Allah’in sifatlari nelerdir?

Allah’in sifatlari nelerdir?

Bu hakikate en uygun örnek “Masayı yapan marangoz masaya, evi yapan usta eve benzemez” örneğidir.

Allahın selbî sıfatlarından birisi de “Muhalefetün lilhavadis” yani sonradan olan şeylere benzememektir.

Kuranda;

  “O’na benzer hiçbir şey yoktur.”

| Şura Sûresi, 11. Âyet Meâli

“Hiçbir şey O’na denk olmamıştır.”

| İhlas Sûresi, 4. Âyet Meâli

buyrularak O’nun hiçbir varlığa benzemediği açıkça vurgulanmıştır.

Ayrıca Nahl Suresi’nin 17. ayetin de “Hiç yaratan (Allah), yaratmayan gibi olur mu?” buyrularak yaratan ile yaratılan arasında fark olmasının zarurî olduğuna işaret edilmiştir. (Bkz. Mektubat, 20. Mektub)

Allâh-u Teâlâ kendi zatıyla ilgili kâmil sıfatlarla mevsuftur. O’nun hakkında kendisine yakışmayan “cehalet, güçsüzlük, acizlik, yer edinmek, taşınmak, renk ve cisim” gibi varlıklarda bulunan sıfatlardan münezzehtir.

İmam Ebu Cafer Et-Tahâvi şöyle buyuruyor:

“Allâh-u Teâlâ cisimlerden, nihayetlerden, kenarlardan, büyük ve küçük organlardan münezzehtir. Altı yön, kendisini diğer varlıkları kapsadığı gibi kapsamaz.”

Yani Allâh için “cisimdir” demek caiz değildir. Öyleyse Allâh-u Teâlâ, oturuyor olmaktan da münezzehtir. Çünkü oturma ile muttasıf olanın cisim veya sınırlı olması gerekir.

Hazret-i Ali radiallahu anhum şöyle buyuruyor:

“ Allâh-u Teâlâ Arş’ı, kudretini ve azametini göstermek için yaratmıştır; kendisine mekân edinmek için değil.”

Bu sözü, İmam Ebu Mansur El-Bağdadi “El-Ferku Beynel Firak” adlı kitabında, Allâh’ın mekânsız ve sınırsız olduğunu âlimlerin icma’ını zikrettikten sonra nakletmiştir.

 Allah’ın Sıfatlarından Biride “Muhalefetun Lilhavadis”tir :

Yani Allâh, yarattığı varlıklarından hiçbirine benzemez. Bunun akla dayalı delili ise şudur. Eğer Allâh, yarattığı varlıklarından herhangi birisine benzemiş olsaydı, dolayısıyla, yaratıklar için geçerli olan değişime uğra, yok olma gibi niteliklerin Allâh için de olması caiz olurdu. Eğer böyle bir şey Allâh hakkında caiz olabilseydi, dolayısıyla onu değiştiren de buna ihtiyaç duyardı. Başkasına ihtiyaç duyan bir varlık da ilah olamaz. Bundan Onun hiçbir şeye benzemediği gerçeği sabit olmuş oluyor, ortaya çıkmış bulunuyor.

Bu konuda nakle dayalı kanıta yani Yüce Allâh’ın sonradan olanlara benzemediğinin vacipliği konusuna gelince, Rabbimizin şu ayetini gösterebiliriz. Yüce Allâh şöyle buyuruyor:

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ 

“Onun benzeri hiçbir şey yoktur.”

Şura Sûresi,  11. Âyet meali 

İşte bu ayet bu konuda en açık ve net olan nakli delildir. Kur’an’da yer alan bu ayet, her manadaki tenzihi ifade etmektedir. Çünkü şanı yüce olan Allâh bu ayette, nefiyden yani olumsuzluk edatından hemen sonra “Şey” kelimesini zikretmektedir.

Şayet Nekire bir kelime nefyin siyakında yani nefiyden-olumsuzluktan sonra gelirse, bu şümul ifade eder, kapsamlılığı içerir. Şanı yüce olan Allâh, bu ayette kendi nefsinden ecrama, cisimlere, araza müşabeheti nefyetmiştir. Yani yüce Allâh hiçbir varlığın zatına asla benzemeyeceğini kesin olarak reddetmiştir.

Şanı yüce olan Allâh insanlardan, cinlerden, meleklerden ve daha başkaca ruh sahibi olan varlıklardan hiçbirine benzemediği gibi, ulvi/üstün ve değerli ve süfli/basit, önemsiz ecramdan olan cansız hiçbir varlığa da benzemez.

Kısaca yüce Allâh bu şeylerden hiçbirine asla benzemez. Aynı zamanda şanı yüce olan Allâh, reddettiği benzerliği de yaratmış olduğu varlıklardan herhangi bir türü ile de kayıtlamış da değildir. Aksine ret edilen bu benzerlik olayı sonradan var edilmiş olan tüm hâdis (sonradan var olan) şeyleri kapsamaktadır. Bunların hiçbiri kapsam dışı değildir. Bu nefiy yani ret edilen benzerlik olayı yani benzememe durumu, yüce Allâh’ın kemiyet ve keyfiyet yani nicelik ve nitelik bakımlarından da her şeyden münezzeh olduğunu kapsamaktadır.

Kemiyetten kasıt, cirmin ya da cismin miktarı demektir. Yani yüce Allâh, miktar, alan, değerlendirme, sınırlandırma gibi bir takım değerlendirmelerin altına giren cisimler gibi değildir. Çünkü yüce Allâh herhangi bir miktar, ölçü ya da alan ile takdir edilen bir varlık değildir. Kim, Allâh’ın da bir tarifi, sınırı vardır, demiş olsa, o kimse bu ifadesiyle yüce Allâh’ı yaratmış olduklarına benzetmiş olur ki bu, ilahlığa ya da uluhiyete aykırıdır.

Şanı yüce olan Allâh, eğer bir miktarın ya da sınırlamanın altında tahdide sahip olsaydı, bu durumda mutlaka kendisini böylesi bir takdir ve sınırlamanın altına sokan bir varlığa ihtiyaç duyardı. Tıpkı diğer varlıkların ya da cisimlerin onları bir takım sınırlar ve ölçüler altına sokulmaya ihtiyaç duydukları gibi, bu takdir de Allâh da buna ihtiyaç duyardı. Çünkü herhangi bir şey kendi zatını belli bir takım ölçülerle sınırlı olarak yaratmaz.

Eğer yüce Allâh da tıpkı diğer cisimler gibi bir had ve miktar sahibi olsaydı, mutlaka onu bu hadde göre, bu sınırlamaya göre yaratan bir diğer varlığa ihtiyaç duyardı. Çünkü bu yani birinin kendisi belli bir sınırlama ve ölçü dahilinde yaratması, akıl bakımından doğru ve sahih olamaz. Başkasına muhtaç olan bir varlık ilah olamaz. Çünkü ilahlığın ya da ilah olmanın şartı, hiçbir şeye muhtaç olmamaktır.

Ve Allah, en iyi bilendir.