850 Hadis Tercümesi

850 Hadis Tercümesi

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ، قَوْلُهُ : ( وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ ) يَقُولُ : بِرِيحٍ مُهْلِكَةٍ بَارِدَةٍ ، عَتَتْ عَلَيْهِمْ بِغَيْرِ رَحْمَةٍ وَلَا بَرَكَةٍ ، دَائِمَةٍ لَا تَفْتُرُ .

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ، قَالَ : “مَا أَرْسَلَ اللَّهُ مِنْ رِيحٍ قَطُّ إِلَّا بِمِكْيَالٍ ، وَلَا أَنْزَلَ قَطْرَةً قَطُّ إِلَّا بِمِثْقَالٍ ، إِلَّا يَوْمَ نُوحٍ وَيَوْمَ عَادٍ ، فَإِنَّ الْمَاءَ يَوْمَ نُوحٍ طَغَى عَلَى خُزَّانِهِ ، فَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ عَلَيْهِ سَبِيلٌ ، ثُمَّ قَرَأَ : ( إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ ) ، وَإِنَّ الرِّيحَ عَتَتْ عَلَى خُزَّانِهَا فَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ عَلَيْهَا سَبِيلٌ ، ثُمَّ قَرَأَ : ( بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ ) .

Benzer ifadeler İbn Abbas’tan da nakledilmiştir. (Taberi, a.y).

101-Razi, senedini vermeden konuyla ilgili şöyle kısa bir rivayeti doğrudan Hz. Peygambere isnat etmiştir:

“Resulullah (a.s.m) buyurdu ki: “Nuh gününde su bekçilerinin (gözetimi) dışında taştı. Rüzgâr da Âd gününde bekçilerinin (gözetimi) dışında coşmaya başladı” (Razi, Hakka suresinin 6. ayetinin tefsiri)

Kurtubi de -yukarıda yer verdiğimiz- İbn Abbas’a ait görülen sözleri Hz. Peygambere isnat ederek vermiştir. (Kurtubi, ilgili yer)

Taberi ve İbn Kesir gibi büyük muhaddis tefsirciler ise rivayeti mevkuf (Sahabi sözü) olarak zikretmişlerdir.

عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رضي الله عنه أَنّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ:

(أَلا أُنَبِّئُكُمْ بِالْفَقِيهِ كُلِّ الْفَقِيهِ؟ قَالُوا: بَلَى، قَالَ: مَنْ لَمْ يُقَنِّطِ النَّاسَ مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ، وَلَمْ يُؤَيِّسْهُمْ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ، وَلَمْ يُؤَمِّنْهُمْ مِنْ مَكْرِ اللَّهِ، وَلا يَدَعُ الْقُرْآنَ رَغْبَةً عَنْهُ إِلَى مَا سِوَاهُ، أَلا لا خَيْرَ فِي عِبَادَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَفَقُّهٌ وَلا عِلْمٍ لَيْسَ فِيهِ تَفَهُّمٌ وَلا قِرَاءَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَدَبُّرٌ

102-Peygamberimizin(sav) şöyle buyuruyor ; Size mükemmel bir fıkıh alimini haber vereyim mi? Allah’ın rahmetinden insanların ümidini kesmeyen ve merhametinden onları ümitsizliğe götürmeyen, Allah’ın tuzağından onları emin kılmayan ve dünyaya rağbet için Kur’ân’ı bırakmayan kimsedir. İyi bilmelisiniz ki, içinde Tefekkauh/bilinçli bir anlayış, bir ilim bulunmayan ibadette, tefehhüm/anlama ve idrak etme çabası bulunmayan ilimde, tedebbür/tefekkür bulunmayan bir okumada hayır yoktur(bk. Kenzu’l-Ummal. 29388 , 28943 ;Darimi, Mukaddime, 29 ; Câmiul Beyan,İbn Abdil Berr)

عَنْ عَلِيٍّ , رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ , قَالَ : أَلا أُنَبِّئُكُمْ بِالْفَقِيهِ حَقٌّ ؟ الْفَقِيهُ : مَنْ لَمْ يُقَنِّطِ النَّاسَ مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ ، وَلَمْ يُرَخِّصْ لَهُمْ فِي مَعَاصِي اللَّهِ ، وَلَمْ يُؤَمِّنْهُمْ مَكْرَ اللَّهِ ، وَلَمْ يَتْرُكِ الْقُرْآنَ إِلَى غَيْرِهِ ، وَلا خَيْرَ فِي عِبَادَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَفَقُّهٌ ، وَلا خَيْرَ فِي فِقْهٍ لَيْسَ فِيهِ تَفَهُّمٌ ، وَلا خَيْرَ فِي قِرَاءَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَدَبُّرٌ .

عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ ، قَالَ : ” إِنَّ الْفَقِيهَ حَقَّ الْفَقِيهِ ، مَنْ لَمْ يُقَنِّطْ النَّاسَ مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ ، وَلَمْ يُرَخِّصْ لَهُمْ فِي مَعَاصِي اللَّهِ ، وَلَمْ يُؤَمِّنْهُمْ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ ، وَلَمْ يَدَعْ الْقُرْآنَ رَغْبَةً عَنْهُ إِلَى غَيْرِهِ ، إِنَّهُ لَا خَيْرَ فِي عِبَادَةٍ لَا عِلْمَ فِيهَا ، وَلَا عِلْمٍ لَا فَهْمَ فِيهِ ، وَلَا قِرَاءَةٍ لَا تَدَبُّرَ فِيهَا ” .

103-İki farklı lafızlarla Hz.Aliden şöyle dediği naklediliyor ;Size mükemmel bir fıkıh alimini haber vereyim mi? Allah’ın rahmetinden insanların ümidini kesmeyen ve merhametinden onları ümitsizliğe götürmeyen, Allah’ın tuzağından onları emin kılmayan ve dünyaya rağbet için Kur’ân’ı bırakmayan kimsedir. İyi bilmelisiniz ki, içinde Tefekkauh/bilinçli bir anlayış, bir ilim bulunmayan ibadette, tefehhüm/anlama ve idrak etme çabası bulunmayan ilimde, tedebbür/tefekkür bulunmayan bir okumada hayır yoktur.((bk. Kenzu’l-Ummal. 29388 , 28943 ;Darimi, Mukaddime, 29 ; Câmiul Beyan,İbn Abdil Berr)

عَنِ ابْنِ مَسْعُوْدٍ قَالَ : قَالَ رَسُوْلُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ” مَنْ صَلَّى الفَجْرَ فِي جَمَاعِةٍ ، وَقَعَدَ فِي مُصَلاَّهُ ، وَقَرَأَ ثَلاَثَ آيَاتٍ مِنْ أَوَّلِ سُوْرَةِ الأَنْعَامِ ، وَكَّلَ اللهُ بِهِ سَبْعِيْنَ مَلَكاً يُسَبِّحُونَ اللَّه وَيَسْتَغْفِرُوْنَ لَهُ إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ ” .

104-İbn Mes’uddan naklediliyor ;Peygamberimiz şöyle buyurdu ; Kim sabah namazını cemâatle kılar ve namaz kıldığı yerde En’am sûresinin başından üç âyet okursa, Allah bu sâyede ona yetmiş bin melek görevlendirir. Bunlar kıyâmete kadar Allah’ı tesbih ve okuyan kişi için istiğfar ederler. (Suyuti,Durrul Mensur ; Deylemî ; Fethul Kadir,Şevkâni)

عَنْ جَابِر عَنْ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ ( مَنْ قَرَأَ ثَلَاث آيَات مِنْ أَوَّل سُورَة ” الْأَنْعَام ” إِلَى قَوْله : ” وَيَعْلَم مَا تَكْسِبُونَ ” [ الْأَنْعَام : 3 ] وَكَّلَ اللَّه بِهِ أَرْبَعِينَ أَلْف مَلَك يَكْتُبُونَ لَهُ مِثْل عِبَادَتهمْ إِلَى يَوْم الْقِيَامَة وَيَنْزِل مَلَك مِنْ السَّمَاء السَّابِعَة وَمَعَهُ مِرْزَبَة مِنْ حَدِيد , فَإِذَا أَرَادَ الشَّيْطَان أَنْ يُوَسْوِس لَهُ أَوْ يُوحِي فِي قَلْبه شَيْئًا ضَرَبَهُ ضَرْبَة فَيَكُون بَيْنه وَبَيْنه سَبْعُونَ حِجَابًا فَإِذَا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة قَالَ اللَّه تَعَالَى : ” اِمْشِ فِي ظِلِّي يَوْم لَا ظِلّ إِلَّا ظِلِّي وَكُلْ مِنْ ثِمَار جَنَّتِي وَاشْرَبْ مِنْ مَاء الْكَوْثَر وَاغْتَسِلْ مِنْ مَاء السَّلْسَبِيل فَأَنْتَ عَبْدِي وَأَنَا رَبّك

105-Kurtubi Cabirden Peygamberimizin şöyle dediğini naklediyor ; Her kim sabaha çıktığı zaman En’am suresinin başından 3 ayet okursa, (1-3 ayetleri) Allah’u Teala ona, kendisini korumak üzere 40.000 (diğer rivayette 70.000) melek görevlendirir. Kıyamet gününe kadar o meleklerin amellerini ona yazar. Şeytan her ne zaman o kişinin kalbine şerden bir şey atmak istese, yedinci kat semadan, yanında demirden bir kamçı olan melek inerek onunla şeytan arasına yetmiş bin (70.000) perde koyar.” Kıyamet günü Allah’u Teala o kuluna:
-” Ey İnsanoğlu! gölgemin altında yürü, cennetimin meyvelerinden ye, Kevser suyundan iç, Selsebil suyundan yıkan, sen Benim kulumsun, Ben de senin Rabbinim. Sana ne hesap vardır. nede azap” buyurur.(Kurtubi Tefsiri,Enam Suresi)

– عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا مَرْفُوْعاً قَالَ : ” مَنْ قَرَأَ إِذَا صَلَّى الغَدَاةَ ثَلاَثَ آيَاتٍ مِنْ أَوَّلِ سُوْرَةِ الأَنْعَامِ إِلَى ” وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ” [ الأَنْعَامُ : 3 ] ، نَزَلَ إِلَيْهِ أَرْبَعُوْنَ أَلْفَ مَلَك يُكْتَبُ لَه مِثلَ أَعْمَالِهِم ، وَبُعِثَ إِلَيْهِ مَلَكٌ مِنْ سَبْعِ سَمَاوَاتٍ وَمَعَهُ مِرْزَبَةٌ مِنْ حَدِيْدٍ ، فَإِن أَوْحَى الشَّيْطَانُ فِي قَلْبِهِ شَيْئاً مِنَ الشَّرِّ ضَرَبَهُ حَتَّى يَكُوْنَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ سَبْعُوْنَ حِجَاباً ، فَإِذَا كَانَ يَوْمُ القِيَامَةِ قَالَ اللهُ : ” أَنَا رَبُّكَ وَ أَنْتَ عَبْدِي ، وَامْشِ فِي ظِلِّي ، وَاشْرَبْ مِنْ الكَوْثَرِ ، وَاغْتَسِلْ مِنْ السَّلْسَبِيلِ ، وَادْخُلِ الجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ وَلاَ عَذَابٍ ”

106-İbn Abbastan Benzer rivayetlerde vardır.

نا حَبِيبُ بْنُ عِيسَى ، قَالَ : بَلَغَنِي أَنَّهُ ” مَنْ قَرَأَ ثَلاثَ آيَاتٍ مِنْ أَوَّلِ سُورَةِ الأَنْعَامِ بَعَثَ اللَّهُ إِلَيْهِ سَبْعِينَ أَلْفَ مَلَكٍ يَسْتَغْفِرُونَ لَهُ ، وَلَهُ فَضْلُ أُجُورِهِمْ ، فَإِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ أَظَلَّهُ اللَّهُ بِظِلِّ عَرْشِهِ ، وَأَطْعَمَهُ مِنْ ثَمَرِ الْجَنَّةِ وَشَرِبَ مِنَ الْكَوْثَرِ ، وَاغْتَسَلَ مِنَ السَّلْسَبِيلِ ” .

