el-Afüvv - ya Afüvv

el-Afüvv - ya Afüvv

el-Afüvv | ya Afüvv

Afüvv : Affeden, bağışlayan
Al-Afu : The Pardoner who pardons all who sincerely repent.

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.” (1)
“Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” (2)
“Bil ki Rabbin, affı bol olandır ” (3)

– Afüv kelimesi, kur’an’da; toplam beş ayette geçip dört yerde buna yakın bir mana ifade eden “el-Gafur” ismiyle, bir yerde ise “el-Kadir” ismiyle birlikte kullanılmıştır.

– Afüv, kullarının hataları ve günahları nedeniyle oluşan izleri silen ve onları cezalandırmayandır. Kullar işeledikleri günahları terk edip tevbe ettiklerinde ve Allah’tan bağışlanma dilediklerinde, Allah onların bu  günahlarını affeder ve hatta onları iyiliklere çevirir.

–  Allah, bu dünyada tevbe eden günahkar kullarını affeder. Günahlarda ısrar edip tevbe etmeyen mümin kullarını da ahirette affeder.

–  Bu İsmi Bilmenin Faydaları:

– Her müslüman Allah’ın mutlak affedici olduğunu ve şirk dışında bütün günahları affedebileceğini bilmeli ve böyle inanmalıdır.

    • Yüce Allah şöyle buyuruyor : “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.  (4)

– Kul, kendide, insanların hatalarını bağışlamalı ve onlara kin beslememelidir. Bunu yapmakla, Allah’ın affedenler hakkındaki övgüsüne ve verdiği sevaba kavuşur.

    • Yüce Allah şöyle buyuruyor : “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir.” (5)

– Sana haksızlık eden ve sana kötülük yapam kimseleri affetmelisin. Bilmelisin ki, Allah affedenleri sever.


Kaynaklar:
1) Hac, 60
2) Zümer, 53
3) Necm, 32
4) Nisa, 48
5) Şura, 40
6) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004


 

 

Diğer Bölüm…

Afv etmesi çok…

“Afveden” anlamına gelen bu ismi cemili Kur’an’ı Kerim’de beş defa tekrarlanmaktadır.
“Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz muhakkak Allah affedicidir, her şeye gücü yetendir.”[1][1]

Rabbimiz (CC) Bakara 52’de buzağıya tapınan beni İsraili afvettiğini, Al-i İmran 152’de Uhud savaşından kaçan Müslümanları affettiğini haber verir.

Puta tapınmak, harbden kaçmak en büyük suç olduğu halde suçu işleyenler pişman olunca Allah (CC) onları cezalandırmak yerine afvediyor. Bizlerin de afvedici olmasını istiyor ve insanları afvedenler övülüyor.[2][2]

Yakınlarımızın katilini afvetmemiz tavsiye edilir.[3][3]

Rabbimiz (CC) afvedicidir, afvı sever öyle ise bizde afvedici olmalıyız. Suçluların tevbe etmelerine, özür dilemelerine yardımcı olmalıyız.

Sevgili Peygamber (SAV) Efendimiz “Şüpheden sanık yararlanır” kuralını koymuş ve “cezaları şüphelerle kaldırınız” buyurmuş.[4][4]

Bütün insanların günahı bir araya gelse Allah da (CC) afvetse Rabbin afvından, rahmetinden bir şey eksilmez.

Afv, intikamın zıddıdır. Allah-ü Teala (CC) bazı suçlulan intikamiyle muahaze eder, bazı suçlulan da afviyle sevindirir. Hakikaten bahtiyar olanlar, Allah’ın (CC) afvine erenlerdir. Bunlann belli başlı vasıfları şudur:

Allah (CC) Teala’ya (CC) ve Ahiret gününe inancı olan, yaptığı günahlarn bir kötülük olduğunu bilerek yüzü kızaran ve bu duygunun zorlamasiyle günahlarına tevbekar olanlardır. Bunlara karşı, Allah-ü Teala’nın (CC) afüvv ve hilmiyle muamele buyurması ne büyüklüktür. Ne büyük hayır ve rahmet, ne geniş ihsan ve keremdir. El-Hamdü lillah.
Bu geniş lütuf ve kereminden faydalanamıyarak intikamına uğrayanların ise vay haline! Bunlarsa Allah’a (CC) inancı olmayan, afvı gördükçe şımaran, her türlü kötülükten zevk alıp, bunu kendine adet edinen ve Allah’ın (CC) sevmediği çirkinliklerin insanlar arasına yayılmasına ve yerleşmesine çalışan, habis ruhlu insanlardır. Bu kabil suçları afv ve mağfiret etmek bir hayr değil, bir serdir. Çünkü böyle bir muamele, haklı ile haksızı karmakarışık bir hale getirmek, iyiliklerle kötülükleri bir tutmak olur. Bu da insanları fenalığa teşvik ve kötülüğe ortaklık etmek olur ki, Allah-ü Teala’nın (CC) Adl ve Rahmet sıfatları böyle eksikliklerden münezzehtir.
ALLAH-Ü TEALA (CC) AFVI SEVER:

