el-'Azîm - ya 'Azîm

el-'Azîm - ya 'Azîm

el-‘Azîm | ya ‘Azîm

Azim : Sonsuz azameti, büyüklüğü olan
Al-‘Azim : The Magnificent who is Most  Splendid.

Cenab-ı Hak buyuruyor.

“O, yücedir, büyüktür.” (Bakara, 255)
“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O yücedir, uludur.” (Şura, 4)

Cenab-ı Hak azimdir. Fakat O’nun azameti ancak kendine malumdur. Kullar O’nun büyüklüğünü tam olarak anlayamaz. Her namazın tesbihini çekmeden evvel okuduğumuz ayetel kürsünün sonunda: “Vehüvel aliyyül azim” diyoruz. İşte burada Allah’ın azameti, büyüklüğünün ne kadar sonsuz olduğunu düşünmemiz lazım. (2)

Bir toplumun büyüğü, kendisine karşı çıkılamayan ve emirleri üzerine hareket edilendir. Ancak böyle olmakla beraber bu kimse zaman gelip çeşitli nedenlerle zayıf düşer, aciz kalır, mağlup edilir, sahip olduğu saltanatından ortada eser kalmaz. Oysa Allah Teala, mutlak güç sahibidir ve hiçbir şey O’nu güçsüz kılıp aciz düşüremez. Karşı  çıkılıp mağlup edilemez. O gerçek büyüktür. Bu ismin başkaları için kullanılması mecazi anlamdadır. Hakiki büyüklük Allah’a mahsustur.

O, her büyükten daha büyüktür. Bu yüzden hiçbir akıl, O’nun büyüklüğün kavrayamaz. Yaratılan bütün varlıklar O’ndan birçok ilimler öğrenmiş olsa bile, bu bilgiler sınırlı ve sonludur. Akılların, sonsuz nurunu kavramaktan aciz kaldığı, anlayışların izzetinin aydınlığında kaybolduğu Allah ne yücedir. Bütün her şey Allah’ın yüceliğine, büyüklüğüne ve kemaline göre bir hiç  gibidir. O’nun azametinin başlangıcı, yüceliğinin sonu yoktur.  (3)

Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde O’nun büyüklüğünü görmek mümkündür.

Allah’ın azametini tefekkür eden insan; O’nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz ve kusurlarını anlar. Alemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah’u Tealâ’nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında O’nun büyüklüğünü idrak eder.

Büyüklük ve ululuk yalnız ve yalnız Allah’a aittir. Bunların gerçekleri kavranılamadığı gibı mahiyetlerinede ulaşılamaz. Resülullah (s.a.v) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: “Büyüklük benim örtümdür, ululuk da elbisemdir. Kim bu iki şeyde benimle çekişirse ona azab veririm.” (4)

Allah’ın büyüklüğü ve azameti kuşkusuz bir insanın kavrama sınırının çok üstündedir. Fakat insan yine de kendi aklının sınırları dahilinde Allah’ın ne kadar güçlü ve kudretli olduğunu görebilir, anlayabilir. Zira tüm kainat Allah’ın büyüklüğünü gösteren sayısız örnekle doludur. İnsanın yalnızca içinde yaşadığı dünyayı biraz incelemesi dahi, herşeyi yaratan Allah’ın azametini hissettirecektir.

Tonlarca ağırlıkta bulutları taşıyan gökyüzü, binlerce metre yükseğe uzanan dağlar, içlerinde milyonlarca çeşit canlının bulunduğu denizler, çakan şimşek ve onun ardından gelen gök gürültüsü ve Allah’a boyun eğmiş milyarlarca canlı… Bunlar ve burada sayılamayan sayısız detay Allah’ın büyüklüğünün açık delillerindendir.

Bir de dünyanın biraz dışına çıkıp düşünelim. Evren adını verdiğimiz sınırsız bir mekan içinde yaşıyoruz. Bugün bilim adamlarının ulaşabildikleri bilgi seviyesine göre bu evren, içinde milyarlarca galaksiyi barındırıyor. Peki bu galaksilerin içinde neler var? Yine bilimin bize bildirdiği, her galaksi içinde milyarlarca yıldız bulunduğu. Biz de içinde milyarlarca yıldız içeren milyarlarca galaksiden birinin içinde, Dünya ismi verilen ve saatte 1670 km. hızla hiç durmadan dönen bir gezegen üzerinde yaşıyoruz. Ve kuşkusuz bu rakamlarla düşünüldüğünde, kainat içindeki varlığımızın, bir toz zerreciğinin dünya içindeki varlığı ile dahi kıyaslanamayacak derecede olduğu anlaşılacaktır.