Buna benzer Maktu’ rivayetlerde vardır.

107-Bu rivayetlerin bazı mealleri şöyledir ;

Peygamberimiz(s.a.v.):

“Kim Sure-i En’am’ın evvelki(bu) üç ayetini okursa Allah Teala onun için yetmiş melek vazifelendirir.O meleklerin yaptıkları ibadet kadar o kimsenin amel defterine sevap yazarlar.Yedi kat semadan bir melek yanında bir demir tokmak olduğu halde bu ayetleri okuyanın yanına iner,şeytan o kimseye vesvese vermeyi murat ettiği vakit melek ona bir defa vurur,bu vurmaktan ötürü şeytanla onun arasında yetmiş tane perde meydana gelir.Kıyamet günü olduğu vakit Allah bu ayetleri okuyan kuluna:”Arşımın gölgesinden başka gölge olmayan bu günde,arşımın gölgesinde yürü,cennet meyvelerinden ye,kevser şarabından iç ve selsebiyl suyu ile yıkan,sen benim kulumsun,ben de senin Rabbinim”.buyurur.

108-“Her kim sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra Sure-i En’am’ın başından üç ayetini okursa,Cenab-ı Ecelli Ala o kimse için yetmiş bin melek vazifelendirir,kıyamet gününe kadar o kimse için istiğfar ederler.”

109-EN ‘AM Suresini okuyan kişi için yetmiş bin melek bu sürenin harflerinin adedince istiğfar ederler. (Beyzavi 2/217)

————————————————–

مَنْ سَمِعَ الْمُنَادِيَ بِالصَّلَاةِ ، فَقَالَ : مَرْحَبًا بِالْقَائِلِينَ عَدْلًا ، وَمَرْحَبًا بِالصَّلَاةِ وَأَهْلًا ، كَتَبَ اللَّهُ لَهُ أَلْفَيْ أَلْفِ حَسَنَةٍ وَمَحَا عَنْهُ أَلْفَيْ أَلْفِ سَيِّئَةٍ ، وَرَفَعَ لَهُ أَلْفَيْ أَلْفِ دَرَجَةٍ

110-Musa ibni Cafer’in dedesinden (Radıyallahu Anhum) rivayetine göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Her kim müezzini ezan okurken duyduğunda : “Dosdoğruyu söyleyenlere merhaba, namaza da ehlen ve merhaba (hoş safâ geldi)” derse, Allah-u Teala ona iki milyon sevap yazar, iki milyon günahını siler ve onu iki milyon derece yükseltir. (Hatîb el-Bağdâdî, Râmûzu’l-Ehâdîs, Sayfa:435, No:5426)

Duanın Okunuşu : Merhaben bil kailine adlen, merhaben bissalâti ve ehlâ

Abdurrahman ibni Dinar Essakafî nakletmiş ve bunun hiçbir dayanağının olmadığını belirtmiştir.Tezkiretul Mevzu’da hadis mevzular arasında zikredilmitşir.

كان عثمان بن عفان يقول إذا نودي الصلاة: مرحباً بالقائلين عدلاً، وبالصلاة مرحباً وأهلاً.

111-Zemahşerî Rabiul Ebrar adlı eserinde bunu Hz.Osmanın ezanı duyduğunda söylediğini nakletmiştir.

وكان مروان إذا سمع الأذان قال مرحباً بالقائلين عدلاً وبالصلاة مرحباً وأهلها؛ ويروي هذا عن معاوية أيضاً.

Ensabul Eşrafta bunu Mervanın söylediği nakledilmiştir.

وَعَنْ قَتَادَةَ أَنَّ عُثْمَانَ كَانَ إِذَا جَاءَهُ مَنْ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلَاةِ قَالَ : مَرْحَبًا بِالْقَائِلِينَ عَدْلًا ، وَبِالصَّلَاةِ مَرْحَبًا وَأَهْلًا .

112-Mecmauz Zevaidde Heysemi naklediyor; Katade Hz.Osmanın bu duayı namaz için müezzin geldiğinde söylediğini rivayet ediyor.(Taberani Kebirinde nakletmiştir.Ne var ki Katade Osmandan hadis işitmemiştir.)

113-“Kim on kere; “Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh ilâhen vâhiden (ehaden) sameden lem yettehiz sâhibeten ve lâ veleda ve lem yekün lehu küfüven ehad = Ben inanır ve inandığımı bildiririm ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ancak Allah vardır o tektir onun ortağı yoktur. Bir olup ikincisi olmayan tektir. Herkes ve her şey ona muhtaç olup o kimseye muhtaç değildir. Eş ve çocuk edinmemiştir. Hiçbir şey ona denk ve benzer olamaz o hiçbir şeye benzetilemez.” derse, Allah ona kırk milyon sevap yazar.” (Tirmizî, Daavat, 63))

114-Ahmed b. Hanbel’deki rivayette ilgili sayı “ kırk bin” olarak geçmektedir.(bk. Müsned, 4/102).

115-Tirmizî, sorudaki şekliyle yaptığı rivayet için “Bu hadis garibtir. Biz de ancak bunu bu garip rivayet şekliyle bilmekteyiz. (Ravilerden biri olan) Halil b. Mürre hadisçiler yanında sağlam biri değildir. Muhammed b. İsmail (Buharî) der ki: Bu şahıs münker hadisler rivâyet eden birisidir.”(Tirmizî, Daavat, 63).

Özetle, bu hadis hem senedi munkatı, hem bir ravisi sika olmadığı için zayıftır.(bk. Tuhfet’ul-Ahvazî, ilgili hadisin şerhi)

AKŞAM EZANI DUASI

116-Ümmü Seleme (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) bana, akşam ezanı esnasında (şunları) söylememi öğretti: ‘Allâhümme inne hâzâ ikbâlu leylike ve idbâru nehârike ve esvâtu duâtike fağfir lî / Allah’ım muhakkak ki bu (ezan veya vakit), senin gecenin gelişi, gündüzünün de gidişi ve senin davetçilerinin sesleridir, şu halde beni bağışla!” (Ebû Dâvûd, Salât, 39)

Hadisin açıklamasında ise İbn-i Hacer gibi bazı âlimler bu duanın akşam ezanında okunacağı gibi “Hâzâ ikbâlu leylike ve idbâru nehârike” cümlelerini değiştirerek sabah ezanında da okunabileceğini söylemiştir. (Bkz., Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yay., c.2, s.350-351)

SABAH EZANI DUASI

Sabah ezanında şu dua okunur:

117-“Allâhümme hâzâ ikbâlu nehârike ve idbâru leylike ve esvâtu duâtike fağfir lî.”

Yukarıda zikrettiğimiz Ümmü Seleme (r.anhâ) hadisinin zahirinden bu duanın akşam ezanına başlanacağı sırada okunacağı anlaşılırsa da, bu duayı ezandan sonra okumalıdır. (Bkz., Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yay, c.2, s.350-351)

118-Meymûne (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.) erkeklerle kadınların safı arasında durdu ve: “Ey kadınlar topluluğu! Şu Habeşli (Bilâl)’in ezanını ve onun kametini duyduğuz zaman onun dediği gibi deyin. Zira her bir harfe karşılık sizin için bin kere bin (yani milyon) derece vardır.” buyurdu. Bunun üzerine Ömer: “Bu kadınlara, erkeklere ne vardır?” dedi. (Rasûlullah): “İki kat ey Ömer!” buyurdu. (Taberânî, Kebîr, c.10, s.151, h.no:19526)

119-Ümmü Habîbe validemiz şu şekilde anlatmaktadır: “Peygamber (s.a.v.), benim yanımda bulunduğu zaman, müezzinin ezan okuduğunu duydum. Müezzin sustuğu anda, onun söylediğini tekrar ederdi.”

Es-Saatî, el-Fethu’r-Rabbanî li tertîbi Müsned-il-İmam Ahmed, III, s. 29, Daru İhyai’t-Türas, Beyrut

120-Ezan okunurken “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh” sözünü işiten mü’min, bu cümleyi tekrar edip hemen arkasından: “Salla’llâhu aleyke yâ Resûlellâh!” “Karret bike ayneyye yâ Resûlellâh!” der. Bunun anlamı şudur: “Ya Resûlellâh! Şahitlik ederim ki Rabbimiz Sen’i resûl yaptı ve Sen de bu risaleti tastamam yerine getirdin.

121-Eyyüb Hâlid bin Zeyd câmi’inin müezzinleri her namazdan sonra şu duâyı okurlardı: “Rabbenâ amennâ bi mâ enzelte vetteba’ nerresûle fektübnâ ma’aşşâhidîn”.

Ezan okunurken tırnakların göze sürülmesi ile ilgili farklı görüşler olmakla birlikte, bu konuda İbni Abidin’de zayıf bir rivayet bulunmaktadır.

İlk “Eşhedü enne Muhammeden ResüIullah” cümlesinde “salle’llahu aleyke Ya Resûlellah” yani “Allah sana af ve merhamet eylesin ey Allah’ın Resûlü” ;

İkincisinde ise “Karret aynî bike ya Resûlellah” yani “Seninle mesut oldum, yüzüm gözüm aydınlığa erdi ey Allah’ın Resûlü” demek müstehaptır.

Bunu söyleyen kimse sonra her iki baş parmağının tırnaklarını gözleri üzerine koyarak, “Allahumme metti’nî bi’s-sem’i ve’l-besar” yani “Allah’ım! İşitmekle ve görmekle nimetlendir, faydalandır.” derse, Efendimiz (s.a.s.), cennete doğru o kimsenin delili olur.

113-Kitabu’l-Firdevs’de ise “her iki baş parmağının” ifadesinden önce, “Kim ezanda, Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah cümlesini işitince ‘Allahumme metti’nî bi’s-sem’i ve’l-besar’ derse, onun önderi ve cennet saflarına koyanı ben olurum.” denilmektedir. [bk. İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dü’rri’l-Muhtar, (Trc. Ahmet Davudoğlu ), I/398]

Ayrıca, baş parmakların göze sürülmeden önce öpülmesi de ifade edilmiştir. (bk. İbn. Abidin, Haşiyetü Reddül Muhtar, I/398)

114-Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, ezan okunurken, Resulullahın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpüp gözlerine sürdü. Peygamber efendimiz, bunun sebebini sorunca, (Ya Resulallah, senin mübarek isminle bereketlenmek için) dedi. Resulullah efendimiz de, (Güzel yaptın. Böyle yapan göz ağrısı çekmez) buyurdu. Tırnakları göze koyunca, (Allahümmahfaz ayneyye ve nevvirhüma) demelidir! (Şeyhzade)

115-Deylemî, Hz. Ali ve İbnü Mes’ud’dan merfuan (Hz. Peygamber’e ulaşan bir senedle) لَوْاَنْزَلْنَا ‘dan sûrenin sonuna kadar olan kısım, baş ağrısının afsunudur.”[Deylemi,Firdevs,I,416(1685) ] diye rivayet etmiştir.

