İbn-i Akıl der ki: Biri kalkar da; «Allah, vasıtasız İblis İle konuştu mu?» diye bir sual irat ederse şöyle cevab veririz: Ulema, yâni usulcüler bunda ihtilâfa düşmüşlerdir. Onlardan olan muhakkiklere göre, Allah onunla konuşmamıştır. Diğer bir kısım âlimlere göre; bilakis konuşmuştur.

Sahih olan şudur: Allah onunla vasıtasız konuşmamış; bil akis bir melek vasıtası-ile konuşmuştur. Çünkü Allah konuştuğu kimseye rahmet, rıza, tekerrüm ve ic- lâl ile konuşur.

Görmüyor musun, Peygamberlerden biri (Musa A. S.) Halil ve Muhammed (S.A.V.) hariç  — diğer peygamberlere sırf ona bahş ettiği bu vasıfla üstün kılınmıştır. Bu husustaki âyetleri buna hami etmek lâzımdır.

  • Peki böyle de olsa, ona bir şeref vermek sayılmaz mı bu? diye bir sual sorulursa, deriz ki: İblis’e karşı olan bu elçi gönderme işi hiç de teşrif için değildir. Mücerret elçi göndermek, gönderilen kimseye şeref kazandırmaz. Hüccet için yani sırf onun ağzını kapamak için de olur. Meselâ Musa ile Harun (A.S.) Firavn ile Haman’a gönderilmiijlerdir. Bu, hiç bir zaman Firavn ile Hamana şeref kazandırmak için olmamıştır. Çünkü onların şerefi yoktur.

Allah tarafından şereflendirilmeleri ve kendilerine ikram edilmeleri de kasd edilmemiştir. Çünkü Allah, onların kendisine düşman olduklarını  biliyordu.

  • Peki Cenâb-ı Hak bütün meleklere (Secde ediniz!) enirini verdiği zaman, İblis bu hitaba dahil olmuş mudur? diye sorulursa deriz ki; Umumî hitaba girebilir ve bununla tahsis olmaz. Hz. Peygamber (S.A.V.) bütün peygamberlere üstün kılınmıştır. Onlara olan umum hitablar peygambere olan hususi hitablara mani olmamıştır. Sonra Allah’ın meleklere emri vasıtasız olmuş; iblise olan emri ise vasıtalı olmuş da olabilir.

Meselâ: bir sultan halkına, Zeyd’e itaat etmelerini emr eder. Bunlara verdiği emir, kimilerine vasıtasız, kimilerine de vasıtalı olur.

Bir sual daha: Allah’ın ona gazab etmesi ve onun da Allah’a asî gelmesi, Allah’ın onunla konuşmasına nasıl mümânaat edebilir? Gazap ettiği kimselere Âhirette Allah’ın (hani iddia ettiğiniz şeriklerim? Susun konuşmayın!) şeklinde hitab edeceği hepimizin malûmudur. Sonra gazab ederek konuşmak hiç bir zaman teşrif ifade etmez. Hizmetçisine kızan bir sultanın onu döğmesi, veya azarlamasını buna misâl gösterebiliriz. Bu durumdaki sultan için hiç bir zaman, «hizmetçisine ikram etmiştir« diyemeyiz.

Cevab: Mertebesi yüksek olan kişinin, kendinden aşağı olana konuşması, tehdid dahi olsa bir şeref sayılır. Bu sebebledir ki, sultanın kızdığı kimseye bizatihi kendisi hitab etmez, adamları vasıtasıyla konuşur.

Cenâb-ı  Hak buna da işaret buyurmuştur, hattâ ten- bih de etmiştir: «Allah onlara, kıyamet günü konuşmayacaktır ve onlan temize dc çıkarmayacaktır*.» (1) buyurmuştur. Ve yine: «Hiç bir insanla Allah vahyisiz konuşmaz!» (2) buyurmuştur. Bu âyetler davamızı haklı çıkarmaktadır. Yukarda delil olarak gösterdiğiniz âyete gelince, ondan murat, şudur: Allah melekleri vasıta- sıy ile nida eder, bizatihi kendisi değil.

Az evvel zikr ettiğimiz (Allah kıyamet giinü onlara konuşmaz.) âyeti bunu teyid etmektedir.

Eğer o âyetteki (Nida) kelam olsaydı, Kuran çelişkiye düşmüş olurdu Biz zahirde bir birine zıt görünen iki âyeti uzaklaştırıyoruz ve (Nida) melekler vasıtası ile gerçekleştirildiğini ileri sürüyoruz.

Meselâ: (Sultan memelkete ilân etti) deriz. Bundan şu kasd edilir: Birine emrettiği ve memlekete ilân ettirdi. Bizatihi kendisi seslenerek memlekete ilân etti, demek değildir, bu.