İşte insan, samimi olarak düşündüğünde dahi milyarlarca galaksiyi yaratan ve tümünü kontrolü altında tutan Rabbimiz’in azametini fark edebilir. Rabbimiz tüm kainatı yaratan, milyarlarca yıldızı barındıran, milyarlarca galaksinin tümünü kontrolü altında tutan büyük bir gücün sahibidir.  (5)

Bir müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Azim” diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine nail olur. İzzet ve şerefe kavuşur. Şifa bulur. Korkulardan emin olur. (6)

Bu ismi şerifi 1020 defa okumaya devam edene Cenab-ı Hak müşkülatını giderecek bir kuvvet azime ihsan buyurur. Herkese karşı sözü etkili olur. İtibari olup herkes ona hürmet eder ve saygı gösterir. (7)


Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4) Muslim,  136
5) Allah’ın İsimleri, © 2005 Harun Yahya
6) Yüce Allah'(c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ’ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş., 2002
7) Esma-ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005,  Mütercim ilavesi Sayfa:233


 

 

Diğer Bölüm…

Pek azametl, her şeye galip, şanı yüce…

“Çok büyük” anlamına gelen “el-‘Azîm” İsm-i Celil’i Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin (CC) ismi olarak altı defa geçmekte. Bir defa “Kur’an-ı ‘azim”[1][1]  olarak geçmekte. Yüz defa da büyük başarı, büyük mükafat, büyük ahlak, büyük haber, büyük gün, büyük günah gibi Allah’ın (CC) yarattıklarının sıfatı olarak geçmekte.

Yeryüzünün, dağların, denizlerin büyüklüğünü düşünün. Güneşin ve yıldızların büyüklüğünü ve aralarındaki uzaklığı anlatacak rakam bulunamadığından ışık yılıyla anlatılmaya çalışıldığını düşünün ve evrenin büyüklüğünü hayal edin.
Hadisi şeriflerde bildirildiğine göre yedi kat gökyüzü, bütün yıldızlarla beraber, yedi kat yeryüzü “Kürsi”nin yanına atılsa, çöle atılan demirden bir yüzük gibi kalır. “Kürsi” de “Arş-ı a’la” nın içine atılsa o da çöle atılan bir demir yüzük gibi kalır.[2][2]

“O’nun (CC) ilminden yalnız O’nun (CC) dilediğinden başkasını kavrayamazlar. O’nun (CC) kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onların (göklerin ve yerin) korunması O’na (CC) ağır gelmez. O (CC) yücedir, çok büyüktür.”[3][3]

“Çok büyük” olan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne iman edenler, büyük alim, büyük mimar, büyük sanatçı, büyük komutan, büyük işveren, büyük işçi yetiştirmeye çalışırlar ve kul yanında küçülmezler.

Azamet, büyüklük manasınadır. Hakiki büyüklük Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne mahsustur. Yerde, gökte, bütün varlık içinde mutlak ve ekmel büyüklük ancak O’nundur (CC) ve herşey O’nun (CC) büyüklüğüne şahittir. Bu sıfatta da Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne herhangi bir denk bulunması muhaldir. Çünkü her şey, her an ve her hususta, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ihtiyacını gösterip dururken büyüklük bahis mevzuu olur mu?

İhtiyaç ile büyüklük birbirine zıt şeylerdir. Varlığımızı O’na (CC) borçlu olduğumuz gibi, kafamızda ve kasamızda ne varsa, onları da O’na (CC) borçluyuz. İhtiyaçlarımızın husulü O’nun(CC) lutf ve keremine bağlı, maksatlarımızın meydana gelmesi O’nun (CC) iradesine mütevakkıftır.

Yaradılmışlar kendi aralarında içlerinden bazıları hakkında “büyük” sözünü kullanırlar. Mesela, zaferler kazanmış bir komutana büyük asker, bilgi şubelerinin her hangi birinde yepyeni mevzular açana büyük alim, Süleymaniye camii gibi seyranı bile insana hayranlık veren eserler kurana büyük mimar… derler. Kendilerine büyüklük ünvanı verilen bu zatların büyüklüklerini isbat eden alamet, şüphe yok ki, her birinin ortaya koyduğu eserdir. Bu eserlere ne kadar nüfuz edilirse, onların büyüklük dereceleri o kadar iyi anlaşılmış olur ve o nisbette de gönüllerde kendilerine karşı bir sevgi ve tazim hissi uyanır. Fakat bu eserlere nüfuz edebilmek de bilgiye bağlıdır. Süleymaniye camiinin bir abide-i sanat olduğunu ben de görüyorsam da, sanatın bütün inceliklerine vakıf olan bir mimar-mühendis kadar zevk alamam.