116-Hatib Bağdadî “Tarih”inde naklederek demiştir ki: “Bize Hafız Ebu Ubeyd, Gulâm b. Şünbuz adıyla bilinen mukri (Kur’ân öğreticisi) Ebu t-Tayyib Mahmud b. Ahmed b. Yusuf b. Ca’fer’den, o da, İdris b. Abdi’l-l Kerim el-Haddad’dan naklen şöyle dedi: “Ben Halef’den kırâet okudum. لَوْ اَنْزَلْنَاهَذَاالْقُرْاَنَ عَلَى âyetine geldiğimde bana, “Elini başına koy.” dedi. Çünkü ben A’meş’ten kırâet okudum, bu âyet geldiğimde bana, “Elini başına koy.” dedi, Çünkü ben Yahya b. Vessab’dan kırâet okudum, bu âyete geldiğimde bana, “Elini başına koy.” dedi, çünkü ben Alkame ve Esved’den kırâet okudum, bu âyete geldiğimde bana “Elini başına koy.” dediler, çünkü biz Abdullah (r.a.)’dan kırâet okuduk, bu âyete geldiğimizde bize, “Elinizi başınıza koyunuz.” dedi, çünkü ben Hz. Peygamber’den kırâet okudum, bu âyete geldiğimde bana, “Elini başına koy.” dedi, çünkü Cibril bu âyeti bana indirdiğinde “Elini başına koy. Çünkü bu, samdan başka her derde şifadır. Ancak sam, ölümdür.” dedi.

اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَامِنَا قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، وَفِي يَمَنِنَا ، قَالَ : اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَامِنَا ، قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ وَفِي عِرَاقِنَا ، قَالَ : هُنَالِكَ الزَّلازِلُ وَالْفِتَنُ ، وَبِهَا ، أَوْ قَالَ : مِنْهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ .

117-Nafi , İbn Ömerden naklediyor,O da Resulullahtan(sav) şöyle demiştir ; Allahım Şam’ımızda bize bereket ver. Bunun üzerine dediler ki : Ya Resulallah Yemenimizde de ? Allah Resulu (sav) yine buyurdu : Allahım Şam’ımızda bize bereket ver.Bunun üzerine dediler ki : Ya Resulallah Irak’ımızda da? Bunun üzerine Resulullah(sav) şöyle dedi ; Zelzeleler ve Fitneler oradadır.Karn’u -şeytan da orada çıkar.(Müsned-i Bezzâr,no:6592)

عَنِ ابْنِ عُمَرَ ، قَالَ : ذَكَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ” اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا ، قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، وَفِي نَجْدِنَا ؟ ، قَالَ : اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يمننا ، قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، وَفِي نجدنا ؟ ، فَأَظُنُّهُ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ : هُنَاكَ الزَّلَازِلُ وَالْفِتَنُ ، وَبِهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ” .

عَنِ الزُّهْرِيِّ ، عَنْ سَالِمٍ ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ، قَالَ : قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ : ” هَا هُنَا أَرْضُ الْفِتَنِ ” وَأَشَارَ إِلَى الْمَشْرِقِ ، ” وَحَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ” ، أَوْ قَالَ : قَرْنُ الشَّمْسِ ” .

118-İbn Ömer (ra) şöyle demiştir: Peygamber (sav) zikretti ve:

— “Yâ Allah, Şam’ımızda bize bereket ihsan et! Yâ Allah, Ye-men’imizde bize bereket ihsan et!” diye duâ etti.

Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah, Necd’imizde de! diye niyaz ettiler. Rasûlullah:

— “Yâ Allah, bize Şam’ımızda bereket ihsan eyle! Yâ Allah, bize Yemen’imizde bereket ihsan eyle!” diye duâ etti.

Sahâbîler:

— Yâ Rasûlallah, Necd’imizde de! dediler.

İbn Umer dedi ki: Zannediyorum Rasûlullah, üçüncü defasında:

— “Zelzeleler ve fitneler işte oradadır. Şeytânın karn’ı (yâni hizib ve ümmeti) de orada çıkacaktır!” buyurdu.

(Buhari,Fiten,hadis no:6592 ; Fethul Bâri,İbn Hacer, no:6679 ; Fedâilu’s sahabe,Ahmed İbn Hanbel,1525 ; Tuhfetul Ehvazî,3953 -Ebu İsa hadis için Hasen,Sahih,Garib demiş- Ayrıca bk.İmam Nevevi,Müslim Şerhi,2905 ; A’lam Tercümesi,Ubeydel Bağdadil Bezzar, -Sahih,garib- ; Siyeru A’lam En Nübela,Zehebî, -Sahih,Garib- ; El Câmiu Limuammer ibn Raşid,1628, Te’vilil Muhteliful Hadîs,Müslim ibni Kuteybe,20 ; El Bidâye ve’n- nihaye,İbn Kesir,626)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ – رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ – قَالَ : سَيِّدُ الْأَنْبِيَاءِ خَمْسَةٌ وَمُحَمَّدٌ – صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ – سَيِّدُ الْخَمْسَةِ : نُوحٌ وَإِبْرَاهِيمُ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمُحَمَّدٌ صَلَوَاتُ اللَّهِ وَسَلَامُهُ عَلَيْهِمْ .

119-Ebu Hureyre(ra) şöyle demiştir ; Seyyidul Enbiya (Peygamberlerin Efendisi) beş tanedir.Ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de bu beşin seyyididir.(Bu beş Peygamber şu kişilerdir) ; Nuh,İbrahim,Musa,İsa,Muhammed (Salavatullahi ve Selamuhu Aleyhim)

(Hâkim,El Müstedrek,no:4061) Hâkim hadisi naklettikten sonra şöyle diyor ; Bu Ebu Hureyreden Mevkuf(Sahabi sözü) olarak sahihtir.

عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ ، عَنْ أَبِيهِ ، عَنْ جَدِّهِ ، قَالَ : نَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلامُ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَحْسَنِ صُورَةٍ لَمْ يَنْزِلٍ فِي مِثْلَهَا قَطُّ ضَاحِكًا مُسْتَبْشِرًا ، فَقَالَ : السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدُ ، قَالَ : ” وَعَلَيْكَ السَّلامُ يَا جِبْرِيلُ ” ، قَالَ : إِنَّ اللَّهَ بَعَثَنِي إِلَيْكَ بِهَدِيَّةِ كُنُوزِ الْعَرْشِ أَكْرَمَكَ اللَّهُ بِهِنَّ ، قَالَ : ” وَمَا تِلْكَ الْهَدِيَّةُ يَا جِبْرِيلُ ” ، فَقَالَ جِبْرِيلُ : قُلْ : يَا مَنْ أَظْهَرَ الْجَمِيلَ وَسَتَرَ الْقَبِيحَ ، يَا مَنْ لا يُؤَاخِذُ بِالْجَرِيرَةِ ، وَلا يَهْتِكُ السِّتْرَ يَا عَظِيمَ الْعَفْوِ ، يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ ، يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ ، يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ ، يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوَى ، وَيَا مُنْتَهَى كُلِّ شَكْوَى ، يَا كَرِيمَ الصَّفْحِ ، يَا عَظِيمَ الْمَنِّ ، يَا مُبْتَدِئَ النِّعَمِ قَبْلَ اسْتَحْقَاقِهَا ، يَا رَبَّنَا ، وَيَا سَيِّدَنَا ، وَيَا مَوْلانَا ، وَيَا غَايَةَ رَغْبَتُنَا ، أَسْأَلُكَ يَا اللَّهَ أَنْ لا تَشْوِي خَلْقِي بِالنَّارِ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ” فَمَا ثَوَابُ هَذِهِ الْكَلِمَاتِ ” , ثُمَّ ذَكَرَ بَاقِي الْحَدِيثِ بَعْدَ الدُّعَاءِ بِطُولِهِ

نَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِهَذَا الدُّعَاءِ مِنَ السَّمَاءِ ، وَإِنَّ جِبْرِيلَ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَحْسَنِ صُورَةٍ لَمْ يَنْزِلْ فِي مِثْلِهَا قَطُّ ضَاحِكًا مُسْتَبْشِرًا ، فَقَالَ : السَّلَامُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدُ . قَالَ : وَعَلَيْكَ السَّلَامُ يَا جِبْرِيلُ . قَالَ : إِنَّ اللَّهَ بَعَثَنِي إِلَيْكَ بِهَدِيَّةٍ . قَالَ : مَا تِلْكَ الْهَدِيَّةُ يَا جِبْرِيلُ ؟ قَالَ : كَلِمَاتٌ مِنْ تَحْتِ الْعَرْشِ أَكْرَمَكَ اللَّهُ بِهِنَّ . قَالَ : وَمَا هُنَّ يَا جِبْرِيلُ ؟ فَقَالَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ : قُلْ : يَا مَنْ أَظْهَرَ الْجَمِيلَ ، وَسَتَرَ الْقَبِيحَ ، يَا مَنْ لَا يُؤَاخِذُ بِالْجَرِيرَةِ ، وَلَا يَهْتِكُ السِّتْرَ , يَا عَظِيمَ الْعَفْوِ , يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ ، يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ ، يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ ، يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوَى ، وَيَا مُنْتَهَى كُلِّ شَكْوَى ، يَا كَرِيمَ الصَّفْحِ ، يَا عَظِيمَ الْمَنِّ ، يَا مُبْتَدِئَ النِّعَمِ قَبْلَ اسْتِحْقَاقِهَا ، يَا رَبَّنَا ، وَيَا سَيِّدَنَا ، وَيَا مَوْلَانَا ، وَيَا غَايَةَ رَغْبَتِنَا ، أَسْأَلُكَ يَا اللَّهُ أَنْ لَا تَشْوِيَ خَلْقِي بِالنَّارِ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : فَمَا ثَوَابُ هَذِهِ الْكَلِمَاتِ ؟ ”

