Acilen Bu Yazıyı Okumanız Lazım !

Sizce gerçekten Allah’ın bizden istediği şekilde Allah’a iman ettik mi? Malum, müslüman bir ülkede yaşayan müslümanlarız (!) Fakat hiç sokaktan geçen ve “Elhamdülillah müslümanım” diyen birini çevirip, ‘Subhanallah ne demek?’ diye sordunuz mu? Evet, malesef, soran biri olarak ben görüyorum ki toplum dinini tanımaktan çok uzak…

Adeta kasıtlı olarak dininden soğutulmuş, uzaklaştırılmış, islama yabanileştirilmiş ve islam adına olan her şey çirkin gösterilmeye çalışılmış. Bu büyük proje neticesinde, sokaklarımızda “Muhammed” ne demektir bilmeyen, taklidi imana sahip müslümanlar dolaşır olmuş.

İşte Çanakkale’de tüm teknolojileriyle bizi mağlup edemeyen ve bunun sebebini çok iyi teşhis eden dessas bir İngiliz olan dönemin Sömürgeler Bakanı Lord Gladstone, Lordlar Meclisinde eline Kur’an’ı alıp hayasızca sallayarak diyor ki, “Bu Kur’anı müslümanların elinden almadıkça, ya da onları bundan soğutmadıkça onlara hakiki hakim olamayız!”… ve proje yürürlüğe giriyor, hocalar ve Kur’anı sevdiren tüm alimler ya öldürülüyor ya da korku damarıyla imtihanı kaybediyor. Gençliği fikren ve yaşantıyla bozmak yoluyla ve en tehlikelisi dinini yanlış öğreterek ve soğutarak içler acısı bir duruma getirerek hedeflerine canla başla çalışıyorlar. Dininden uzak yaşayan, belki Yaratıcısını inkar eden ya da Allah’ın emirlerine karşı gelerek ve boyundan büyük günahlara batarak ebedi saadeti ıskalayan her genç bu projenin neticesidir; binler esef, binler teessüf…

İşte vatanın ve memleketin bu en felaketli zamanında; İslamın kalesinin surlarının yıkıldığı, birebir Kur’ana taarruzun başladığı hengamda; müminlere öyle bir dayanak lazımdı ki, o kaleyi tekrar onunla fethedebilsin! Öyle bir nur lazımdı ki o nur ile bozulan kalpler tamir olsun, o nur ile berbat olmaya yüz tutmuş ebedi hayatlar kurtulsun, zulmün önüne geçilsin, o nur ile bu millet küllerin arasından tekrar dirilsin.

İşte beşer tarihinde bu görülmemiş bozulmanın yaşandığı, ümmetin fesada gittiği bir zamanda,  bir Nur yükseliyor. Cenab-ı Hakk aranan nuru ümmetin imdadına koşturuyor. Öyle bir adam çıkıyor ki herkesin sustuğu ve susturulduğu bir zamanda hakkı konuşuyor; hem de en gür sesiyle! Adeta İsrafilin Sur’u üfürdüğü gibi, ölmüş ümitlere o gür sesini üflüyor! “Ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır!” diyerek gürlüyor. Binler tahribatçıya karşılık tek bir tamirci olarak Risale-i Nur iman kalesini öyle muciznuma onarmaya başlıyor ki, okuyan her ferd, henüz nasip olmayanların ne kadar büyük bir nimeti kaçırdığını bugün buldukları her fırsatta bu sebeple haykırmaktadır.

Evet, “Bana, ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim; karşımda müthiş bir yangın var! Alevleri göklere yükseliyor! İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor! O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış! Ne ehemmiyeti var? Bu büyük yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar görüşler, dar düşünceler…” derken kalplere öyle bir kanal açıyordu ki sarsılmaz bir imanın ufku ile tüm kainatın imdadına koşacak ahirzaman sahabeleri o kanaldan feyizyab oluyor, o deryadan kanarak su içiyorlardı.

Taklidi imanın, yani neden namaz kıldığını bilmeden namaz kılmak gibi, islamı sadece bir gelenek olarak yaşamanın, araştırmaya dayalı olmadan edilen bir imanın kabre kadar muhafazası çok ender olduğunu bilen dessaslar, islam ile milletin köklerini kestikçe; bu gürleyen ses ile, Risale-i Nur ile, öyle kuvvetli kökler çıkıyordu ki kimse onları kesmeye muktedir olamıyordu. Allah’ın varlığını aklen ve ilmen ispat eden Risale-i Nur dinsizleri çaresiz bırakıyordu.

Bugüne dek İslam alimlerinin izahında muktedir olamadıkları Kader, Haşir, Melaikeye iman gibi meseleleri ve Ene Bahsi ve Zerre Bahsi gibi daha nice derin konuları, aklen ve ilmen, hem de masum çocukların dahi anlayabileceği düzeyde izah ve ispat eden Risale-i Nur gibi Kur’an’ın elmas bir kılıncını arkada bırakıyor, ona medyun olan her ferd fikr-i küfrinin başını o kılnçla kesiyor. Aksini kim iddia etmişse, Risale-i Nur’u okuduktan sonra tüm itirazlarını yutmak mecburiyetinde kalmıştır.

Risale-i Nur; İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Gavs-ı Azam, Mevlana gibi zatların da tasdikiyle en yüksek islami ders olan iman dersini, en mükemmel tarzda vererek Kur’anın bu asrın fehmine, aklına bir dersi olduğunu ispat etmiştir. Aleyhinde açılan 1700 mahkemeden beraat etmiş, tüm kusur arayan gözlerin tetkikinden geçtikten sonra hakkında hep olumlu beyan verilip, tamamen memleketin asayişine ve terakkisine hizmet ettiği tescillenmiştir. Okunmasında fevkalade bir lezzet vardır, usanç vermez. Fakat bu kadar kıymetli bir eser, karşılığında bir ücret ister. O da devamlı okumaktır; ancak devamlı okuyan sadık muhatabına Kur’anın sırlarını açtığı her Nur Talebesince kat’idir.

[Osman Sungur Yeken]