[4] Nefs-i Mutmainne - Nefsin Mertebeleri

[4] Nefs-i Mutmainne – Nefsin Mertebeleri

Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm`ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

Nefs-i Mutmeinne : Tatmin olan, huzur bulan nefs anlamındadır.

Zikri : “Ya Hak” dır

İdraki : “ya eyyetühennefsül mutmeinneh irci’ıy ila rabbiki” (Fecr suresi 89/27 – 28)

Meâli: “Ey nefs-i mutmeinneye eren kişi, Rabbine dön”

Hali: “inniy veccehtü vechiye lilleziy fetare’s semavati vel arda haniyfen ve ma ene minel müşrikin” (Fecr suresi 6/79)

Meâli: “Ben varlığımı semavat ve arzı var edene döndürdüm ben müşriklerden
değilim”

Yaşantısı: Nefs-i Mutmeinne’nin iki yüzü vardır, biri Mülhime’ye bakar, diğeri Radıyye’ye bakar.

Bu mertebenin belirgin ahlak ve sıfatlan şunlardır. Meleki ahlaklıdır. Hali, tevazu ve ihlas üzeredir. Kanaat, sehavet, şecaat, iffet, fiilleriyle işgörür. Taat ve itaatten zevk alır. İyiliği terketmekten ve kötülüğe dönmekten korkar.

Rengi; beyazdır.

Bu makamın anahtarı ve yükselticisi “Hak” ismidir

Mürşidinin himmeti, irşadı’dır.

Tarikat mertebesini idrak etme yeridir.

Zaman zaman KABZ zaman BAST hali devam eder.

KISA BİLGİ
Evvelki hallerinde yaşamını sürdürerek Nefs-i Mutmeinne’ye ulaşan sâlik, önceki hallerinde az da olsa şüphe içinde bulunuyorken burada daha çok huzur bulmuş ve yaşantısında yeni bir aşama daha kaydetmiş olur. Bu mertebede ilahi huzuru bulup Kendine ve Rab’bına güveni artar. Kendini daha derinlemesine tanımaya başlar. Bu yer Rab’bın özel olarak HAK zikrine devam eden kullarını kendine davet ettiği yerdir. Bu davete ancak “Nefsini bilen Rabbını bilir” hakikatine aşina olanlar icabet edebilir. Çok özel bir mertebedir, ümumilik’ten seçilmişliğe geçiştir. Oldukça çok çalışma gerektirir. Kulaktan duyan her kişi değil, gönülden duyan er kişi ancak bu çağrıya icabet edebilir. Bu hitap batını açık olanlara ulaşır. Diğerleri sadece kelamını duyar ve orada kalır.

Gönül ve can gözünü faaliyete geçirenler bu daveti duyar ve uyarlar. “Ey tatmin olup huzur bulan nefs, Rabbine dön” emrini her müslüman duyar fakat bulunduğu mertebesi itibarile icabet etmeğe çalışır. Bu emre ancak Mutmeinne olmuş nefs, haliyle icabet edebilir ve Rabbından bu emri vasıtasız (müşahede ederek) alır. Çünkü gerçek Rabbına ulaşmıştır.

Daha evvelce, hayalinde var ettiği Rabbına ibadet ederken, burada gerçek Rabba yani “Rabbül erbab”a ulaşmıştır, işte bu yüzden de “Ey mutmeinne nefs” hitabına mazhar olmuştur.

“Mutlak İrfan” mertebesinin başlangıcıdır. Kendini tanıma yolunda büyük aşama kaydetmektir. Ne büyük saadettir ki Rab, kişiye bu mertebede özel olarak hitab etmededir. Duyanlara, uyanlara, yaşayanlara gerçekten aşk olsun, helal olsun. Buraya gelinceye kadar insanlara olan hitap umumi’dir. Burada hususiliğe ve özelliğe geçiliyor. Rabbın sana, özel olarak, hitabı ne güzeldir, ne hoştur! Onun için bu kimseye büyük ihsan vaki olmuştur. İşte bu yaşantıya ulaşan ve idrak eden kişide, karşılık olarak: “Ben mutlak varlığımı semavat arzı var edene döndürdüm, ben müşriklerden değilim” idraki ile cevap vermeye ve bu halin gereğini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışmalıdır. “İyi bilin ki kalpler ancak ALLAH’in zikri ile mutmain olur” (Rad Suresi 13/28) lafzı ilahisi bu hali ne güzel anlatmaktadır.

Burada ALLAH zikri demek sadece tesbih ile ALLAH ALLAH diye sayarak onu anmak değil, ancak idrak ile evvela Rab, yani RUBUBİYYET mertebesini anlayıp oraya yönelmek, oradan’da daha sonraki çalışmalarla ULÛHIYET mertebesine ulaşmak olduğunu anlamamız icab eder.

Ey bu yolda yürüyen sâlik, neler aybettiğini veya neler kazanabileceğini bir bilsen ne olurdu?
ALLAH c.c. idrak yolunda olanlara âlim ismiyle tecelli etsin. Amin.

Alternatif Video Seçeneği 1

Alternatif Video Seçeneği 2