عُمَرُ بْنُ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ ص‏ أَنَّ جَبْرَائِيلَ نَزَلَ عَلَيْهِ بِهَذَا الدُّعَاءِ مِنَ السَّمَاءِ وَ نَزَلَ عَلَيْهِ ضَاحِكاً مُسْتَبْشِراً فَقَالَ السَّلَامُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدُ ص قَالَ وَ عَلَيْكَ السَّلَامُ يَا جَبْرَئِيلُ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَ جَلَّ بَعَثَ إِلَيْكَ بِهَدِيَّةٍ فَقَالَ وَ مَا تِلْكَ الْهَدِيَّةُ يَا جَبْرَئِيلُ قَالَ كَلِمَاتٌ مَعَ كُنُوزِ الْعَرْشِ أَكْرَمَكَ اللَّهُ بِهَا قَالَ وَ مَا هُنَّ يَا جَبْرَئِيلُ قَالَ قُلْ يَا مَنْ أَظْهَرَ الْجَمِيلَ وَ سَتَرَ الْقَبِيحَ يَا مَنْ لَمْ يُؤَاخِذْ بِالْجَرِيرَةِ وَ لَمْ يَهْتِكِ الشر [السِّتْرَ يَا عَظِيمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوَى وَ يَا مُنْتَهَى كُلِّ شَكْوَى يَا كَرِيمَ الصَّفْحِ يَا عَظِيمَ الْمَنِّ يَا مُبْتَدِئاً بِالنِّعَمِ قَبْلَ اسْتِحْقَاقِهَا يَا سَيِّدَنَا يَا رَبَّنَا يَا مَوْلَانَا يَا غَايَةَ رَغْبَتِنَا أَسْأَلُكَ يَا اللَّهُ أَنْ لَا تُشَوِّهَ خَلْقِي بِالنَّارِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ص لِجَبْرَئِيلَ مَا ثَوَابُ هَذِهِ الْكَلِمَاتِ قَالَ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ انْقَطَعَ الْعَمَلُ لَوِ اجْتَمَعَ مَلَائِكَةُ سَبْعِ سَمَاوَاتٍ وَ سَبْعِ أَرَضِينَ عَلَى أَنْ يَصِفُوا ثَوَابَ ذَلِكَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا وَصَفُوا مِنْ كُلِّ جُزْءٍ جُزْءاً وَاحِداً فَإِذَا قَالَ الْعَبْدُ يَا مَنْ أَظْهَرَ الْجَمِيلَ وَ سَتَرَ الْقَبِيحَ سَتَرَهُ اللَّهُ وَ رَحِمَهُ فِي الدُّنْيَا وَ جَمَّلَهُ فِي الْآخِرَةِ وَ سَتَرَ اللَّهُ عَلَيْهِ أَلْفَ سِتْرٍ فِي الدُّنْيَا وَ الْآخِرَةِ.وَ إِذَا قَالَ يَا مَنْ لَمْ يُؤَاخِذْ بِالْجَرِيرَةِ وَ لَمْ يَهْتِكِ السِّتْرَ لَمْ يُحَاسِبْهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَ لَمْ يَهْتِكْ سِتْرَهُ يَوْمَ تُهْتَكُ السُّتُورُ وَ إِذَا قَالَ يَا عَظِيمَ الْعَفْوِ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ ذُنُوبَهُ وَ لَوْ كَانَتْ خَطِيئَتُهُ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ وَ إِذَا قَالَ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ تَجَاوَزَ اللَّهُ عَنْهُ حَتَّى السَّرِقَةِ وَ شُرْبِ الْخَمْرِ وَ أَهَاوِيلِ الدُّنْيَا وَ غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْكَبَائِرِ وَ إِذَا قَالَ يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ فَتَحَ اللَّهُ عَزَّ وَ جَلَّ لَهُ سَبْعِينَ بَاباً مِنَ الرَّحْمَةِ فَهُوَ يَخُوضُ فِي رَحْمَةِ اللَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ حَتَّى يَخْرُجَ مِنَ الدُّنْيَا وَ إِذَا قَالَ يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ بَسَطَ اللَّهُ يَدَهُ عَلَيْهِ بِالرَّحْمَةِ وَ إِذَا قَالَ يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوَى وَ يَا مُنْتَهَى كُلِّ شَكْوَى أَعْطَاهُ اللَّهُ مِنَ الْأَجْرِ ثَوَابَ كُلِّ مُصَابٍ وَ كُلِّ سَالِمٍ وَ كُلِّ مَرِيضٍ وَ كُلِّ ضَرِيرٍ وَ كُلِّ مِسْكِينٍ وَ كُلِّ فَقِيرٍ وَ كُلِّ صَاحِبِ مُصِيبَةٍ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَ إِذَا قَالَ يَا عَظِيمَ الْمَنِّ أَعْطَاهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مُنْيَتَهُ وَ مُنْيَةَ الْخَلَائِقِ. إِذَا قَالَ يَا كَرِيمَ الصَّفْحِ أَكْرَمَهُ اللَّهُ تَعَالَى كَرَامَةَ الْأَنْبِيَاءِ وَ إِذَا قَالَ يَا مُبْتَدِئاً بِالنِّعَمِ قَبْلَ اسْتِحْقَاقِهَا أَعْطَاهُ اللَّهُ مِنَ الْأَجْرِ بِعَدَدِ مَنْ شَكَرَ نَعْمَاهُ وَ إِذَا قَالَ يَا رَبَّنَا وَ يَا سَيِّدَنَا قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَ تَعَالَى اشْهَدُوا مَلَائِكَتِي أَنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُ وَ أَعْطَيْتُهُ مِنَ الْأَجْرِ بِعَدَدِ مَنْ خَلَقْتُهُ فِي الْجَنَّةِ وَ النَّارِ وَ السَّمَاوَاتِ‏ السَّبْعِ وَ الْأَرَضِينَ السَّبْعِ وَ الشَّمْسِ وَ الْقَمَرِ وَ النُّجُومِ وَ قَطْرِ الْأَمْطَارِ وَ أَنْوَاعِ الْخَلْقِ وَ الْجِبَالِ وَ الْحَصَى وَ الثَّرَى وَ غَيْرِ ذَلِكَ وَ الْعَرْشِ وَ الْكُرْسِيِّ وَ إِذَا قَالَ يَا مَوْلَانَا مَلَأَ اللَّهُ قَلْبَهُ مِنَ الْإِيمَانِ وَ إِذَا قَالَ يَا غَايَةَ رَغْبَتَاهْ أَعْطَاهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَغْبَتَهُ وَ مِثْلَ رَغْبَةِ الْخَلَائِقِ وَ إِذَا قَالَ أَسْأَلُكَ يَا اللَّهُ أَنْ لَا تُشَوِّهَ خَلْقِي بِالنَّارِ قَالَ الْجَبَّارُ جَلَّ جَلَالُهُ اسْتَعْتَقَنِي عَبْدِي مِنَ النَّارِ اشْهَدُوا مَلَائِكَتِي أَنِّي قَدْ أَعْتَقْتُهُ مِنَ النَّارِ وَ أَعْتَقْتُ أَبَوَيْهِ وَ إِخْوَانَهُ وَ أَهْلَهُ وَ وُلْدَهُ وَ جِيرَانَهُ وَ شَفَّعْتُهُ فِي أَلْفِ رَجُلٍ مِمَّنْ وَجَبَتْ لَهُمُ النَّارُ وَ أَجَرْتُهُ مِنَ النَّارِ فَعَلِّمْهُنَّ يَا مُحَمَّدُ الْمُتَّقِينَ وَ لَا تُعَلِّمْهُنَّ الْمُنَافِقِينَ فَإِنَّهَا دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ لِقَائِلِهِنَّ إِنْ شَاءَ اللَّهُ تَعَالَى وَ هُوَ دُعَاءُ أَهْلِ الْبَيْتِ الْمَعْمُورِ حَوْلَهُ إِذَا كَانُوا يَطُوفُونَ بِهِ

قَالَ : نَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِهَذَا الدُّعَاءِ مِنَ السَّمَاءِ ، وَإِنَّ جِبْرِيلَ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَحْسَنِ صُورَةٍ لَمْ يَنْزِلْ فِي مِثْلِهَا قَطُّ ضَاحِكًا مُسْتَبْشِرًا ، فَقَالَ : السَّلَامُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدُ . قَالَ : وَعَلَيْكَ السَّلَامُ يَا جِبْرِيلُ . قَالَ : إِنَّ اللَّهَ بَعَثَنِي إِلَيْكَ بِهَدِيَّةٍ . قَالَ : مَا تِلْكَ الْهَدِيَّةُ يَا جِبْرِيلُ ؟ قَالَ : كَلِمَاتٌ مِنْ تَحْتِ الْعَرْشِ أَكْرَمَكَ اللَّهُ بِهِنَّ . قَالَ : وَمَا هُنَّ يَا جِبْرِيلُ ؟ فَقَالَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ : قُلْ : يَا مَنْ أَظْهَرَ الْجَمِيلَ ، وَسَتَرَ الْقَبِيحَ ، يَا مَنْ لَا يُؤَاخِذُ بِالْجَرِيرَةِ ، وَلَا يَهْتِكُ السِّتْرَ , يَا عَظِيمَ الْعَفْوِ , يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ ، يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ ، يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ ، يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوَى ، وَيَا مُنْتَهَى كُلِّ شَكْوَى ، يَا كَرِيمَ الصَّفْحِ ، يَا عَظِيمَ الْمَنِّ ، يَا مُبْتَدِئَ النِّعَمِ قَبْلَ اسْتِحْقَاقِهَا ، يَا رَبَّنَا ، وَيَا سَيِّدَنَا ، وَيَا مَوْلَانَا ، وَيَا غَايَةَ رَغْبَتِنَا ، أَسْأَلُكَ يَا اللَّهُ أَنْ لَا تَشْوِيَ خَلْقِي بِالنَّارِ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : فَمَا ثَوَابُ هَذِهِ الْكَلِمَاتِ ؟ ” . قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ ، ثُمَّ ذَكَرَ بَاقِيَ الْحَدِيثِ بَعْدَ الدُّعَاءِ بِطُولِهِ .

قال : نزل جبريل إلى النبي صلى الله عليه وسلم بهذا الدعاء من السماء في أحسن صورة لم ينزل في مثلها قط ضاحكا مستبشرا ، قال : يا محمد ، إن الله بعثنى إليك بهدية . قال وما تلك الهدية يا جبريل ؟ قال : كلمات من كنوز العرش ألزمك الله بهن ، قل يا من أظهر الجميل ، وستر القبيح ، ولم يؤاخذ بالجريرة ، ولا يهتك الستر ، يا عظيم العفو ، يا حسن التجاوز ، يا واسع المغفرة ، يا باسط اليدين بالرحمة ، يا صاحب كل نجوى ، ومنتهى كل شكوى . . الحديث بطوله . قال الحاكم : صحيح الاسناد . قلت : كلا ، قال : فرواته كلهم مدنيون . قلت : كلا . قال : ثقات . قلت : أنا أتهم به أحمد ، وأما أفلح فذكره ابن أبى حاتم ولم يضعفه .
وفي اللسان :

3838 – إن جبريل جاءني في أحسن صورة، لم ينزل في مثلها قط ضاحكا مستبشرا، فقال السلام عليك يا محمد، قلت وعليك السلام يا جبريل، قال: إن الله عز وجل بعثني إليك بهدية قلت يا جبريل وما تلك الهدية؟ قال: كلمات من كنوز تحت العرش، أكرمك الله تعالى بهن، قلت وما هن؟ قال قل: يا من أظهر الجميل وستر القبيح يا من لا يؤاخذ بالجريرة، ولا يهتك الستر يا عظيم العفو، يا حسن التجاوز، يا واسع المغفرة، يا باسط اليدين بالرحمة، يا صاحب كل نجوى، ويا منتهى كل شكوى، يا كريم الصفح، يا عظيم المن يا مبتدئ بالنعم قبل استحقاقها، يا

120-Yukarıdaki Kenzul Ummal,3838

40- وعن عمرو بن شعيب عن أبيه عن جده رضي الله عنهم قال: نَزلَ جِبريل عليه السلام إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم في أَحسنِ صُورةٍ لم يَنزلْ فِي مثلها قَط ضَاحكاً مُستبشراً فقال: السَّلامُ عَليكَ يَا مُحمد، فقال: “وَعليكَ السَّلامُ يَا جبريلُ ” قَالَ: إِن الله بَعثني إِليك بهديةٍ قال: “وَمَا تَلكَ الهدية يا جبريلُ ؟” قال: كَلماتٌ مِن كنوزِ العرشِ أَكرمكَ اللهُ بهنَّ، قال: “وَمَا هُنَّ يَا جبريلُ ؟” قال: فَقالَ جِبريلُ: قل: “يا مَنْ أَظهرَ الجَميلَ وَسَتَرَ القَبيحَ، يَا مَنْ لا يُؤاخِذُ بِالجريرةِ، وَلا يَهتكُ السترَ، يَا عَظيمَ العَفو يا حَسنَ التجاوزِ، يَا وَاسعَ المَغفرةِ، يا بَاسطَ اليدين بالرَّحمة، يَا صَاحبَ كل نجوى، يا مُنتهى كل شكوى، يا كريم الصَّفْحِ، يَا عَظيمَ المَنِّ، يَا مُبتدئ النعم قبلَ استحقاقِها، يا ربَّنا ويا سيدنا ويا مَولانا، ويا غَايةَ رَغْبِتنَا، أَسألُك يا اللهُ أَنْ لا تَشويَ خَلْقِي بِالنَّار… ” وذكر الحديث (11).

أخرجه الحاكم في المستدرك (1/729)، وصححه، وقال الذهبي: “رواته ثقات”.

121-Hâkim Müstedrekinde Sahih olarak nakletmiştir.Zehebî de rivayeti sika olarak değerlendirmiştir.

