın dışındaki her şey fânidir. Yani aslında yok olmayı kabul etmektedir. Allah ona nazarı ve varlık elbisesini feyziyle giydirmeseydi, onun için varlık şerefi mümkün olmazdı. Bulunduğu hal üzere kalır, ortaya çıkmamış olurdu. Demek ki Hakk’ın ona nazarından sonra ancak varlık alemine geçmiş aslında Hakk’ın kendine nazarı ile kendisi için sabit olan yokluk üzere kalmamıştır. (3)
  • O’nun zatından başka herşey, her mevcud aslında, yokluk demektir. Çünkü O’ndan başka her şeyin varlığı kendinden değil, Allah Teâlâ’ya dayandığından her an yok olmayı kabul edici ve yok olmaya hazır olmakla aslında yok demektir veya yok olacaktır. Ancak O zatında diri, ezelî ve ebedî, varlığı kendisiyle var olandır. (4)
  • Hüküm O’nun, başkasının değil. O’ndan başka hüküm ve hükümet, kanun çıkarmaya ve kanun yapmaya kalkışanların hepsinin hükmü bozulur, ancak O’nunki bozulmaz ve hep O’na döndürüleceksiniz, hepiniz ölümünüzden sonra O’nun huzuruna götürülecek, mahkeme olunacak, ona göre cezanız, mükafatınız ne ise alacaksınız. İşte bütün kıssaların sonu işte bu “Ve hep O’na döndürüleceksiniz.” hükmüdür. Kimin haddinedir ki bu hükme boyun eğmesin! (4)
  • Bâki İsminin Anlamları  (5)
    • Alah’ın varlığı, hiçbir yönden yokluğu kabul etmez.
    • O, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan tek varlıktır.
    • Allah, kendi bekası ile Bâki’dir; varlıklar ise ancak onun varlıklarını devam ettirmesi ile var olabilmektedir.
    • Allah’ın baki  olması demek, asla ölmeyen hayat sahibi ebedi varlık olması demektir.
    • Bütün varlıklar yok olacak; sadece O’nun varlığı devam edecektir.
  • Kainat içinde bulunan tüm varlıkların bir sonu vardır. Bir insan doğar, yaşar ve dünyada sürdürdüğü sınırlı ömür sonucunda ölür. Bu son, bütün insanlar için kaçınılmazdır. İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar aleminin de yok oluşu kaçınılmazdır. Onlar da doğduktan bir süre sonra birer birer ölürler. Örneğin bir ağaç yeryüzünde yüzlerce sene yaşayabilir. Fakat en nihayetinde ölmeye mahkumdur. Canlı olan herşey hayatını tüketip toprağın altına girecek ve yok olacaktır. Aynı şekilde cansız varlıkların da bir sonu vardır. Zaman, tümü üzerinde yıpratıcı etkisini gösterir. Örneğin, binlerce yıl önce ihtişam içinde yaşamış kavimlerden bugün yalnızca yıkıntıların geriye kaldığını görürüz. İçinde yaşayan varlıkların bir sonu olduğu gibi kainatın da bir sonu vardır. Kainattaki tüm gökcisimleri, yıldızlar, güneşler bir gün enerjilerini tüketip yok olacaklardır. Veya Allah dilediği başka bir sebeple tüm kainatı yok edecek, kıyamet günü ile ilgili vaadini gerçekleştirecektir.Görüldüğü gibi herşey sonludur; kainat da, yaratılmış tüm varlıklar da. Allah ise yaratandır. Ve sonsuzluk yalnızca kendisine aittir. (6)

Kaynaklar:
1) Rahman, 27
2) Kasas, 88
3) Elmalı Tefsiri, Rahman, 27
4) Elmalı Tefsiri, Kasas, 88)
5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
6) Allah’ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000


 

Diğer Bölüm…

(Varlığının sonu olmayan.)

Bu ism-i şerif varlığın devâmını bildiren bir kelimedir.
Varlığın devâmı, önü ve sonu olmamakladır. Önü olmamak mülâhazasıyla Allahu teâlâ’ya (El-Kadîm), sonu olmamak mülâhazasıyla (El-Bâkî) denir. Bu ma’nâlara yakın (El-Ezelî, El-Ebedî) ism-i şerifleri de vardır. Ezel demek, geçmişte başlangıcı olmayan; ebed demek, ilerde sonu olmayan demektir. Allahu teâlâ’nın varlığı imtidâd, istimrâr ve devâm bakımından zamân mefhûmunun içine girmez. Çünkü zamân denilen şey: Kâinâtın yaradılmış olduğu lâhzadan i’tibâren adem’e doğru akışının derecelerini gösteren bir mefhumdur. Şu halde yaradılmışlarla başlamıştır ve onlarla bitecektir. Kâinât yokken zamân da yoktu, fakat Allahu teâlâ vardı. Kâinât biter, zamân da biter, fakat Allah Bâkî’dir.

DÜNYA BÎR BEKLEME ODASI veyâ BÎR MİSAFİRHANEDİR:
Dünyâyı bir misafirhâneye benzetmişlerdir, ne doğru temsil. Yolcu oraya gelir, birkaç gün eğlenir, sonra, bırakır gider. Bu misafirhâneye binlerce asırdan beri kimler geldi, gitti, nasıl memleketler, ne muazzam medeniyetler kurdular, şimdi ise, onların yerlerinde yeller esiyor.
İnsan ve dünyâ yüzündeki her şey böyledir. Dünyâya gelir, hayat safhaları, bebeklik, çocukluk, yiğitlik, kocalık, birbirini sürükler, çeker, vakti gelir ukbâya göçer gider. Dünyâda işlediklerini orada görür. Dünyânın, âhiretin tarlası olduğunu, dünyâda anlamamışsa âhirette anlar. Burada ne ektiyse orada onu toplar. Hayırsa mükâfat, serse mücâzat görür. Bu haller arkadan gelenlerde de devâm eder. Büyük bir geçit resmi gibi herkes sırasıyla gelir geçer. Dünyâ kimseye kalmaz; dünyanın kendisi de kalmaz. Her şey fânidir. bâkî Allah’tır ancak.