İyice düşünülünce tasdik edilir ki, büyük dediğimiz bu adamları bir damlacık sudan meydana getiren ve onlara büyüklük vasfını kazandıran, kudret ve kabiliyet bağışlıyan, büyükler büyüğü Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, daha evvel sezilmek, sevgi ve saygının en yükseği ona tahsis edilmek iktiza eder. Her göz attığımız noktada, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin yarattığı, bir değil, milyarlarca eser görüyoruz.

Bir çimen yaprağı, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sunundaki büyüklüğü gösteren bir kitaptır. Ufak bir çimen yaprağında, Süleymaniye camiinden ziyade sanat esrarı bulunduğuna şüphe yoktur. Ben bir nebatat mütehassısı olmadığım halde, kaba görüşlerimle, bu çimen yaprağındaki esrara tamamiyle nüfuz edilerek künhüne, son haddine ulaşıp, son esrara el dokundurmanın imkansızlığına kaniim.

Evet, yaprağın ebadı, üst ve arka satıhlarının kuruluşu, rengi, biçimi, dokunuşu, cilası, kokusu… birer bahis değil midir? Sonra görüyoruz ki, yaprağın tam ortasında uzanmış bir ana damardan iki tarafa nasıl birçok damarlar ayrılmış ve her ayrılan damar mütemadiyen çatallanıp gitmiştir. Öyle ki, bu çatallanmalar gözle ve hatta mikroskopla görülemiyecek kadar incelmiştir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri o yaprağa gıdalanma ve nemalanma kuvvetleri bahşetmiştir. O kuvvetlerle toprakların alünda kendine yarayan ve dağınık bir halde bulunan gıda maddelerini bir hortum gibi nasıl kendine çekiyor. Bu gıda zerreleri ırmaklar gibi o damarlardan akıyor. Yaprağın her zerresi bundan nasibini alarak, süt emen yavrucaklar gibi o da büyüyüp gidiyor.

Muhakkak ki, o yaprağın içinde ve dışında çok geniş bir teşkilat var… Alan, veren, çeken, toplayan, saklayan, bağlayan, ıslatan, kurutan, dokuyan cihazlar, teller, düğmeler var. Bunlar Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emir ve takdiri ile durmadan işleyip duruyor. İnsan bunların ne ince, ne acaip şeyler olduğunu öğrenmeğe kalkışsa, sonu acze varır dayanır. İşte Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin büyüklüğünü görmek ve öğrenmek isteyenler için bir çimen yaprağı, bir kitap kadar derin ve geniştir.

Dua: Allah’ım (CC)! Azîm sensin, senden büyük yoktur. Aciz bırakılamayan tek ulu sensin.

Allah’ım (CC)! Emirlerine karşı gelmek mümkün mü? Ey yüce Allah’ım (CC)! Mümınlere olan mükafatını yerine getirmeni engelleyecek kimse yoktur. İnkar edenlerin azabını da def edecek kimse yoktur. Biz iman edenleriz ve ancak sana teslim olanlardanız. Bizleri dünyada ve ukbada yüce makamlarla mükafatlandırdığın kullarından eyle! (AMİN)

Kula Gerekenler: Küçük bir yaprağın yaradılışındaki esrara nüfuz edemiyeceğini anlayan bir insan, onu yeryüzünde henüz ismini, cismini öğrenemediğimiz milyarlarca çeşit nebatata, yüksek dağlara, engin denizlere ve o denizlerde yaşıyan hadsiz hesapsız acaip mahlukata ölçmeli de, kainatın yaradılışındaki hikmet ve esrarın zihinler yırtıcı heybeti karşısında Yaradana secdeye kapanmalı ve “Ya Rabbel-alemin! Büyüksün, büyüksün. Büyüklük, ancak Senin şanındır. Bizi ancak Sana kulluk edip, rızana eren kullarına kat! Cahillerin, Senin şanına yaraşmıyan sözlerinden Seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi onlarla beraber tutma!” diye daima lutf ve merhametini istemelidir.

Daima aşağılatıcı ahlaktan soyunmalı, ruhani sıfatlarla emsalsiz olmalı ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden yardım dilemelidir.

İsm-i Şerif’in Faideleri: 40 gün sabahları 94 kere bu İsm-i Şerif’i zikreden, borçtan kurtulur ve zengin olur. İzzet sahibi olur, kalbi boş şeylerden kurtulur.


[1] bak: Hicr S. A.87
[2] Tefsir-i İbn-i Kesir Bakara 255
[3] Bakara S. A.255