Ömer ibni Şuayb babasından o da dedesinden rivayet ediyor ; Cibril (as) Nebi (sav)’in yanına benzeri görülmemiş bir şekilde en güzel surette dâhikan ve müstebşiran (Müjde ile sevinenerek) geldi ve ‘Ey Muhammed Selam üzerine olsun’ Nebi(sav) : Seninde üzerine Selam olsun’ dedi.Cebrâil(as) şöyle dedi ; Şüphesiz ki Allah beni sana (Kunuzil Arş) Arşın Hazineleri olan onunla sana ikram ettiği bir hediye ile gönderdi.Nebi(sav) dedi ki ; Nedir bu hediye Ey Cibrîl ? Bunun üzerine Cebrail(as) şöyle dedi : (Şunlardır : şöyle de) : Yâ Men ezherel Cemîle ve Seterel Gabîh.(Ey Güzellikleri açan , çirkinlikleri örten) Ya Men Lâ yuâhizu bil cerîreh.(Ey Günahları hemen cezalandırmayan) Ve Lâ yehtikus sitra Ya Azîmu Ya Afv. (Perdeleri açmayan,yani Rezil etmeyen,Affı büyük olan) Yâ Hasenet tecâvuz. (Vazgeçen ) Yâ Vâsial Mağfirah. (Mağfireti geniş olan) Ya Bâsidal yedeyn birrahmeh. (Rahmetle ellerini herkese açan) Ya Sâhibe Kulli Necvâ (Ey her fısıltıyı duyan) Ve Ya Muntehâ kulli Şekvâ (Ey her şikayetin ulaştığı ) Yâ Kerîmes Safh (Ey affetmede cömert olan) Yâ Azîmel Menn (İyilik etmede,Nimet vermede büyük olan) Yâ Mubtedien niami gables tehgâgihâ . (Kazanılan şeyden hak edilen şeyden önce veya hakkını istemekten önce nimet veren) Ya Rabbenâ ve Ya Seyyidena ve Ya Mevlana (Ey Rabbimiz , Ey Efendimiz , Ey Mevlamız,Sahibimiz ) Ve Yâ Ğâyete Rağbetünâ (Ey İstemiğimizin netice bulduğu ) Es’elüke Ya Allahe En Lâ Teşvî Halgî bin Nâr.(Ey benim yaratılışımı ateş ile Allahım Senden istiyorum bu kısmı çevir) Sonra Nebi(sav) şöyle dedi ; Bu kelimeler için sevaplar vardır.’

[Ebu Abdullah şöyle dedi ; Ve sonra geri kalan hadisi duadan sonra uzunca söyledi ] [Hakim hadis için Sahih demiştir]

Veya duanın meali şöyle olabilir ;
Ey güzeli açığa çıkaran ve çirkini (bana) örten, ey günahtan dolayı kulları cezalandırmayan ve –günahkarların- perdesini yırtmayan; ey affı yüce olan, ey –kusurlarından- güzellikle geçen, ey mağfireti geniş olan, ey rahmet için elleri açık olan, ey bütün fısıldanmalardan haberdar olan, ey bütün şikayetlerin mercii, ey sürçmeleri affeden, ey affetmesi kerim olan, ey ihsanı büyük olan, ey kulları hakketmeden nimet veren, ey rabbim, ey rabbim, ey rabbim. Ey Allahım beni cehennem ile yakmamanı senden istiyorum.

[Hâkim El Müstedrek,2042,1934 Beyhâki, Daavatul Kebir, ]

Bir gün Cebrail Aleyhisselam Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna gelmişti. Hz. Peygamber onun yüzünü tebessümlü ve müjdeleyici görmüştü. Daha önce onu böyle hiç görmemişti. Bunun üzerine Cebrail:
” Yâ Muhammed! Allah’ın selamı senin üzerine olsun.”
” Ey Cebrail! Allah’ın selamı da senin üzerine olsun.” dedi.

” Ey Muhammed! Allah beni sana öyle bir hediye ile gönderdi ki senden önce bu hediye kimseye gönderilmedi. Bu ancak sana ikram edildi” dedi.
Efendimiz: Nedir o hediye ey Cebrail? diye sordu.
Cebrail aleyhisselam:

Sana gönderilen o hediyeler Arş-ı Azam’ın hazinelerindendir. Ey Allah’ın rasulü! Sende onları oku! dedi.

Dua budur:

Yâ men azharel cemîle ve seteral kabiyha* Yâ men lem yüâhız bil cerîrati ve lem yehtüküs sitra* Yâ azıymel afvi* Yâ hasenet tecâvüzi* Yâ vâsial mağfirah* Ve yâ bâsital yedeyni bir rahmeh* Yâ müntehâ külli şekvâ* Ve yâ sâhıbe külli necvâ* Yâ kerîmes safhı ve yâ azıymel menni ve yâ mübdien niami kablestihkâkıhâ* Yâ rabbâhü ve yâ seyyidâhü ve yâ emelâhü ve yâ ğayete rağbetâhü* Es’elüke en lâ teşviye halkıy bin nâr* (Kitâbü’l-Esmâ ve’s-sıfâtS.54)

Bir gün Cebrail Aleyhisselam, Efendimiz Aleyhisselam’ın huzuruna gelmişti. Hazreti Peygamber (s.a.v.) onun yüzünde tebessümlü ve müjdeleyici bir hal görmüştü. Daha önce onu böyle hiç görmemişti.
Cebrail Aleyhisselam:
Ya Muhammed, Allah’ın selamı üzerine olsun, dedi. Hazreti Peygamber (s.a.v.)
Ey Cebrail! Allah’ın selamı senin de üzerine olsun, karşılığını verince Cebrail (a.s.):
Ya Muhammed! Allah beni sana öyle büyük bir hediye ile gönderdi ki, senden önce bu hediye kimseye gönderilmedi. Bu ancak sana ikram edildi, dedi. Efendimiz (s.a.v.):
– Nedir o hediye, ey Cebrail? diye sordu. Cebrail (a.s.):
– Sana gönderilen o hediyeler, Arş-ı A’zam’ın hazinelerindendir. Ey Allah’ın Resulü! Sen de onları oku! buyurdu.

Dua budur:
Yà men azheral cernile ve seteral kabiyha yà men lem ytiàhiz bil ceri reti ve lem yehtukìs setra, yà aziymel afvi, yà husnet teca viizi, yà vàsial magfirati ve yà bàsital yedeyni bir rahmeh, yà mìintehà kulli sekvà ve yà sàhibe kulli necvà, yà kerìmes safhi ve yà aziymel menni ve yà mubdien niami kablestihkàkihà, yà rabbàhu ve yà seyyidàhu ve yà emelàhu ve yà gàyete ragbetàhu, es’eluke en là tesviye halkì bin nàr. Allâhümme innî estevdiuke dînî fahfazhü aleyye fi hayatî ve ba’de vefatı. Allâhümme innî üceddidül îmâne tecdîden bi kavli lâ ilahe illallah, muhammedün resûlüllâh.

“Bu duayı sabah-akşam okuyanlar son nefeslerinde imanlarını şeytanın şerrinden korumuş olurlar.”

جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلِّمْنِي كَلامًا أَقُولُهُ , فَقَالَ : ” قُلْ : لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ ، اللَّهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ، وَلا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إِلا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ ” ، قَالَ : هَؤُلاءِ لِرَبِّي فَمَا لِي ؟ قَالَ : ” قُلِ : اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ، وَارْحَمْنِي ، وَاهْدِنِي ، وَارْزُقْنِي ” .

122-Resulullah(sav)’e bir Arabi geldi ve ”Ya Resulallah bana söyleyebileceğim kelimeler öğret” dedi.Peygamber(sav) : Şöyle de : Lâ ilahe illallahu vahdehu la şerike leh.Allahuekber Kebira ,velhamdulillahi kesira , Subhanalllahi Rabbil Alemin ,La havle vela guvvete illa billahil azizil hakim. Bunun üzerine Arabi ‘Bunlar Rabbim içindir.Ya kendim için (hangi duayı edeyim) ? Peygamberimiz(sav) : Şöyle de : Allahummeğfirlî , Verhamnî , Vehdinî , Verzugnî (Müslim, Zikir 33-36)

Ve ya şöyle bir tercüme de olabilir ;
Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi: Bir bedevî Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:

– Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi.

Resûl-i Ekrem ona şu zikri okumasını tavsiye etti:

– “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l-hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l-âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-Azîzi’l-Hakîm: Tek olan Allah’tan başka ilâh ve O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”

Bedevî:

– Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi.

Resûl-i Ekrem:

– “Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî: Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver, de” buyurdu.

3837 – الزموا هذا الدعاء، اللهم إني أسألك باسمك الأعظم ورضوانك الأكبر، فإنه اسم من أسماء الله.
% (البغوي والباوردي وابن قانع طب وأبو بكر الشافعي في الغيلانيات عن أبي مرثد بن كنانة عن خليفة عن حمزة بن عبد المطلب).

123-Şu duayı hep yapın : Allahumme innî es’eluke bismikel A’zam ve ridvanikel ekber.’Sonra dedi ki ; Bu isim Allahın esmasındandır.(Kenzul Ummal,3837)

نَزلَ جِبريل عليه السلام إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم في أَحسنِ صُورةٍ لم يَنزلْ فِي مثلها قَط ضَاحكاً مُستبشراً فقال: السَّلامُ عَليكَ يَا مُحمد، فقال: “وَعليكَ السَّلامُ يَا جبريلُ ” قَالَ: إِن الله بَعثني إِليك بهديةٍ قال: “وَمَا تَلكَ الهدية يا جبريلُ ؟” قال: كَلماتٌ مِن كنوزِ العرشِ أَكرمكَ اللهُ بهنَّ، قال: “وَمَا هُنَّ يَا جبريلُ ؟” قال: فَقالَ جِبريلُ: قل: “يا مَنْ أَظهرَ الجَميلَ وَسَتَرَ القَبيحَ، يَا مَنْ لا يُؤاخِذُ بِالجريرةِ، وَلا يَهتكُ السترَ، يَا عَظيمَ العَفو يا حَسنَ التجاوزِ، يَا وَاسعَ المَغفرةِ، يا بَاسطَ اليدين بالرَّحمة، يَا صَاحبَ كل نجوى، يا مُنتهى كل شكوى، يا كريم الصَّفْحِ، يَا عَظيمَ المَنِّ، يَا مُبتدئ النعم قبلَ استحقاقِها، يا ربَّنا ويا سيدنا ويا مَولانا، ويا غَايةَ رَغْبِتنَا، أَسألُك يا اللهُ أَنْ لا تَشويَ خَلْقِي بِالنَّار

124-Bir gün Cebrail Aleyhisselam, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü vesselamın huzuruna gelmişti. Hazreti Peygamber (asm) onun yüzünde tebessümlü ve de müjdeleyici bir hal görmüştü. Daha önce onu böyle hiç görmemişti.

Cebrail Aleyhisselam: Ya Muhammed, Allah’ın selamı üzerine olsun, dedi.

Hazreti Peygamber: Ey Cebrail! Allah’ın selamı senin de üzerine olsun, karşılığını verince, Cebrail: Ya Muhammed! Allah beni sana öyle büyük bir armağan ile gönderdi ki, senden önce bu armağan kimseye gönderilmedi. Bu sana ikram edildi, dedi.

Efendimiz: Nedir o hediye, ey Cebrail? diye sordu.

Cebrail: Sana gönderilen o hediyeler, Arş-ı Azam’ın hazinelerindendir. Ey Allah’ın Resulü! Sen de onları oku! dedi.