O’nun (CC) adetlerinden biri de şudur ki: Asi kullarına afv ve ihsan ile muamele yapmayı, onları muaheze etmekten ve kendilerinden öç almaktan ziyade sever. Onun içindir ki, günahkarları birden yakalayıvermiyor. Onlara mühlet vermesinde ve hatta günahkarlar için Cehennemi hazırladığını şimdiden haber vermesinde, ondan korunma ve kurtulma sebeplerini öğretmesinde, kendilerini Cehenneme atmaktan ziyade afv ve ihsanına, şefkat ve keremine döndürmek hikmeti vardır. Mesela, çok sahi ve cömert bir zatın şöyle bir ilanı görülür: Kapılarımız açık, sofralanmız meydandadır. Gelenler ağırlanacak, gelmeyenlere sözümüz yok. Aynı şekilde cömert başka bir zatın da davetiyelerinde şu kelimeler okunuyor: Gelenler izzet   ve ikram görecek, gelmeyenler hakkında adamlarımıza emir verilmiştir. Zecri muameleye teşebbüs edeceklerdir. Tabiidir ki, bu ikinci zatın sehaveti evvelkinden daha geniş ve üstündür. İşte Cehennemin yaratılışında bu türlü bir zecr vardır. Allah-ü Teala’nın (CC) kullarına ihsan edip durmakta olduğu sayısız ni’metlerini hatırlatmasında da yine bu ma’na seçilmektedir. Çünkü Allah (CC) insanlardan o ni’metlerin tamamlanması, yani fani olan o ni’metlerin baki olan ni’metlerle mükafatlandırılmasına istihkak kazanmalarını istemiş ve onları kötüye kullanıp da intikamına uğramaktan sakındırmıştır. Allah-ü Teala’nın (CC), Kur’an’da birçok yerde, itaat edenler için hazırladığı, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hayallerin erişmediği nimetleri; isyan edenler hakkında ise tertip edeceği çeşitli ukubetleri, birbirinden çekici muhtelif üsluplarla ifade buyurması, hep ni’metlerinin yollarını tutmağa teşvik, helak ve hüsranı mucip ahvalden tahzir içindir. Onun için bir kul, ne kadar günahkar olursa olsun, bir gün Rabbinden utanarak O’na (CC) döndüğü zaman, Allah (CC) onu hemen afv ve gufraniyle karşılıyor. Allah’ın (CC) rahmeti, kulun günahından çoktur. Doğrulup gelene kapısı açıktır. Fakat eğri kalanlar ne kapıyı bulur, ne de onlara kapı açılır.
AFV İLE MAĞFİRET ARASINDAKİ FARK:

Afv, günahların izlerini silip bütün bütün yok etmektir. Mağfiret, sadece günahların üstüne bir perde çekmektir. Onun için afv, mağfiretten daha ileridir. Mağfiret günahları örtmekten ibaret olduğuna göre, günah yerinde duruyor demektir, yalnız açık değil…Fakat afv tamamiyle günahları silmek mahv ve izale etmektir.

 

Dua: Ya Rabbi (CC)! Afvı çok olan Sensin. Sen suçluları afvınla sevindirensin.

Ya Rabbi (CC)! Gerçek bahtiyarlar senin afvına erenlerdir. Bunlar ahiret gününe inanıp günah ve kötülüklerinden tevbe edenlerdir.

Allahım (CC)! Bizi güzeli gören ve ona uyanlardan eyle! Güzeli gören gözlerimiz çirkine bakmasın. Bizi Senin sevdiklerini görenlerden eyle! (AMİN)

 

Kula Gerekenler: Sevgili kardeşim! Biri seni rencide eder, sonra da beyan-ı i’tizar ederse özrünü kabul et, yahut da doğrudan doğruya onu afvet ki, Allah’tan (CC) mağfiret bulasın. Allah (CC) sana, senin başkalarına ettiğin muamele gibi muamele eder: Affedersen afvolunursun. Istiska edersen, yani bir hakkı aramakta çok ileri gidersen, istiska görürsün.
Bunalmış ve namuslu borçlulara mühlet vermek veya alacağının bir mikdarını veya vaziyetinin icabına göre hepsini bağışlamak da böyledir.

 

İsm-i Şerif’in Faideleri: 5 vakit Namazdan sonra 287 kere “Ya ‘Afüvv” zikrine devam edenin günahları afv ve Magrifet olunur. Her türlü kötülüklerden korunur. Her gün 287 kere “Ya ‘Afüvv” ism-i şerefini zikreden korktuğu şeylerden selamete cıkar..


[1] Nisa S. A.149
[2] Al-i İmran S. A.134
[3] Bakara S. A.178
[4] Tirmizi, Hudud bab 2; İbn-i Mace, Hudud 5