KULA GEREKEN ŞEY:
Bu geçici hayâta aldanrp kıymetli ömrünü boşuna telef etmemek, dünyâya niçin geldiğini öğrenip, Allah’ın rızâsını kazanmak üzere hayâtından faydalanmak, hâline ve mevkiine göre Allah’ın kullarına lütuf ile, hilm ile, adâletle muâmele yapmak, fânî hayatla bâkî hayat kazanmaktır.

FÂNÎ HAYATLA bâkî HAYAT NASIL KAZANILIR?
İnsanların yorgunluklaniıdan yalnız dünyâda faydalanmakla kalmayıp, bu çalışmalarının mahsulünü ebediyete kadar toplamak için, o işleri ebedîleştirmek, üzerlerine birer (ebedîdir) damgası vurdurmak, iktizâ eder. Böyle damga ile damgalanan ameller, bekâ ile muttasıf olur. Her şey çürüyüp bittiği zamân bunlar bitmez. İnsanın yaptığı işler içinde, ebedî damgası alabilecek olan, kendisiyle Allah’ın rızâsı istenmiş olanlardır. Mâadası fânîdir. Meselâ, bir doktor, bir mimar, hastalık olmayan, inşaat yapılmayan bir âleme göçtükleri zamân, onların ilmini arayıp soran olmaz; bedenleri gibi ilimleri de söner gider. Fakat dünyâdayken o ilimleriyle Allah rızâsı için bir iş yapmışlarsa işte o, ebedîdir ve ondan faydalanacaklardır.  (Varlığının sonu olmayan.)
Bu ism-i şerif varlığın devâmını bildiren bir kelimedir.
Varlığın devâmı, önü ve sonu olmamakladır. Önü olmamak mülâhazasıyla Allahu teâlâ’ya (El-Kadîm), sonu olmamak mülâhazasıyla (El-Bâkî) denir. Bu ma’nâlara yakın (El-Ezelî, El-Ebedî) ism-i şerifleri de vardır. Ezel demek, geçmişte başlangıcı olmayan; ebed demek, ilerde sonu olmayan demektir. Allahu teâlâ’nın varlığı imtidâd, istimrâr ve devâm bakımından zamân mefhûmunun içine girmez. Çünkü zamân denilen şey: Kâinâtın yaradılmış olduğu lâhzadan i’tibâren adem’e doğru akışının derecelerini gösteren bir mefhumdur. Şu halde yaradılmışlarla başlamıştır ve onlarla bitecektir. Kâinât yokken zamân da yoktu, fakat Allahu teâlâ vardı. Kâinât biter, zamân da biter, fakat Allah Bâkî’dir.

DÜNYA BÎR BEKLEME ODASI veyâ BÎR MİSAFİRHANEDİR:
Dünyâyı bir misafirhâneye benzetmişlerdir, ne doğru temsil. Yolcu oraya gelir, birkaç gün eğlenir, sonra, bırakır gider. Bu misafirhâneye binlerce asırdan beri kimler geldi, gitti, nasıl memleketler, ne muazzam medeniyetler kurdular, şimdi ise, onların yerlerinde yeller esiyor.
İnsan ve dünyâ yüzündeki her şey böyledir. Dünyâya gelir, hayat safhaları, bebeklik, çocukluk, yiğitlik, kocalık, birbirini sürükler, çeker, vakti gelir ukbâya göçer gider. Dünyâda işlediklerini orada görür. Dünyânın, âhiretin tarlası olduğunu, dünyâda anlamamışsa âhirette anlar. Burada ne ektiyse orada onu toplar. Hayırsa mükâfat, serse mücâzat görür. Bu haller arkadan gelenlerde de devâm eder. Büyük bir geçit resmi gibi herkes sırasıyla gelir geçer. Dünyâ kimseye kalmaz; dünyanın kendisi de kalmaz. Her şey fânidir. bâkî Allah’tır ancak.

KULA GEREKEN ŞEY:
Bu geçici hayâta aldanrp kıymetli ömrünü boşuna telef etmemek, dünyâya niçin geldiğini öğrenip, Allah’ın rızâsını kazanmak üzere hayâtından faydalanmak, hâline ve mevkiine göre Allah’ın kullarına lütuf ile, hilm ile, adâletle muâmele yapmak, fânî hayatla bâkî hayat kazanmaktır.
FÂNÎ HAYATLA bâkî HAYAT NASIL KAZANILIR?
İnsanların yorgunluklaniıdan yalnız dünyâda faydalanmakla kalmayıp, bu çalışmalarının mahsulünü ebediyete kadar toplamak için, o işleri ebedîleştirmek, üzerlerine birer (ebedîdir) damgası vurdurmak, iktizâ eder. Böyle damga ile damgalanan ameller, bekâ ile muttasıf olur. Her şey çürüyüp bittiği zamân bunlar bitmez. İnsanın yaptığı işler içinde, ebedî damgası alabilecek olan, kendisiyle Allah’ın rızâsı istenmiş olanlardır. Mâadası fânîdir. Meselâ, bir doktor, bir mimar, hastalık olmayan, inşaat yapılmayan bir âleme göçtükleri zamân, onların ilmini arayıp soran olmaz; bedenleri gibi ilimleri de söner gider. Fakat dünyâdayken o ilimleriyle Allah rızâsı için bir iş yapmışlarsa işte o, ebedîdir ve ondan faydalanacaklardır.