Dua şudur:

Yâ men azharel cemîle ve seteral kabîh.
Yâ men lem yüâhızu bil cerîrati ve lem yehtiküssitr.
Yâ azîmel afv
Yâ hasenet tecâvüz
Yâ vâsial mağfirah
Ve yâ bâsital yedeyni bir rahme
Yâ müntehâ külli şekvâ
Ve yâ sâhıbe külli necvâ
Yâ kerîmes safhı ve yâ azîmel menni ve yâ mübdien niami kablestihkâkıhâ
Yâ rabbenâ ve yâ seyyidenâ ve yâ mevlânâ ve yâ ğâyete rağbetinâ
Es’elüke Yâ Allah en lâ teşviye halkî bin nâr.

Ey güzeli açığa çıkaran
Ey çirkinin üzerini örten
Ey suç sebebiyle hemen azarlamayan
Ey ayıpların üzerindeki perdeyi yırtmayan
Ey affı büyük olan
Ey günahkârları cezalandırmaktan vazgeçmesi güzel olan
Ey mağfireti geniş olan
Ey rahmeti bol veren
Ey bütün sessiz yalvarışların sahibi
Ey bütün şikâyetler kendisinde son bulan
Ey affı bol olan
Ey iyiliği büyük olan
Ey nimetleri hak etmeden önce mahlukatına ikram ve ihsan eden
Ey Rabbimiz, ey Efendimiz, ey Sahibimiz, ey son arzumuz olan Yüce Yaratıcımız
Ey Allahım, beni cehennem azabından azad etmeni istiyorum.
.

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ : أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، قَالَ : ” مَنْ خُتِمَ لَهُ عِنْدَ مَوْتِهِ بِلا إِلَهَ إِلا اللَّهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ ” .

125-Hz.Cabir(ra)’dan rivayet ediliyor:Peygamber sav buyurdular ki : Kimin ölümü La ilahe illallah ile mühürlenir(son bulursa) cennete girer.(İbn Asâkir,Tarihul Dimeşk,55932 ; Kenzu’l Ummal,no:187)

عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَلَى الْمِنْبَرِ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ إِلَى امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ

126-Alkame ibni Vakkas anlatıyor : Ömer İbn Hattab(ra)’ı minberin üzerinde şöyle derken işittim : Dedi ki : Ben Resulullah(sav)’den şöyle dediğini işittim ; Ameller ancak niyetlere göredir.Her kişi için ancak niyet ettiği vardır.Kimin hicreti dünyada ona isabet edeceği veya nikah edeceği bir kadına ise onun hicreti hicret ettiği şeyedir.(Buhâri,Kitabul Bed’ul Vahy,1)

مَنْ لَمْ يَسْتَشْفِ بِالْقُرْآنِ فَلَا شَفَاهُ اللَّهُ

127-Şifasını kuran ile aramayana Allah şifa vermesin.(Kenzul Ummal,no:28106)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ قَالَ : ” أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ ، اللَّهُ يُعْطِي وَأَنَا أَقْسِمُ

128-Ebu Hureyre rivayet ediyor: Peygamber (sav) şöyle buyurdular ; Ben Ebul Kasım.Allah(hidayeti) verir.Ben de taksim ederim.(Hâkim,Müstedrek,no:4243)

Hâkim hadis için ‘Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahihtir.Fakat ikisi hadisi nakletmemiştir.’ dedi.)

مَنْ صَلَّى أَرْبَعًا قَبْلَ الظُّهْرِ، وَأَرْبَعًا بَعْدَهَا لَمْ تَمَسَّهُ النَّارُ

129-Ümmü Habibe’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur: “Her kim, öğle namazın(ın farzın)dan önce dört rekât ve (farzından) sonra da dört rekât (nâfile) namaz kılarsa, cehennem ateşi onun bedenine dokunmayacaktır.” (Nesâî; hadis no: 1817. Tirmizî; hadis no: 428)

مَنْ حَافَظَ عَلَى أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ قَبْلَ الظُّهْرِ، وَأَرْبَعٍ بَعْدَهَا، حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ.

130-Tirmizî’nin lafzında şöyle buyurmuştur: “Her kim, öğle namazın(ın farzın)dan önce dört rekât, öğle namazın(ın farzın)dan sonra da dört rekât namaz kılarsa, Allah onun bedenini cehennem ateşine haram kılar.” (Tirmizî rivâyet etmiş, Elbânî de, Sahih-i Nesâî’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

ينزل الدجال بهذه السبخة بمرقناة، فيكون أكثر من يخرج إليه النساء، حتى أن الرجل ليرجع إلى حميمه وإلى أمه وابنته وأخته وعمته فيوثقها رباطا مخافة أن تخرج إليه، ثم يسلط الله المسلمين عليه فيقتلونه ويقتلون شيعته، حتى أن اليهودي ليختبيء تحت الشجرة أو الحجر فيقول الحجر أو الشجرة: يا مسلم! هذا يهودي تحتي فاقتله (Kenzul Ummal,38831)

131– “Deccal şu tuzlaya, kanalın geçtiği yere iner/oturur/karargâh kurar. En çok kadınlar yanına gider. Öyle ki, kişi -deccalin yanına gider endişesiyle- kendi yakını olan bir kadının, annesinin, kızının, bacısının, halasının yanına döner de onu sağlam bir bağ ile sıkıca bağlar.

Daha sonra Allah Müslümanları ona musallat eder de onu ve taraftarlarını öldürürler. Hatta (Müslümanlardan kaçmak için) bir ağacın veya bir taşın arkasında saklanmış olan Yahudiyi ele vermek için, ağaç veya taş: ‘Ey Müslüman! Altımda/arkamda Yahudi var, gel de öldür’ diyecektir.” (Kenzul Ummal, 38831)

Bu hadis rivayetinin manası açık değildir. Şu Sebha/tuzla denilen yer neresidir? Kanal neresidir? Bunların yerini tayin etmek zordur. Bunları ancak -eğer sahih ise- olay olduğunda ehl-i basiret anlar.

Sebha/Sebeha kelimesi tuzla anlamındadır. Bu ise, çorak ve verimli olmayan yer manasına da gelir. Bu ise, fakir, yoksul kimselerin yurtlarına işaret sayılabilir. Bu özelliğe sahip pek çok çapulcunun bol olduğu bu ülkeye Lenin, Stalin, Troçki gibi deccalerin gücünü gösteren konimizmin yerleşmesi, hadisin bir kısmını açıklar mahiyetindedir.

أحذركم المسيح وأنذركموه. وكل نبي قد حذر قومه وهو فيكم أيتها الأمة! وسأحكي لكم عن نعته ما لم يحك الأنبياء قبلي لقومهم، يكون قبل خروجه سنون خمس جدب حتى يهلك كل ذي حافر، قيل: فيم يعيش المؤمنون؟ قال: بما يعيش به الملائكة، ثم يخرج، وهو أعور وليس الله بأعور، بين عينيه (كافر) يقرؤه كل مؤمن كاتب وغير كاتب، أكثر من يتبعه اليهود والنساء والأعراب، يرون السماء تمطر وهي لا تمطر والأرض تنبت وهي لا تنبت، ويقول للأعراب: ما تبغون مني؟ ألم أرسل السماء عليكم مدارا وأحيي لكم أنعامكم شاخصة ذراها خارجة خواصرها دارة ألبانها؟ ويبعث معه الشياطين على صورة من قد مات من الآباء والإخوان والمعارف، فيأتي أحدهم إلى أبيه أو أخيه فيقول: ألست فلانا؟ ألست تعرفني؟ هو ربك فاتبعه، يعمر أربعين سنة، السنة كالشهر والشهر كالجمعة والجمعة كاليوم واليوم كالساعة والساعة كاحتراق السعفة في النار، يرد كل منهل إلا المسجدين، أبشروا، فإن يخرج وأنا بين أظهركم فالله كافيكم ورسوله، وإن يخرج بعدي فالله خليفتي على كل مسلم. (Kenzul Ummal, 38779 kaydettiğim aşağıdaki rivayet için ise bk. no: 39687)

132– Sizi mesih/deccalden sakındırıyor ve ona karşı sizi uyarıyorum. Her peygamber kavmini (bu konuda) uyarmıştır. Ancak Ey Ümmetim! O sizde çıkacaktır. (onun için), Ben size benden önceki peygamberlerin kavimlerine anlatmadıkları bazı özelliklerini anlatacağım.

Onun çıkmasından önce bütün canlıların helak olduğu beş kıtlık yılı olacaktır. “Peki o gün müminler ne ile yaşarlar?” diye sorulduğunda, “meleklerin yaşadığı şeyle (tesbih-tekbir-tehlil gibi zikirlerle) yaşarlar” diye cevap verdi.

Sonra o güzü şaşı olarak çıkar. Allah ise şaşı değildir. İki gözü arasında “kafir” yazılı olur. Okuma-yazması olan da olmayan da her mümin onu okur. Ona en fazla tabi olanlar Yahudiler, kadınlar ve bedevilerdir.

(İnsanlar) gökten yağmur yağmadığı halde yağdı sanırlar. Yer bitki bitirmediği halde bitirdiğini sanırlar. Cahil bedevilere şunları söyler: “Benden daha ne istersiniz? Size yağmuru yağdırmadım mı, sığırlarınızı-davarlarınızı sizin için canlandırmadım mı, göğüsleri sütün fazlalığından ters döndüğünü görmüyor musunuz?”

Onunla birlikte bazı kimselerin ölmüş babaları, kardeşleri, tanıdıklarının kılığına giren şeytanlar vardır. Kişinin ölmüş babası veya kardeşinin kılığına girerek gelir ve “Beni tanımıyor musun? İşte bu(deccali kastederek) senin rabbindir, o halde ona tabi ol!” diyerek telkinde bulunur.

Deccal (çıktıktan sonra) kırk yıl yaşar. Bir yılı bir ay, bir ayı bir hafta, bir haftası bir gün, bir günü bir saat, bir saat ise bir hurma yaprağının ateşte yandığı miktar(bir-iki dakika) kadardır.

İki Mescit(Mescid-i haram ve Mescid-i nebevi) hariç her yere girer.

Size şunu müjdeliyorum ki: eğer aranızda olduğum bir zamanda gelirse, Allah ve resulü sizin için kâfidir. Yok eğer banden sonra gelirse, benim yerime her müslümana Allah bakar.” (Kenzul Ummal, 38779)

Bu rivayette, deccalin bazı vasıfları zikredilmiştir.

Evvela onun bu ümmetten çıkacağı bildirilmiştir. Onun gözü -maddeten- şaşı olduğu gibi, gittiği yolun da manevi körlük ve sapıklık olduğu ifade edilmiştir. Deccalin en büyük kuvveti yahudilerdir. Fıtraten cemal-perest olan kadınlar ve yoksulluktan şikayetçi olan cahil bedeviler de ona isteyerek tabi olurlar. Alnında/başında/cebhesinde yazı olmadığı halde onun küfrünü gösteren bir alamet bulunur. Zaman oldukça bereketsizdir. Sabah-akşam olur da kişi istediği işini yapmamıştır. İşlerin fazla olduğundan kinaye de olabilir. İletişim, ulaşımın kısa zamanda yapılacağından haber vermiş olabilir.

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يخرج الدجال عدو الله ومعه جنود من اليهود وأصناف الناس، معه جنة ونار ورجال يقتلهم ثم يحييهم، معه جبل من ثريد ونهرمن ماء وإن سأنعت لكم نعته! إنه يخرج ممسوح العين، في جبهته مكتوب (كافر) يقرؤه كل من كان يحسن الكتاب ومن لا يحسن، فجنته نار وناره جنة، وهو المسيح الكذاب، ويتبعه من نساء اليهود ثلاثة عشر ألف امرأة، فرحم الله رجلا منع سفيهته أن تتبعه والقوة عليه يومئذ بالقرآن، فإن شأنه بلاء شديد، يبعث الله الشياطين من مشارق الأرض ومغاربها فيقولون له: استعن بنا على ما شئت، فيقول لهم: انطلقوا فأخبروا الناس أني ربهم وإني قد جئتهم ، ، (Kenzul Ummal,39687)

133- (Rivayete göre), Resulullah şöyle buyurdu: “Allah’ın düşmanı Deccal çıktığında Yahudilerden askerler ve bir kısım insanlar onun yanında yer alır/onunla birlikte olur. Onun yanında cennet ve cehennem bulunur. Bazı adamları öldürür, sonra diriltir.

Beraberinde dağdan bir tirit(dağ kadar büyük bir tirit-seride- yemeği) ve bir su ırmağı bulunur. Şimdi de size onun bazı vasıflarını bildireceğim:

O, gözü tümsek gibi düz(kör) olduğu bir şekilde çıkar. Alnında “Kafir” yazılıdır. Okuma-yazması olan da olmayan da onu okur.

Onun cenneti ateştir/cehennemdir. Ateşi ise cennettir. O çok yalancı mesihitr. Yahudi kadınlarından 13 bin kadın ona tabi olur. Maiyetindekileri(aile efradını) ona tabi olmaktan alıkoyan kimseye Allah rahmet etsin.

Ogün onu mağlup edecek kuvvet yalnızca Kur’an’dır.

Onun durumu (insanlar için) büyük bir fitnedir, bir imtihandır. Öyle ki, Allah yeryüzünün doğusundan ve batısından şeytanlar gönderir de onlar deccale “Bizden dilediğin yardımı iste” derler. O da: “Gidin, insanlar benim onların rabbi olduğumu, onlara cennet ve cehennemle birlikte geldiğimi, söyleyin” der. Ve şeytanlar her tarafa dağılırlar, öyle ki bazen bir tek kişiye yüzden fazla şeytan musallat olur.” (Kenzu’l-Ummal, 39687)

Bu rivayetten anlaşılan şudur ki: Deccal gözü kördür veya kör gibidir. Yazı olmayan bir alamet onun kâfir olduğunu (basiret ehline)gösterir.

O günkü insanların açlığından istifade ederek, ekonomik gücüyle onları kendine tabi eder. I. dünya savaşı sonrasında olduğu gibi, bir kıtlık olacak ki ekonomik olarak deccalin sofrası önem arzeder. Bazıları dünya malı için dinini dünyaya satar.

Özellikle onun en büyük kuvveti Yahudilerdir. Yahudi kadınları sosyal hayatın değişik sahnelerinde yer alıp diğer kadınları da ve erkekleri de baştan çıkarırlar. Bu gün dünyanın değişik bölgelerinde sefahate davet eden kadın derneklerinin belki de çoğu Yahudi patentlidir.

İnsanlardan ve cinlerden şeytanlar iş başında olur. Cin şeytanlar vesveselerle, insan şeytanlar açık telkinleriyle, materyalist felsefeleriyle, sefahati güzel göstermekle deccalin yolunun doğru olduğu yönünde sıkı mesai yaparlar.

شَجَرَةُ الزَّيْتُونِ

لِلشَّجَرَةِ مُنْذُ الأَزَلِ مَكَانَةٌ عَظِيمَةٌ فِي نُفُوسِ البَشَرِ، وَالشَّجَرَةُ صَدِيقٌ قَدِيمٌ لِلإِنْسَانِ، فَوَائِدُهَا لَهُ عَظِيمَةٌ مُتَعَدِّدَةٌ، الشَّجَرَةُ رَمْزُ الجُودِ وَالعَطَاءِ، فِي ظِلِّهَا يَجْلِسُ الإِنْسَانُ لِيَسْتَرِيحَ وَقْتَ الحَرِّ، وَمِنْ ثِمَارِهَا يَأْكُلُ أَطْيَبَ الثِّمَارِ وَأَحْلاَهَا وَيَسْتَمْتِعُ بِجَمَالِهَا وَمَنْظَرِهَا الحَسَنِ وَلَوْنِهَا البَهِيجِ. هُنَاكَ أَصْنَافٌ كَثِيرَةٌ مِنَ الأَشْجَارِ، نَحْنُ نَتَحَدَّثُ هُنَا عَنْ شَجَرَةِ الزَّيْتُونِ وَفَوَائِدِهَا.

الزَّيْتُونُ مِنَ الأَشْجَارِ المُبَارَكَةِ وَالَّتِي وَرَدَ ذِكْرُهَا فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ سَبْعَ مَرَّاتٍ. الزَّيْتُونُ نَوْعُ نَبَاتٍ شَجَرَيٍّ وَهُوَ مِنَ النَّبَاتَاتِ الزَّيْتِيَّةِ. شَجَرَةُ الزَّيْتُونِ مِنَ الأَشْجَارِ المُعَمَّرَةِ.

الزَّيْتُونَةُ شَجَرَةٌ دَائِمَةُ الخُضْرَةِ يَصِلُ ارْتِفَاعُهَا إِلَى خَمْسَةَ عَشَرَ مِتْرًا، جِذْعُ شَجَرَةِ الزَّيْتُونِ غَلِيظٌ وَصُلْبٌ، وَيَتَفَرَّعُ الجِذْعُ فِي الأَعْلَى إِلَى أَغْصَانٍ كَثِيرَةٍ. وَغُصْنُ الزَِّيْتُونِ شِعَارٌ مِنْ شٍِعَارَاتِ السَّلاَمِ، وَبَشِيرٌ مِنْ بَشَائِرِ الأَمَانِ، وَمَا زَالَتْ شُعُوبُ الأَرْضِ تَتَنَاقَلُ هَذَا الرَّمْزَ المَأْخُوذَ مِنْ قِصَّةِ نُوحٍ، جِيلاً بَعْدَ جِيلٍ حَتَّى جَعَلَتْهُ الأُمَمُ المُتَّحِدَةُ شِعَارَهَا.

أَوْرَاقُ شَجَرَةِ الزَّيْتُونِ نَاعِمَةُ المَلْمَسِ جِلْدِيَّةُ النَّسِيجِ، ذَاتُ لَوْنٍ أَخْضَرَ دَاكِنٍ. تَزْهَرُ شَجَرَةُ الزَّيْتُونِ فِي أَوَاخِرِ الرَّبِيعِ وَبِدَايَةِ الصَّيْفِ، أَزْهَارُهَا بَيْضَاءُ وَصَغِيرَةُ الحَجْمِ وَتُوجَدُ فِي مَجْمُوعَاتٍ شَبِيهَةٍ بِالعَنَاقِيدِ. فَفِي الأَشْهُرِ أَيْلُول –تَشْرِين أَوَّلٍ تَنْضَجُ حَبَّاتُ الزَّيْتُونِ، وَلَوْنُهَا يُصْبَحُ أَخْضَرَ فِضِّيًّا، وَفِي بَعْضِ الأَحْيَانِ مُنَقَّطٌ بِنُقَاطٍ بَيْضَاءَ، مَوْسِمُ قَطْفِ الزَّيْتُونِ هُوَ مَوْسِمُ فَرَحٍ وَسَعَادَةٍ لأَصْحَابِ الكَرْمِ.

ثِمَارُ الزَّيْتُونِ ذَاتُ فَوَائِدَ كَثِيرَةٍ فَهِيَ غِذَاءٌ كَامِلٌ وَغَنِيَّةٌ بِالزَّيْتِ. بَعْدَ كَبْسِ الزَّيْتُونِ يُؤْكَلُ مَعَ العَدِيدِ مِنْ أَنْوَاعِ الطٍََّامِ الشَّهِيَّةِ، الزَّيْتُونُ يُؤْكَلُ وَهُوَ ”شَيْخُ الطَّاوِيلَةِ“ أَوْ ”شَيْخُ الصُّفْرَةِ“.

زَيْتُ الزَّيْتُونِ يَتَكَوَّنُ مِنْ الأَحْمَاضِ الدُّهْنِيَّةِ، لَهُ فَوَائِدُ طِبِّيَّةٌ كَثِيرَةٌ، فَهُوَ لاَ يَحْتَوِي عَلَى الكُولُوسْتْرُولِ المُضِرِّ لِلْقَلْبِ. تَنَاوُلُ زَيْتِ الزَّيْتُونِ مُؤَدٍّ إِلَى هُدُوءِ الأَعْصَابِ وَاِنْخِفَاضِ ضَغْطِ الدَّمِ المُرْتَفِعِ. زَيْتُ الزَّيْتُونِ مُضَادٌّ لِلإِمْسَاكِ، وَمُلَطِّفٌ لِلْبَشَرَةِ وَدِهَانٌ مُمْتَازٌ لِلشَّعْرِ، وَمَانِعٌ لِقَشْرَةِ الرَّأْسِ.

هُنَاكَ أُنْشُودَةٌ جَمِيلَةٌ لِشَجَرَةِ الزَّيْتُونِ تَتَنَاقَلُهَا الأَلْسِنُ:

يَا شَجَرَةَ الزَّيْتُونْ يَا زِينَةَ الأَشْجَارْ

يَا أُمَّنَا الحَنُونْ يَا بَهْجَةَ الأَنْظَارْ

فِيكَ لَنَا طَعَامْ فِي الزَّيْتِ وَالثَّمَرْ

وَمِتُّكَ كَمْ جَنَيْنَا مَا يَنْفَعُ البَشَرْ

يَا شَجَرَةَ الزَّيْتُونْ يَا رَايَةَ السَّلاَمْ

اللهُ حَقًّا فِيكْ قَدْ بَارَكَ الأَنَامْ

Zeytin Ağacı (Arapça Şiir)

134-İnsanlığın yüreğinde ağacın ezelden beri büyük yeri vardır. Birçok faydaları vardır. Ağaç bol yağmurun sembolüdür. Sıcak zamanlarda insanlar gölgesinde istirahat eder. Güzel ve tatlı meyvelerinden yer. Göz alıcı renginden güzel görüntüsünden istifade eder. Burada birçok çeşit ağaç var. Biz Zeytin ağacından ve faydalarından bahsedeceğiz. Zeytin ağacı mübarek bir ağaçtır. Kuranda yedi yerde adı geçer. Zeytin bir bitki çeşididir. Bitkisel yağlardandır. Uzun ömürlü ağaçlardandır. Daima yeşildir. Yüksekliği on beş metreye ulaşır. Gövdesi kalın sert çok dallıdır. Zeytin dalı barışı simgeler. Emniyeti müjdeler. Zeytin ağacın dalları yumuşaktır, rengi koyu yeşildir. Yaz mevsiminin sonunda çiçeklenir, çiçekleri beyazdır, küçüktür hepsi salkım salkımdır. Eylül ayında açar, zeytin taneleri ekimde olgunlaşır. Rengi gümüş yeşili olur, bazı zamanlarda beyaz olur. Zeytin toplama zamanı bahçe sahipleri için mutluluk ve sevinç zamanıdır. Zeytinin birçok faydaları vardır. Yağıyla zengin tam bir gıdadır. Zeytin salamura yapıldıktan sonra iştah açıcı bir şekil alır tane tane yenir. Zeytin yağı yağ asitlerinden oluşur. Birçok faydası vardır. Kalbe zararlı olan kolesterol içermez. Sinirleri yumuşatır. Yüksek kan basıncını düşürür. Kabızlığı gidericidir, yumuşatıcıdır, saçları parlatır kepeği engeller.

Zeytin ağacı için bir şiir:

Ey zeytin ağacı ey ağaçların süslüsü

Ey şefkatli annemiz ey bakınca göz alan

Bizim için yağ ve meyve veren

Senden kaç can insan faydalanır.

Ey zeytin ağacı ey selam bayrağı

Allah senden bahsediyor

Mutlaka mübarek bir nimetsin

أَنَا مَدِينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِيٌّ بَابُهَا ، فَمَنْ أَرَادَ الْمَدِينَةَ فَلْيَأْتِ الْبَابَ

135-İbn Abbas naklediyor: Hz.Peygamber(asv) şöyle buyurdu : Ben ilmin şehriyim.Ali de onun kapısıdır.Her kim şehre girmek isterse kapısına gelsin.(Hâkim,El Müstedrek,no:4693 ; Hâkim hadis için sahih demiştir.)

136-Ezan duâsı pek çok hadis kitabında rivayet edilen meşhur bir duâdır. Beyhaki, Sünen-i Kübrasında (c.1, s.410), Taberâni Mu’cemi Sagir (c.2, s.3) ve Mucem-ü Evsat’da (c.5, s.54) Hz. Cabir (ra)’dan, “Kim ezanı duyduğunda ‘Allah’ım bu davetin hakkı için senden istiyorum (اللهم إني أسألك بحق هذه الدعوة)…’ derse” rivayetini naklederler.

137-Ebû Said El-Hudri (ra)’dan yapılan rivayetin bir kısmında Peygamberimiz (asm) “Kim evinden namaza çıktığında “Allah’ım senden isteyenlerin hakkı için, bu yürüyüşüm hakkı için (اللهم إني أسألك بحق السائلين)… istiyorum derse…” denilmiştir.
(İbn Mace, c.1, s.256, Ahmed s.3, s.21, Müsned-i Ebûl Cad, 1-299, Musannef İbn Ebi Şeybe, 6-25)

138-Benzer bir hadis İbn Merduye tarafından yine Ebû Said El-Hudri (ra)’dan rivayet edilmiştir: “Resûlullah (asm) namazını bitirdiği zaman, Allah’ım! İsteyenlerin senin üzerindeki hakkı için istiyorum. Muhakkak ki isteyenlerin senin üzerinde hakkı vardır.” (Eddürrül Mensur c.2, s.224)

139-Ebû Ümame El-Bahili, “Resûlullah sabahladığı ve akşamladığı zaman şöyle duâ ederdi” diyerek uzun bir duâ zikreder. Duânın sonunda yine “senden isteyenler hakkı için” ifadesi zikredilir. (Taberani, M. Kebir, c.8, s.264)
Buraya kadar zikrettiğimiz rivayetlerde daima السائلين isteyenler vesile kılınmıştır. İsteyenler vesile kılınırsa peygamber ve salihlerin vesile yapılması da câizdir.

140-Hâkim ve Beyhaki’nin İbn Abbas’tan yaptığı rivayette ise Yahudilerin “Ahir zamanda bize göndereceğini vaat ettiğin ümmî peygamberin hürmetine bize yardım eyle” (اللهم إنا نستنصرك بحق النبي الأمي) diye duâ ediyorlardı.

Ayrıca Yahudilerin Peygamberimizi vesile yaptığına dair Bkz. Kurtubi, c.2, s.29, Nesefi c.1, s.57, Beyzavi c.1, s.359, Tefsir-i Bagavi c.1, s.120

141-Ebû Nuaym Delail-i Nübüvve adlı kitabında Ata, Dahhak tarikiyle İbn Abbas (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: “Benî Kureyza ve Nadir Yahudileri Muhammed (asm) peygamber olarak gönderilmezden önce kafirlere karşı Allah’tan fetih istiyorlar ve şöyle duâ ediyorlardı: “Allah’ım! Ümmî peygamber hürmetine senden düşmanlarımıza karşı bize yardım etmeni istiyoruz. (اللهم إنا نستنصرك بحق النبي الأمي)”. Allah da onlara yardım ediyor ve muzaffer oluyorlardı. (Ed-Dürrül Mensur c.1, s.216)

142-Taberani, Hakim, Ebû Nuaym, Beyhaki ve İbn Asakir’in Hz. Ömer (ra’) ten rivayet ettiklerine göre peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

Âdem işlediği günahı işlediğinde başını semâya kaldırdı ve “(Allah’ım) Muhammed hakkı için beni bağışlamanı istiyorum” (أسألك بحق محمد إلا غفرت لي) dedi. Allah ona “Muhammed kimdir?” diye vahiyle sordu. Âdem “Beni yarattığın zaman başımı arşına kaldırdığımda orada ‘Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun resûlüdür’ “لا إله إلا الله محمد رسول الله” yazılı olduğunu gördüm. Bundan bildim ki, senin katında ismini ismin ile beraber yazdığın bu zâttan daha şerefi yüce kimse yoktur.” dedi. Allah ona “Ey Âdem! O senin zürriyetinden gelecek peygamberlerin sonuncusudur. Eğer o olmasaydı seni yaratmazdım” buyurdu. (Ed-Dürrül Mensur c.1, s.142)

143-Meselâ, Peygamberimiz (asm)’ın annem dediği, Hz. Ali’nin annesi Fatıma binti Esed vefat ettiğinde onun için Allah’a duâ etmiş ve duâsında “Peygamberin ve benden önceki peygamberler hakkı için (بحق نبيك والأنبياء الذين من قبلي)” demiştir. (3) Peygamberimizin kendinden önceki peygamberleri vesile yapması bunun câiz, meşru, hatta müstehap olduğunun delilidir.
Aşağıda ele alacağımız rivayetler de, “Hayatta olmayan kişiyle vesile yapılmaz” görüşünü çürütür mahiyettedir.

Taberâni, Mu’cem-i Kebir, c.24, s.351, Mu’cem-i Evsat c.1, s.67

144-Enes (ra) şöyle demiştir: Ömer b. Hattab (ra) kıtlık olduğu zaman Abbas b. Abdülmuttalip’i vesile ederek yağmur istedi ve “Allah’ım! Biz sana Peygamberimiz (asm) ile tevessül eder ve sen de bize yağmur ihsan ederdin. (Şimdi) sana Peygamberimizin amcasıyla tevessül ediyoruz. (نتوسل إليك بعم نبينا), bize yağmur ihsan eyle” dedi. Enes (ra) der ki; bu duânın ardından Allah yağmur ihsan etti. (Buhari c.1, s.342, c.3, s.1360) (Bu hadis Beyhaki, İbn Huzeyme, Taberâni, İbn Hibban ve başkaları tarafından da rivayet edilmiş sahih bir hadistir.)

Hz. Ömer bu duâyı kalabalık bir cemaatin huzurunda yapmış ve hiçbir sahabe de onu ‘bidat’ ve ‘şirk’le itham etmemiştir. Bu yönüyle vesilenin câiz olduğunda sahabenin icmaı vardır demek yanlış olmaz.
Burada rivayetin (استسقى بالعباس) “Abbas’la yağmur istedi” ifadesini “Abbas’ın duâ etmesini istedi” şeklinde anlamak veya izah etmek Arapçayı bilmemekten kaynaklanan bir cehalettir ve delilsiz bir şekilde nassı tevil etmek olduğundan sapıklıktır.
Bazıları “peygamberden başkasıyla vesile yapılmaz” demişse de, Hz. Ömer’in Hz. Abbas’ı vesile yapması, peygamberimizden başkalarının duâda vesile yapılacağına delildir.

146-Peygamberimizin amcası Ebû Talip, nübüvvetten önce yağmur duâsına Peygamberimizle çıkıp onu vesile yapmıştı. Daha sonra müşriklere karşı peygamberimizi müdafaa ederken bir şiir söyleyerek onu methetmiş ve “Onun yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenir” (يستسقي الغمام بوجهه) demişti. Şiirin bu kısmını daha sonraları Hz. Aişe ve Hz. Ebû Bekir (ra) çokça söylerlerdi. (Ahmed C.1, s.7, Musannef İbn Ebi Şeybe C.6, s.353, Bezzar C.1, s.128). Keza İbn Ömer (ra) de bu sözü çokça söylerdi. (Beyhaki Süneni Kübra 3-352) Hatta o şöyle demiştir: “Resûlullah’ın yüzüne baktığım zaman çoklukla şairin bu sözünü hatırlamışımdır.” (Buhari c.1, s.342) Garip olan şu ki, Ebû Talip iman etmemiş olduğu halde bir hakîkati görmüş ve ifade etmiş, fakat Peygambere ümmet olmuş bazı şahsiyetler bu hakîkati göremiyorlar. Yukarıdaki ifadeler sahâbelerin peygamberimizi vesile etmekte hiçbir mahzur görmediklerini ifadeye kâfidir. Bunu teyit eden başka bir hadis başta Buhari’nin rivayet ettiği Hz. Ömer’le ilgili hadistir.

147-Osman b. Huneyf (ra)’ten şöyle rivayet edilmiştir: Gözleri âmâ olan bir adam Peygamber (asm)’a gelerek “Allah’ın beni afiyete kavuşturması (gözlerimin açılması) için duâ et!” dedi. Peygamber (asm) da “Eğer istersen duâ edeyim, eğer istersen (sana yapacağım duâyı) tehir edeyim. Bu senin için daha hayırlıdır” dedi. Adam; “Duâ et!” dedi. Peygamber (asm) ona güzelce abdest alıp, iki rekât namaz kılmasını ve şöyle duâ etmesini emretti: “Allah’ım! Senden istiyorum ve rahmet peygamberi olan peygamberin Muhammed ile sana yöneliyorum. Ey Muhammed! Bu ihtiyacımın yerine getirilmesi için senin ile Rabbime yöneldim. Allah’ım onun benim hakkımdaki şefaatini kabul eyle.” (Adam Peygamberimizin dediği gibi yaptı ve gözleri açıldı.) (Ahmed c.4, s.138, Tirmizi c.5, s.569, İbn Mace c.1, s.441)
Ahmed b. Hanbel bu hadis için “İsnadı sahih ve râvileri sikadır” demiştir.
Bu sahih hadis fazla beyana lüzum kalmayacak derecede vesilenin câiz ve müstehap olduğuna delildir.

– Musannef Ezan ve İkameti duyunca ne söyleneceği Babı tercümesi –

( 1 ) حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ قَالَ أَنَا إسْمَاعِيلُ بْنُ عُلَيَّةَ وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتُوَائِيِّ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إبْرَاهِيمَ عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ قَالَ دَخَلْنَا عَلَى مُعَاوِيَةَ فَجَاءَ ، الْمُؤَذِّنُ فَقَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا سَمِعْت نَبِيَّكُمْ يَقُولُ .

149-Muhammed b. İbrahim’in naklettiğine göre , İsa b. Talha şöyle diyor : Muaviye(ra)'(nin yanına) girdik.Müezzin geldi ve Allahuekber(Allah en büyüktür) Allahuekber(Allah en büyüktür) dedi.Bunun üzerine Muaviye(ra)’ da bunun mislini(aynısı) söyledi.Sonra (bize şöyle) dedi : Ben Peygamber(sav)’den böyle dediğini işittim.

عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ ، قَالَ : دَخَلْنَا عَلَى مُعَاوِيَةَ فَجَاءَ الْمُؤَذِّنُ فَأَذَّنَ ، فَقَالَ : اللَّهُ أَكْبَرُ ، اللَّهُ أَكْبَرُ ، فَقَالَ مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ مثل ذَلِكَ ، فَقَالَ : أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ مثل ذَلِكَ ، فَقَالَ : أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ، فَقَالَ مُعَاوِيَةُ مثل ذَلِكَ ثُمَّ قَالَ : ” هَكَذَا سَمِعْتُ نَبِيَّكُمْ يَقُولُ ” .

150-Diğer rivayet ise şöyledir : Muaviye(ra)'(nin yanına) girdik.Müezzin geldi çağırdı.(ezan okumaya başladı.) Allahuekber Allahuekber deyince Muaviye b. Ebu Süfyan (ra) aynısını söyledi.Müezzin Eşhedu En La İlahe İllallah deyince Muaviye (ra) aynısını söyledi.Müezzin Eşhedu Enne Muhammeden Resulullah deyince Muaviye (ra) aynısını söyledi.Sonra ‘Ben Peygamberden böyle dediğini işittim’ dedi.